Kan ve kolestrol etkileyen risk faktörleri
03 Haziran 2010 zifiri
Kategori: Genel sağlık
->
Kalıtım kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etkendir. Araştırmacılar aile ile ilişkili hypercholesterolemia ve diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünya da her yıl 10 milyon orta yaşlı insanın öldüğüne inanmaktadırlar. Devamını oku
Emzirmenin püf noktaları
30 Ocak 2010 admin
Kategori: Çocuk, Diş, Göz, Kadın Sağlığı ve Sağlık Haberleri
DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ve ÜNİCEF, bebeklerin yaşamının ilk 4 ayında mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslenmesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin, Anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar. Emzirme, bebeğinizle sizin arasında sağladığı yakın temas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. Bebeğiniz doğduktan sonra ilk yarım saat içinde, sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden, mutlaka onu emzirmelisiniz. İlk 48 saat içinde sık emzirmek, sütün yeterliliği açısından önem taşır .Çünkü sık emzirmeye bağlı olarak süt salgısında artık olacaktır. Bu nedenle, sütünüz henüz gelmemiş bile olsa, sık emzirmeye devam edin.
Kolostorun adı verilen ilk süt, protein bakımın dan oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır. Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum, sonraki birkaç gün içinde normal anne sütüne dönüşecektir.
Kolostrum sıvısı, hamileliğinizin yedinci ayından sonra sağlıyabilir. Bu aylarda dış altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bulunan koyu renkli kısım), baş ve işaret parmaklarıyla yapılacak kısa masajlar, süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir.
Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın. Yeni kaynatılmış ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin. Bebeğinizi mümkün olduğu kadar dik bir pozisyonda kucağınızı alın. Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın. Bebeğinizin, meme başını çevresindeki meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın. Böylece, bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir. Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamayacaktır.
Nevrozlar
04 Ocak 2010 admin
Kategori: Genel sağlık
->
Nevrozda, kişi istek ve idealleri doğrultusunda ilerlerken aşamayacağı engellerle karşılaşırsa ümitsizliğe kapılır. Önce kendi yeteneklerini yargılar. Engelleri aşamadığı için çevresi tarafından eleştirildiği ve baskıya maruz kaldığı zaman çevreye kızar. Ancak çoğu zaman bu kızgınlığını dışa vurmaz, içinde tutar. Sitem ve kızgınlıklar üst üste geldikçe çeşitli sıkıntılar doğar ve bunlar kişiye huzursuzluk vermeye başlar.
Nevrotik kişide sürekli sinirlilik, gerginlik, korku, endişe, huzursuzluk, kuruntu, dikkati toplayamama, dengesizlikler ve ruhsal çöküntü hali görülür. Kişi karşılaştığı zorluklan aşmak için gayret etmek yerine onlardan kaçmaya çalışır. Sürekli olarak kendi duyguları, kendi umutları ve kendi sorunlarıyla ilgilidir. Kendine dönük olduğundan diğer insanlarla ilgilenmez. Sorumluluklarını yerine getirmediğinin farkında olması ve insanlardan bencilce beklentileri suçluluk psikolojisi yaşamasına neden olur.
Nevrotik kişi kendisine zarar verdiğini gördüğü halde, şaşırtıcı bir şekilde, aynı hataları tekrar tekrar yapar.
Olaylar ve kişiler hakkındaki yorumlarını genelleştirir. Örneğin bir kişinin söylediği sözü, herkes böyle söylüyor şeklinde aktarır. Yaşadığı olayları ise çok olumlu ya da çok olumsuz gibi keskin ayrımlarla değerlendirir. Benzer şekilde insanları da. Bir kişi onun için ya çok iyidir ya da çok kötü.
Nevrotik kişi sıklıkla olaylarla baş edemediği ve yapmak istediği şeyleri yapamadığı şeklinde sızlanır. İşin gerçeği; yapamamasından çok, yapmak istememesidir. Aslında korktuğu faaliyetten kaçmak istemektedir. Bunun için pek çok mazeret ileri sürer, yapmaları gereken etkinliği devamlı olarak ertelerler.
Nevrotik kişi, davranış bozukluklarından kendini sorumlu görmez, hep kendini haklı bulur. İç dünyasında suçluluk-kızgınlık hakimdir ve sevgiyi algılamakta zorlanır. Kendini sert bir biçimde yargılar, acımasızca eleştirir, değersiz görür. Böyle olduğuna dair sürekli delil toplamaya çalışır, ilgisiz yorumlarda bulunur ve devamlı bunun ıstırabını yaşar.
Bu kişiler nevrotik davranışlarıyla uyumsuz olabilirler fakat gerçekleri çarpıtmazlar. Aksine gerçeğin farkındadırlar ancak çıkış yolu bulamazlar.
Yaygın olarak görülen nevrotik bozuklukları aşağıda listelenmiştir:
Panik bozukluk
Panik bozukluk, nöbet şeklinde birdenbire beliren yoğun bir korku hissidir. Kişi, başına bir kötülük geleceğinden, felakete uğrayacağından, aklını kaybedeceğinden veya öleceğinden korkar, dehşete kapılır. Kontrolünü kaybedip ürkütücü şeyler yapacağı endişesi yaşar. Bu ataklar 5-10 dakika içinde ani olarak başlar, çoğu zaman 30 dakikayı geçmez. Ender olarak bir saati geçse de kendiliğinden son bulur. Atakların tekrarlaması olasıdır.
Panik ataklı bir hastada; çarpıntı, göğüs ağrısı, göğüste sıkıntı hissi, titreme, terleme, boğulma hissi, nefes almada zorluk, nefesin kesilmesi, karın ağrısı veya mide bulantısı, üşüme veya tam tersi ateş basması, baş dönmesi, bayılacakmış gibi hissetme, uyuşma ve karıncalanma hissi, delireceği korkusu, ölüm korkusu gibi belirtilerden en az dördü veya daha fazlası bir arada başlar ve dakikalar içinde tırmanır. Fakat panik atak tehlikeli bir hastalık değildir. Kişinin sandığı gibi korktuğu şeyler basma gelmez; bu sebebe dayalı olarak hayatı tehlike altına girmez, hasta aklım yitirmez veya kontrolünü kaybetmez. Panik atak hiçbir zarar vermeden kendiliğinden geçer.
Fobiler
Gerçeklere ve akla uymayan, yersiz veya abartılı korkulara fobi adı verilir. Fobisi olan kişi ise tehlike arz etmeyen durum ve nesneler karşısında korkuya kapılır. Örneğin böceklerden korkan bir kimse çiçeğin kenarında küçük bir böcek görse çok heyecanlanır, atmak veya öldürmek zorunda kalmak ise panik olmasına sebep olabilir.
Bazı fobilerde ise korkuda gerçeklik payı vardır, ancak abartılmıştır. Her insan yüksekten ürker, ancak 4-5 metre yükseklikte bulunan bir dairede pencere kenarına yaklaşamayan, hatta zorlandığında baygınlık geçiren insanlar vardır. Bunlar basit fobilerdir. Bir de sosyal fobiler vardır ki bu durumda kişi olmadık bir hata yaparak insanların önünde utanacağı veya küçük düşeceği gibi endişeler taşır. Topluluk arasında konuşurken bir anda sözünü unutacağını, kekeleyeceğini, akılsızca şeyler söyleyeceğini, soru soran olursa cevap veremeyeceğini; bir şey içerken ses çıkacağını, yemek yerken boğazına kaçacağını düşünür. İnsanların yanında aşırı heyecanlanmaktan, ellerinin titremesinden ve bunun fark edilmesinden korkar. Bu yüzden kalabalık içinde konuşma, sesli okuma, yazı yazma, iş yapma gibi etkinliklerden uzak durur. Bunun dışında agorafobiler vardır. Özellikle asansör, köprü, tünel, sıkışık trafik ve kapalı yerlerde hasta yoğun bir sıkıntı duyar, kuruntulu bir şekilde beklemeye başlar. Panik atak yaşaması durumunda kendisine yardımın gelmeyeceğinden, mahcup durumadüşmekten korkar. Kimi zaman da direk olarak ortamdan kaçar. Dişçi koltuğu, berber, kuaför çekindikleri yerlerden bazılarıdır. Bu tip fobik kişiler toplu taşıma araçlarma binemez, evde yalnız başlarma kalamazlar.
Özetle; fobi korkudan farklı bir şeydir. Bu ruhsal hastalıkta korkunun mantıklı bir açıklaması yoktur. Fobik kişinin kendisi de bunun farkındadır. Fobiler tedaviye çok iyi cevap veren ruhsal rahatsızlıklardır. En çok rastlanılan fobiler şunlardır:
Akrofobi => Yükseklik
Agorafobi => Açık alan
Ailurofobi => Kediler
Antofobi => Çiçekler
Antrofobi => İnsanlar
Akuvafobi => Su
Astrafobi => Şimşek
Brontofobi => Gökgürültüsü
Klostrofobi => Kapalı yer
Kinofobi => Köpek
Ekuinofobi => Atlar
Herpetofob => Kertenkele
Mizofobi => Kirlilik
Nikotofobi => Karanlık
Ofidofobi => Yılanlar
Payrofobi => Ateş
Karşılaşılan fobi türlerinden biri de sosyal fobilerdir. Sosyal fobisi olan insanlar toplum içine karışmaktan çekinirler. Bu tür ortamlara girdiklerinde eleştirilme ya da küçük düşürülme korkusu yaşarlar. Sosyal fobinin belirtileri şöyle sıralanabilir: Terleme, titreme, baş ağrısı, çarpıntı, midede rahatsızlık, kaslarda gerginlik, sıkıntı hissi. Bu belirtiler kişinin yaşammı çok güçleştirecek hale geldiğinde kişinin bir uzmandan yardım alması, tedavi görmesi gerekebilir. Hastaların %95′inde başlangıç yaşı 20′nin altındadır.
Saplantı Hastalığı
Obsesyon (saplantı-takmtı) insanın aklına istenmeden, elinde olmadan gelen rahatsız edici düşüncelerdir. Bu düşünceler geldiği zaman kişide büyük bir sıkıntı oluşur ve kişi bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için bazı uygunsuz, kendini yapmaktan alıkoyamadığı ve saçma bulduğu yineleyici hareketler yapmaya başlar. Bu hareketlere de kompülsiyon (zorlantı) adı verilir. Sonuçta kişinin işlevselliği önemli ölçüde etkilenir ve bu durum tedavisi şart olan bir hastalık haline gelir.18 Zorlantılara örnek olarak şunu verebiliriz: Zihninden, “kapıyı 10 kere açıp kapamazsam başıma bir felaket gelecek” veya “bine kadar saymazsam bu evden biri ölecek” diye geçirir. Bu “sözde” kötü ihtimali engellemek için sürekli sayar; veya tabağa şu kadar kez dokunmalıyım, der ve bunu yapar. Bu şekilde saymakla veya dokunmakla sözde doğacak kötü sonuçlan önlediğine inanır.
Bu hastalığın türleri şunlardır:
Sayma saplantıları: Hasta gördüğü veya düşündüğü sayıları sayma konusunda kendisini engelleyemez. Binaların kaç kat olduğunu, elektrik direklerini, kaldırım taşlarını vs. sayar, araba plakalarını okur.Düzen saplantıları: Kişi her şeyi, kendi anlayışına göre belirlemiş olduğu sistem ve kurallara uygun olarak düzenlemeye çalışır. Başkalarının eşyalarına dokunmasını istemez ve bundan rahatsızlık duyar.
Temizlik ve bulaşma saplantıları: Çoğunlukla kişi mikropların ve her türlü kirin üzerine bulaşmasından korkar. Ellerini defalarca yıkayarak, kendisini bulaşmadan korumaya çalışır.
Şüphe saplantıları: Bu tür obsesyonu olan kişi, bir şeyi yapıp yapmadığından bir türlü emin olamaz. Bu yüzden de yaptığı şeyleri defalarca kontrol eder. Örneğin kapıyı, pencereyi, ocağı kapatıp kapatmadıklarını tekrar tekrar yoklarlar.
Zarar verme saplantıları: Kişi kendisim bazı şeyleri sabit sayıda yapmak mecburiyetinde hisseder. Bunun nedeni korkusunu bir parça olsun hafifletebilmektir. Örneğin dolabı üç defa açıp kapar veya saçlarmı iki, dört altı gibi mutlaka çift sayı tekrarmca yıkar. Bu şekilde, kendisini veya yakınlarını “sözde” bir tehlike ya da zarardan koruduğuna inanmaktadır.
Travma sonrası stres bozukluğu
Doğal felaketler, savaş ortamı, trafik kazası, saldırı veya ölüm tehdidi gibi olağan dışı ve travmatik bir olaym ardmdan kişide meydana gelen belirtilerdir. Kişi özellikle ilk zamanlarda bu olayı sık ve yoğun olarak hatırlar. Rüyalarında aynı travmatik olayı tekrar tekrar yaşar. Bu dönemde dışarıdan gelen etkilere karşı tepkisizlik içindedir. Benliğini sarsan bu olayı yeniden yaşayacağı korkusu taşır.
Bu rahatsızlık vakalarında kişi genellikle travma sırasında ölüm tehlikesi ile yüz yüze gelmiş fakat acz içinde kalarak şiddetli bir korku yaşamıştır.
Kaygı Bozukluğu (Yaygın Anksiyete Bozukluğu)
Bu rahatsızlıkta kişi günlük yaşamını etkileyen yaygınlaşmış bir anksiyete yani endişe ve üzüntü içindedir. Dikkatini toplamakta ve düşüncelerini odaklamakta güçlük çeker, zihni donmuş gibidir. Öte yandan yoğun bir heyecan duygusu ve huzursuzluk yaşar. Enerjisi azalmış, kasları gerilmiştir, çabuk yorulur. Uykusu bozulduğundan uykuya dalmakta güçlük çeker. Tüm bunlarla beraber kişi belirli bir sebebe dayanmaksızın sinirli ve huysuz bir mizaç sergiler. Tüm bu belirtiler hemen hemen her gün görülür ve bu endişeli ve üzüntülü dönem en az altı ay sürer.
Kornea nakli ne zaman yapılır?
04 Ocak 2010 admin
Kategori: Çocuk, Diş, Göz, Kadın Sağlığı ve Sağlık Haberleri
Bu durum hemen herkesin başına gelebilir
Diğer bir durum; eğer korneada yaralanma, derin doku kaybı olduysa yine kornea nakli gerekebilir. Diyelim ki bir trafik kazası sonucunda cam parçaları dokunun içine girdi. O zaman da korneanın tekrar eski haline getirilebilmesi için eksik parçaların, eksik bir bölümün tamamlanması lazım. Yani belli bir metrekare örtü koymak ya da cam koymak lazım, bir arabanın camı gibi. İşte bu durum acildir. Bu durumda uygun kornea bulunamazsa geçici başka dokular kullanılabilir. Bunun dışında korneanın keratakonus dediğimiz bir hastalığı var. Bu hastalıkta, kornea, koni gibi bir şekle dönüşüyor. Aslında küreden bir parça gibi yuvarlak olması gerekirken, bu hastalıkta inceliyor ve koni gibi oluyor, sivriliyor ve bu da delinme tehlikesi yaratıyor. Bir enfeksiyon değil, ama korneanın yapısının ince olmasından dolayı acilen kornea nakli yapmak gerekebilir. Bunun dışındaki nakil sebepleri acil değildir, ama bir an önce insanın hayatına devam edebilmesi, görmesi, okumayı öğrenmesi, okula gitmesi, gözünün tembel olmaması, çalışması için kornea naklini, herhangi bir bulanıklık olduğu zaman yapmak gerekir. Ama tabii bunlar saatler içerisinde yapılması gereken acil durumlar değildir.
Kornea naklinden sonra, organ reddinde olduğu gibi doku reddi olabiliyor mu?
Olabiliyor, ama daha az görülüyor, çünkü korneanın damarı yok. Damar olmadığı için o kişinin genetik özelligine bağlı maddeler korneaya kolaylıkla ulaşamıyor. Bu yüzden kornea reddi, kalp reddinden daha seyrek görülen bir durum, çünkü orada kan damarı olmadığı için bu maddeler; yani kişinin kişiliğini tanımlayan maddeler, korneaya çok daha az geçiyor ve çok daha az ret olasılığı görülüyor. Buna ek olarak, yeni ilaçlarla, reddi daha kolay durdurabiliyoruz. Ancak kornea naklinden ancak bir yıl sonra esas görmeye ulaşılabiliyor, çünkü nasıl ki kazılan toprağın yerine yerleşmesi zaman alıyorsa, korneanın da tam yerine kaynaması, yerleşmesi zaman alıyor. Ve de aynı netlikte tekrar göstermeye başlaması ancak bir süre sonra olabiliyor. Yani aslında zor, uzun ve önemli bir işlem bu. O nedenle de kornea bankaları çok önemli. Çünkü bu zor işlem yapılırken kullanılan yeni korneanın uygun olması gerekli. Tabii bu arada hemen eklemem gerekiyor, göz nakli diye bir işlem yok, aslında yapılan sadece kornea nakli.
Doku uyuşmazlığı konusunda başka neler söylemek istersiniz?
Bu istenmeyen durumun gerçekleşmesini mümkün olduğu kadar aza indirmek için kornea bankalarından kornea isterken, kişilerin dokusal özelliklerini söylüyoruz. Ama bunlar dediğim gibi böbrekteki gibi tam oturması gereken özellikler değil. Önemli olan yaş, yaşın uyması.
Yaş önemli, öyle mi?
Evet, kornea naklinde alıcı ile vericinin yaşının da tutması gerekiyor.
Korneanızı koruyabilirsiniz
Aslında gözümüz birçok tehlikeye açık, değil mi?
Elbette! Mesela arabalarda kemer takmak o kadar, o kadar önemli ki! Kemer takmadığımız zaman bir kaza geçirdiğimizde, ilk olarak öndeki cama kafamızı vuruyoruz. Hele bazen ön koltuğa çocuk oturtturulduğunda, kişi sanki kendini korumak için çocuğunu oturtmuş gibi oluyor. Ya da kucağına oturtuyor. Çünkü ilk kaza anında arkadan veya önden kim vurursa vursun, cama ilk vuracak olan çocuğun kafası ve dolayısıyla gözü oluyor. İnanılmaz bir durum bu.
Nasıl yapıyorlar anlamak güç sahiden
“Ben tutuyorum” diyor. Ne kadar tutulursa tutulsun, bir kemer kadar sağlam tutmaya imkan yok. Bazen de şoför kucağına oturtuyor, çocuk direksiyon ile kendisinin arasında kalıyor. Yani bunlar çok tehlikeli durumlar tabii. Bütün bunların dışında, zaten kazanın nereden geleceği belli olmuyor. Ama “geliyorum” diyenler var elbette.
Dünyaya açılan penceremizi, yani korneamızı konuşmaya devam ediyoruz. Korneamızı korumak için ekstra önlem alabilir miyiz?
Evet! Korneayı korumak için bir; eğer riskli bir işte çalışıyorsanız, gözlük takmanız gerekir, mesela kaynak işiyle uğraşıyorsanız, araba tamircisiyseniz ya da odun kesiyorsanız, yaptığınız iş sırasında gözünüze bir parça sıçrayacak gibiyse, mutlaka gözlük takmanız lazım. Bunun yanı sıra, enfeksiyonlara açık bir ortamda çalışıyorsanız, mesela hemşireyseniz, hekimseniz, cerrahsanız gene mümkün olduğu kadar gözlükle çalışmanız gerekir, yani etrafta risk varsa, riski engellemek için gözlük takmak şart. Bunların dışında, çocukların havai fişek, çatapat veyahut da küçük bir boru içinden üfleyerek birbirlerine kıvrılmış kâğıt atmalarını, sapanla oynamalarını engellemek lazım. Ben o minicik kıvrılmış kâğıtla delinmiş kornea ve hatta göz merceği gördüm.
O kadar tehlikeli
O kadar tehlikeli. Bütün bunları önlemek için ailelerin dikkatli olmaları ve eğitim şart. Bunlar risk ise, riskleri ortadan kaldırmak için ya bunları yapmayacağız ya da işimiz gereği mutlaka yapmak zorundaysak, gözlük takacağız. Bunun dışında korneamızı korumak için yapmamız gereken, tabii ki kavgadan, yumruklardan veya her türlü travmadan uzak durmak.
Yani barış
Evet, göz ve kornea sağlığı için barış şart.
Cinsel sağlıkta özel durumlar
04 Ocak 2010 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
Bu bölümde kısaca önemli olaylar ve hastalıklar üzerinde duracağız. Ameliyatlar cinsel organların işlevini etkileyebileceği gibi, kişide “sakatlanmışlık” duygusu da yaratabilir. Kalp krizi gibi ciddi hastalıklardan sonra cinsel ilişkinin ciddi yeni bir sorun yaratabileceği korkusu son derece engelleyici olabilir. Özgül sorunlarda uzmanla bu konuyu tartışmak ve daha ayrıntılı görüş almak mümkündür, ama vakaların çoğunda psikologlar ve danışmanlar da destek ve yardım sunabilir.
GEBELİK SIRASINDA CİNSELLİK
Kadınların çoğu gebelik sırasında libido değişiklikleri yaşar. Çeşitli araştırmaların sonuçları gebeliğin ilk üç ayında ve son üç ayında cinsel ilgide azalma görülebildiğini, buna karşılık bazen ortadaki üç ayda libido artışı olabildiğini düşündürüyor.
Bunların sorumlusunun gebelik sırasında gerçekleşen büyük hormonal değişiklikler mi, yoksa sürecin zorunlu kıldığı sosyal ve duygusal uyum adımları mı olduğunu söylemek güçtür.
Geçmişte gebelik sırasında cinsel ilişkinin ve orgazmın fetüse zarar verebileceği düşünülüyor ve cinsel ilişkiden kaçınılıyordu. Yeni araştırmalar bunun çoğunlukla gerçekdışı olduğunu gösterdi. Bazen, geçmişteki gebeliklerinin belli aşamalarında sorunları olmuş bir kadına gebeliğin o aşamasında cinsel ilişkiden kaçınması önerilebilir. Örneğin daha önce gebeliğin ikinci üç aylık diliminde rahim boynunun açılması nedeniyle düşük yapmış bir kadına, sonraki gebeliğinde bu aşamada cinsel ilişkiden kaçınması söylenebilir.
Gebelikte, özellikle de gebeliğin sonlarına doğru cinsel ilişki teknik beceri ve biraz deneme sınama gerektirebilir! Yüz yüze birbirine sarılmak güç olabilir, bu yolu denemeyi boş verin. Kadının üstte olduğu pozisyon, arkadan girme ya da yan yana pozisyon türleri denenebilir. Oral seks ve birbirine mastürbasyon yapmak gibi başka iyi seçenekler de vardır.
Erkek gebeliğe eşlik eden vücut değişikliklerini çok uyarıcı bulabileceği gibi, bunlar engelleyici de olabilir. Özellikle vajina farklı, daha yumuşak ve daha nemlidir. Ayrıca vajina akıntısı daha fazladır. Gebelik genellikle çift için hem neşeli, hem de gerilimli bir dönemdir ve her iki eş de cinselliğe farklı anlarda farklı yaklaşabilir. Bol bol sarılarak, birbirini okşayarak ve cinsel birleşmeyle ya da cinsel birleşme olmaksızın birbirini rahatlatarak yakın bir temas içinde olmak her iki eşin de gereksinim duyacakları güveni sağlayabilir.
DOĞUMDAN SONRA CİNSELLİK
Araştırmalar kadınların çoğunun cinsel ilişkiye doğumdan 12 hafta sonra, üçte birinin de doğumdan altı hafta sonra başladıklarını gösteriyor. Doğumdan sonra cinselliğin kalitesi birçok faktörden etkilenir. Yeni anne baba rolü eşlerin ikisi için de yorucu ve dikkat dağıtıcı olabilir. Kadının vajinasında dikişler olabilir ve bazı kadınlarda bunlar cinsel ilişki sırasında ağrıya yol açarak sorun yaratmaya devam edebilir. Hatta zor bir doğum deneyimi vajinizme neden olabilir .
Vajinal doğumdan sonra vajina gevşeyebilir ve penisi yeterince sıkı sarmalamayabilir. Pelvis tabanı egzersizleri kadının vajinasının yeniden şekle girmesine yardım edecektir.
Emzirme de çiftin cinsel yaşamını etkileyebilir. Tam gün emzirme yorucudur, zaman aiır ve bölünen uykusuyla kadın cinsel ilişkiden haz alamayacak kadar yorgun olabilir. Emzirmenin kadında libido üzerindeki etkileri tartışmalı bir konudur. Emziren kadında hormon düzeyleri libidonun azalması gerektiğini gösteriyor, ama bazı kadınlar emzirmenin erotik bir deneyim olduğunu söylüyor. Eşlerinin emzirmesini gören erkekler farklı tepkiler veriyor ve bir kısmı bundan rahatsız oluyor.
Genelde çiftlerin çoğu doğum öncesine göre bu dönemde daha az seviştiklerini söylüyor.
AMELİYATTAN SONRA CİNSELLİK
Prostat ameliyatları
Orta yaşlı ve yaşlı erkeklerde prostat büyümesi yaygın bir şikâyettir ve çoğu zaman erkek bu bölgedeki herhangi bir ameliyatın iktidarsızlığa ya da sertleşme sorunlarına neden olacağını varsayar. En yaygın prostat ameliyatı yöntemi idrar yolu içinden yapılan TURP işlemidir (transü-retral prostat rezeksiyonu) ve iyi ellerde bu ameliyat vakaların yalnızca %5′inde sertleşme sorununa yol açar.
Öte yandan, prostat kanseri nedeniyle yapılan ameliyat ve radyoterapide erektil işlev bozukluğu riski yüksektir. Standart bir prostat ameliyatında (prostatektomi) erkeklerin yaklaşık %80′inde erektil sorunlar gelişir ve son araştırmalar radyoterapide de sonuçların benzer düzeyde olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, sinir koruyucu prostatektomi olarak adlandırılan bir teknikte hastaların %80′inde ameliyattan 18 ay sonra sertleşme yetisinin sürdüğü ya da yeniden kazanıldığı bildiriliyor.
Bazı merkezlerde sinir greftleri yerleştirme teknikleri de uygulanıyor ve sertleşmeyi korumada iyi sonuçlar alınıyor. Bununla birlikte, kanser tedavisinde gerekli ameliyat tipi kişiden kişiye değişir ve bazı durumlarda sertleşme sorunları kaçınılmaz olabilir.
Bununla birlikte, erkeklerin çoğu sertleşme ve orgazma ulaşma yetilerinde herhangi bir bozulma olmasa da, eskisi gibi meni çıkaramadıklarını fark ediyor. Bu durumda meni, idrar kesesine boşalıyor. Buna geriye doğru boşalma (retrograd ejakülasyon) adı veriliyor. Orgazmdan hemen sonra idrardan alınan spermlerle eşe suni döllenme yapılarak başarılı sonuçlar elde edilmekle birlikte, genellikle erkek bu durumda kısır kalabilir.
Ameliyatın nedeni prostat kanseriyse, östrojen tedavisi ya da erkek cinsel hormonu testesterona karşı ilaçların kullanılması ve testislerin çıkarılması gibi başka bazı yöntemlere başvurmak gerekebilir. Bunun nedeni prostat kanserinin gelişmek için testesterona ihtiyaç duymaşıdır. Bu gibi tedaviler sonunda libido azalması olasılığı yüksektir.
Histerektomi
Rahmin orgazm için önemli olup olmadığı tartışması henüz açıklığa kavuşmadı. Bazı çalışmalarda rahmin alınmasından (histerektomi) sonra kadında cinsel doyumun arttığı bildirilirken, bir bölümünde de azaldığı sonucuna varılıyor. Birçok kadın da herhangi bir değişiklik olmadığını bildiriyor.
Rahmin alınmasına her iki yumurtalığın alınması eşlik ettiyse, hormonal nedenlerle libido azalması görülebilir. Yumurtalıklar alınmamışsa, kadınların çoğu ameliyattan önce yaşadıkları sorunlardan (örneğin şiddetli, uzun süreli ve sancılı kanamalardan) kurtulup cinsel yaşamlarının yeni bir evresine girmekten mutlu oluyor.
Mastektomi
Göğüsleri alınan (mastektomi) kadınların üçte biri, hiç değilse geçici olarak cinsel nazlarının azaldığını belirtiyor. Mastektomi vücudun görüntüsünde sarsıcı bir değişikliğe neden oluyor ve bazı kadınlar cinsel olarak şekil bozukluğuna uğradıklarını ve artık çekici olmadıklarını düşünüyor. Ameliyattan sonra kadınlara memenin yeniden oluşturulması ve meme protezleri konusunda öneriler yapılabilir. Ayrıca eşlerin ve danışmanların, ameliyatın cinselliğe yansımaları olabileceği gerçeğini gözden kaçırmamaları gerekir.
Barsak Ameliyatları
Önemli bazı barsak ameliyatlarında barsağın ucu dışarı açılır; bu işleme, ince barsak söz konusuysa ileosto-mi, kalın barsak söz konusuysa ko-lostomi adı verilir. Barsak ağzına bir torba yerleştirilerek, barsak içeriği burada tutulur. Bu tür bir ameliyatın büyük psikolojik etkileri olabileceği ve kişinin cinsel işlevini etkileyebileceği açıktır.
Kaldı ki, bazı ameliyatlarda cinsel organlara giden sinirler de zarar görür ve bu nedenle de cinsel sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle rektumun (kalın barsağın son bölümü) alındığı ameliyatlarda bu daha sık görülür. Bu gibi vakalarda erkeklerin yaklaşık üçte birinde erektil sorunlar gelişir ve kadınların üçte biri nedbe (yara) dokusu oluşumu nedeniyle cinsel ilişki sırasında ağrı çeker. Bununla birlikte, ameliyattan birkaç yıl sonra cinsel işlevde düzelme olduğu da görülmüştür.
İleostomi ya da kolostomi geçirmiş kişiler yeni eşlerinin vücutlarındaki kusuru keşfedeceği, eski eşlerinin cinsel açıdan onları istemeyeceği, sevişme sırasında torbanın patlayacağı ya da hoş olmayan sesler ve kokular yayacağı endişesiyle dehşete düşebilir. Açıkçası, zamanla duruma uyum sağlanır ve yeni ya da eski eşlerin veya danışmanların konu ya duyarlı yaklaşması yardımcı olabilir. Birçok insan bu gibi ameliyatlardan sonra evlenerek çocuk sahibi olur. Kaldı ki, eşler her ikisinin de kabul edilebilir ve zevkli bulduğu yeni sevişme yöntemleri geliştirebilir.
KALP KRİZİNDEN SONRA CİNSELLİK
Cinsellik kalp krizinden sonra “normale geri dönüşün” bir parçası olarak görülmelidir. Kriz sonrasında önemli komplikasyonlar yoksa sevişmemek için hiçbir neden yoktur (ve zaten önemli sorunlar varsa kişi kendini kötü hissedeceği için cinsellik aklına gelmeyecektir). Cinsel ilişkide harcanan çabanın iki kat merdiven çıkarken harcanan çabaya eşit olduğu söyleniyor; bu mümkünse,rahat bir ortamda fazla atletik hareketler yapmadan sevişmek de mümkündür.
Seyrek olarak cinsel ilişki anjinayı tetikleyebilir. Bu nedenle önceden bir dilaltı tableti (gliseril trinitrat) ya da spreyi alınabilir. Bazen kalp krizinden sonra yüksek tansiyon tedavisi başlatılır. İdrar söktürücüler (diüretikler) ya da beta blokerler gibi bazı tansiyon ilaçları zaman zaman erekti! sorunlara ya da libido azalmasına neden olabilir. Bu olursa doktora başvurarak dozu ya da ilacı değiştirin.
İNMEDEN SONRA CİNSELLİK
Bir araştırmada inme geçiren erkek hastaların çoğunda inmeyi izleyen yedi hafta içinde cinsel istek ve sertleşmenin geri geldiği bildiriliyor. İnmeden sonra kişinin bir tarafında felç ya da kas zaafı kalabilir, dolayısıyla sevişme sırasında bunun dikkate alınması gerekir. Kalp krizinde olduğu gibi, bazen yeni ilaçlar cinsel işlevi etkiler; bu gibi durumlarda doktorla görüşmekte yarar vardır.
OMURİLİK YARALANMALARINDAN SONRA CİNSELLİK
Aktör Christopher Reeve boynundan aşağısının felçli kalmasına yol açan yaralanmadan yalnızca birkaç ay sonra libidosunun bütünüyle yerinde olduğunu ve bir gün yeniden baba olmayı umduğunu açıkladığı zaman hayli şaşkınlık yaratmıştı.
Gerçi her bireyin ayrı ele alınması gerekir, ama eldeki kanıtlar omurilik yaralanması geçiren ve felçli kalan birçok kadın ve erkeğin cinsel isteğinin normal olduğunu düşündürüyor. Bazı erkekler yaralanmadan sonra iktidarsız oluyor, ama çoğu olmayabiliyor. Boşalma sertleşmeden daha fazla etkileniyor. Cinsel organlarda herhangi bir his olmasa da, birçok paraplejik kişi yaralanma önce-sindekinden farklı olmakla birlikte, orgazm olabildiklerini anlatıyor.
Veriler kadınların bu durumdan daha az etkilendiğini düşündürüyor ve birçok kadın yeni yaşamlarına uyum yaparak haz alınan bir cinsel yaşama kavuşuyor. Kadınlarda doğurganlık genellikle etkilenmiyor ve âdet kanamaları eskisi gibi devam ediyor. Erkeklerde boşalma olup olmamasına bağlı olarak kısırlık görülebilir, ama bazen yapay döllenme bir seçenek olabilir.
Madde kullanım bozuklukları
04 Ocak 2010 admin
Kategori: Genel sağlık
Alkol bağımlılığı
Alkolizm, alkollü içkilere hastalık derecesinde düşkün olma ve içmeden duramama durumudur. Alkollü içkiler sebebiyle beden ve ruh sağlığı bozulan, faaliyetleri sekteye uğrayan, buna rağmen içkiden vazgeçmeyen kişilere ise alkolik denir. Alkol bağımlılık yapabilen bir maddedir. Bağımlı hale gelen bir kişi içkiyi kısa süreli de olsa bırakamaz. Bıraktığı takdirde baş ağrısı, ateş yükselmesi, iç sıkıntısı, yüzde kızarma, bedende titremeler, uykusuzluk, saldırganlık, korku ve panik durumu ortaya çıkar. Uzun süre aşırı alkol kullanıp aniden bırakanlarda bu sendromlar daha da tehlikeli duruma gelerek alkol çıldırması ortaya çıkar. Hastada görme, işitme ve dokunma varsanıları belirir, bilinç bulanıklasın Hasta derisinde böcekler dolaştığı, duvarda korkunç hayvanlar gördüğü varsanıları ile paniğe kapılır. Bu şekilde ağır nöbet geçiren alkoliklerin yüzde on beşi bir nöbet sırasında hayatlarını kaybederler.
Alkolün neden olduğu en büyük hasar beyinde meydana gelir. Alkol paranoyası, alkol bunaması, alkol halüsinozu bunlardandır. Bununla beraber alkol, sinir sistemini etkileyerek felçlere, görme ve denge bozukluklarına yol açar.
Uyarıcı ve uyuşturucu madde bağımlılığı
Bazı insanların uyuşturuculara ve uyarıcılara başvurmasına yol açan nedenler, alkol bağımlılığında söz konusu olan nedenlerle aynıdır. Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin tamamı, sonunda kişide ruhsal çöküntüye neden olur.
Hemen belirtmek gerekir ki alkole ve uyuşturucuya ancak zayıf kişilikteki insanlar sığınır. Halbuki sağlıklı bir yapıda insan böyle bir zayıflığa gerek duymaz. Kendisine saygısı gereği böyle şeylerden şiddetle uzak durur. Zaten bir sorunu varsa bunu kendisi, bizzat aklıyla çözer. Hiçbir olay karşısında sarsılıp, yıkılmayacağı için alkole ya da uyuşturucu maddelere başvurması, böylesine zararlı alışkanlıklardan medet umması söz konusu olmaz. Dengeli, aklı başında, ruhen çok sağlıklı olan bir insan zaten sorunlarını büyütmez. Bunları dert ya da üzüntü gibi görmez. Mantıklı bir şekilde değerlendirir, mutlaka bir çözüm yolu bulur. Çok büyük gibi gözüken bir sorun dahi olsa alkolün veya uyuşturucunun hiçbir sorunu çözmeyeceğini tam tersine sorunları daha da artıracağını bilir. Bununla birlikte neşelenmek için de bunlara ihtiyaç duymaz. Olumlu bakış açısı nedeniyle zaten sağlıklı bir insan her zaman doğal olarak neşelidir. Bu kadar zavallı bir şekilde böyle tehlikeli maddeler arkasına sığınarak yaşamayı kendisine yakıştırmaz.
Yeme bozuklukları
Yeme davranış bozukluğu, beslenmenin de ötesinde psikolojik boyutu olan bir durumdur. Çoğu hastada, kendini kilolu görerek rejim yapmakla başlar. Yüzde 95 gibi yüksek bir oranda hanımlarda özellikle de genç kızlarda görülür. Vücut kilolarının sürekli kontrol altında tutulması gereken meslektekiler örneğin balerinler, jimnastikçiler, dansçılar, mankenler arasından çıkma olasılığı yüksektir. Özellikle genç film yıldızları, mankenler ve fotomodellerde görülmesi gençlere kötü örnek olmaktadır.
Aneroksiya nervoza
Bu kişiler yemek yeme, vücut kilosu ve zayıflık konularında ciddi takıntılıdırlar. Aşırı derecede kilo kaybetseler bile yemek yemeyi kabul etmez, aç olmadıklarını söylerler. Kalorisi hemen hemen en düşük besinleri tercih ederler. Aneroksiyalar ilk başlarda çevrelerinde fark edilmeseler de, zamanla anlaşılırlar. Çünkü kilo kaybı hayati tehlike doğuracak boyutlara varır. Bunu yakın çevrelerine ve özellikle ailelerine hissettirmemek için kat kat giyinirler. Yemeklerini yemez, saklar, gizlice dışarı atarlar. Takıntılarını belli etmemek için yemekler yapar, çevrelerindekilere ikram ederler.
Belirtiler
Aneroksiyalar aç olduklarını kabul etmez, yemek yemeyi kesin olarak reddederler.
Tabak içerisine bir dilim domates koyar, kenarından keserek yer ve doyduklarını söylerler.
Yemek yemedikleri için kısa zamanda aşırı kilo verirler.
Ara ara kusarlar, ancak bunu çevrelerine belli etmez, gizlerler.
Aşırı kilo kaybetmelerine rağmen kendilerini şişman görürler. Kilo almaktan çok korkarlar.
Hiperaktif olurlar. Sürekli ağır egzersiz yaparlar.
Vücutları zayıf ve sağlıksız olmasına rağmen sürekli yürür, koşuya çıkar, evin içinde de hiç oturmazlar.
Rejim listeleri, besinlerin kalori değerlen konuları ile yakından ilgilidirler.
Depresiftirler.
Hastalığın ciddiyetini inkar ederler.
Bilumia nervoza
Bu kişiler ihtiyaçlarının üzerinde yemek yer, sonrasında çıkarırlar. Genellikle bol kalorili yiyecekler tüketirler. Sürekli kusmalarının yanı sıra laksatif ilaçlar kullanırlar. Vücutlarında, kusmaya bağlı iç kanama, sıvı kaybı ve organ hasarı gibi ciddi sağlık sorunları ortaya çıkar. Sürekli kusmayla bağlantılı olarak, asit diş minelerine zarar verir, çürüme olur. Bilumia çok tehlikelidir, bazı durumlarda ölümle bile sonuçlanabilir.
Belirtiler
Bulimialar ataklar şeklinde, kontrolsüz olarak, çok fazla yiyeceği kısa sürede yerler.
Kiloları sürekli değişir; kimi zaman şişman kimi zaman da zayıftırlar.
Yiyecekleri gizlice satın alır ve yine herkesten gizleyerek yemek yerler.
Aşırı yeme sırasında açlığının farkında olmadıkları gibi doyunca da yemeyi durduramazlar.
Yemekten sonra yediklerini çıkarmak üzere, belli etmeden hemen lavaboya giderler.
Yemek yedikten sonra suçluluk, eziklik duyarak ruhsal çöküntü yaşarlar.
Genellikle alkol veya çeşitli haplar kullanırlar.
Kulağın altında yer alan paratroid bezleri şişer.
Erken boşalmanın 10 nedeni var
27 Aralık 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
Hem kendini hem de partnerini cezalandırıyor olabilirler…
Erken boşalan erkek bilinçdışı olarak hem kendini hem de partnerini cezalandırıyor olabilir
Türk erkeklerinin %70′nin erken boşaldığını ifade eden CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Erken boşalmayı hemen her erkek aynı şekilde yaşar gibi görünse de aslında erken boşalmanın her biri farklı nedenden kaynaklanan 10 tipi vardır. 4′ü fiziksel nedenli, 5′i psikolojik ya da ilişkisel nedenli ve 1 tanesi de diğer bir cinsel fonksiyon bozukluğunun eşlik ettiği karışık tip olmak üzere inceleyeceğimiz erken boşalma çeşitleri özellikle klasik ve geleneksel yöntemlerin sonuç vermemesini anlamada bizi aydınlatacak bir sınıflama olacaktır.
Psikolojik ve ilişkisel nedenler oldukça karmaşık ve birbirine bağlıdır, o nedenle bunları iyi anlamak gerekir. Erken boşalmanın sadece nedenleri değil, etkileri de karmaşıktır. Erken boşalma erkeğin öz saygısı, cinsel yaşantısı ve ilişkisi üzerinde yıkıcı bir etki yaratabilir. Kişi öfke, aşağılanma, hayal kırıklığı, kızma, yetersizlik, utanç ya da suçluluk doğuran eski deneyimlerini ve egosunu rahatsız eden birçok özrünü bilinç dışına itmekle kalmaz, bunları hiç yaşanmamış gibi de algılayabilir. Günahkârlık, suçluluk, bedel ödeme, kendini cezalandırma, kapalılık, saldırganlık, derin endişe, zevk ve yetenek etrafındaki çatışmaları gizlemek için erken boşalmanın ne anlam ifade ettiği mutlaka üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Çünkü erken boşalan erkek, bilinçdışı olarak, hem kendini hem de partnerini
cezalandırıyor olabilir. Ayrıcı tıpkı bir döngü gibi, bu etkiler erken boşalma
sorununun daha da kötüleşmesine neden olabilir. Bu nedenle erkeğin hangi tip ya da tiplerde erken boşalmaya sahip olduğunu belirleme boşalma refleksini kontrol etmede özel ve etkili yaklaşımların geliştirilmesi için önem arz eder.” dedi.
Erken boşalmanın 10 tipi var
Erken boşalmaya tanı koyma sürecinin önemine dikkat çeken CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Kişiyi ilk önce ömür boyu olan ve daha sonra sonradan kazanılmış olan erken boşalma tiplerine göre değerlendirmek gerekir. Erken boşalmanın 4 tipi (nörolojik sisteme bağlı erken boşalma, özgüven eksikliğine bağlı erken boşalma, psikolojik sisteme bağlı erken boşalma ve psikoseksüel beceri
eksikliğinden kaynaklanan erken boşalma) ömür boyu süren erken boşalma tipini ifade eder, geri kalan 6 tip ise (fiziksel hastalığa bağlı erken boşalma, fiziksel yaralanmaya bağlı erken boşalma, ilacın yan etkisine bağlı erken boşalma, psikolojik streslere bağlı erken boşalma, ilişki stresine bağlı erken boşalma ve karışık tip erken boşalma) sonradan kazanışmış erken boşalmayı işaret eder. En yaygın erken boşalma tipleri; özgüven eksikliğine bağlı erken boşalma, psikolojik streslere bağlı erken boşalma, karışık tip erken boşalma (genellikle sertleşme sorunları gibi başka bir cinsel işlev bozukluğu ile birlikte görülen erken boşalma) ve psikoseksüel beceri eksikliğinden kaynaklanan erken boşalmadır. Daha sonra en yaygın olanlar ilişki stresine bağlı erken boşalma, psikolojik sisteme bağlı erken boşalma, nörolojik sisteme bağlı erken boşalma ve fiziksel hastalığa bağlı erken boşalma (genellikle prostat iltihaplanması)’dır. Fiziksel yaralanmaya bağlı erken boşalma ve ilacın yan etkisine bağlı erken boşalma ise daha nadirdir.” dedi.
Erken boşalma tedavi yöntem ve teknikleri
Erken boşalmanın cinsel terapi ile %100 tedavi edilebileceğini CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Ancak cinsel terapiste giderek cinsel terapi alacak imkanı olmayanlar aşağıda önerdiğimiz egzersizleri kendi başlarına veya partnerleriyle uyguladıklarında boşalma denetimi kazanma sürecine girebilirler.
Düzenli bir partneri olan erkekler; önce sevişmeli, tam bir sertleşme olduktan sonra sırtüstü yatmalı ve bütün dikkatlerini penisten aldıkları duyumlara odaklamalıdırlar. Bu sırada partneri ilk aşamada kuru elle, ikinci aşamada ise bebe yağı ile penisini uyararak mastürbasyon yapmaya başlamalıdır. Penisine odaklanan erkek, boşalmak üzere olduğunu hissettiğinde partnerine ‘dur’ demelidir. Dur-başla tekniği adı verilen bu uygulamada erkek, acil boşalma isteği geçene kadar makat ve yumurtalıklarının olduğu bölgeyi 3 kez sıkar ve çok yavaşça gevşetir, sonra ‘başla’ diyerek partnerinden yeniden penisini uyarmaya başlamasını ister. Bu şekilde en az 30 dakika partnerinin dur-başla şeklinde yaptığı mastürbasyon ile kendini kontrol etmeyi öğrenen erkek, isterse kendini ödüllendirmek için boşalabilir. Bu sayede boşalmadan hemen önceki duyumları tekrar tekrar uzatılmış olarak yaşayan erkek,yüksek uyarılma düzeylerinde kendini kontrol etmeyi öğrenir. Mastürbasyon ile boşalma denetimi sağlandıktan sonra, aşamalı olarak kadının üstte olduğu bir pozisyonda cinsel birleşmeye izin verilir. Cinsel birleşme aşamasında da ‘dur’ deyince penis içerde hareketsiz tutularak beklenir, acil boşalma isteği geçene kadar erkek makat ve yumurtalıklarının olduğu bölgeyi 3 kez sıkar ve çok yavaşça gevşetir, sonra partnerine ‘başla’ diyerek devam etmesini ister. Düzenli bir cinsel partneri olmayan veya herhangi bir nedenle cinsel terapiye partneriyle katılamayan erkek ise; yukarıda anlatılan dur-başla egzersizini kendi başına yapar. Mastürbasyonda boşalma denetimini kazanan erkek yine yukarıda anlatıldığı gibi partneriyle ilişkiye girebilir. Ayrıca dur-başla tekniği ile senkronize bir şekilde kasıklardaki kasları kasma ve gevşetme, ritmik nefes alıp verme metotları da kullanılabilir. Bu egzersizler ile erkek sadece uzun süreli boşalma kontrolü sağlanmakla kalmaz, aynı zamanda penisin sertleşmesini ve orgazmının kalitesini de yükseltir.” dedi.
Yoganın yararları
İnsanlar yüz binlerce yıldan beri Yoga yapmaktadır, çünkü Yoga onlara çeşitli yararlar sağlamaktadır. Bu bölümde Orijinal Yoga Sistemi’nin sağladığı yararların kısa bir özetini vereceğiz. Yoga sistemini uygulamaya başladığınızda bu yararlara ulaşabileceksiniz. Burada anlatacaklarımız Orijinal Yoga Sistemi sayesinde elde edeceğiniz faydalardır. Günümüzde yaygın olan “yoga” türleri veya ekolleri bu yararları sağlayamaz.
Yama olarak bilinen prensipler icra edilince olumlu eğilimler güçlenir, pozitif enerji ve motivasyon artar ve insan kendini evrenin bir parçası olarak hisseder.
Niyama olarak anılan prensipler hayata geçirildiğinde olumsuz eğilimler giderilir, kötü alışkanlıklar yenilir, negatif enerji atılır ve insan kendisinin evrenin tüm canlı varlıklarıyla bir aile olduğunun farkına varır.
Asana olarak adlandırılan duruşlar omurgayı çeşitli biçimlerde çalıştırarak esnetir, yumuşatır ve sağlıklı hale getirir. Merkezi sinir sistemi oksijenli kanla beslenir ve güçlenir. Vücut çalışmaları eklemleri esnetir, kasları güçlendirir ve uzatır, iç organları uyarır ve canlandırır. Bloke olmuş enerjiyi serbest bırakır, beden enerjik ve canlı olur. Tüm beden, organlar ve kaslar besleyici maddeler, oksijenli kan ve biyoenerjiyle yıkanır. Her bir hücre arınır, yenilenir ve canlanır. Solunum, sinir, kardiyovasküler, dolaşım, sindirim ve boşaltım sistemleri daha sağlıklı olur ve verimli çalışır. Beyinsel fonksiyonlar düzene girer, zihin keskinleşir, stres atılır ve yorgunluk giderilir.
Yoga duruşları kan ve lenf dolaşımını geliştirmekte ve daha iyi bir hale getirmektedir. Baş aşağı duruşlar beyne ve akciğerlere daha fazla kan gitmesini sağlar. Neticede bu organlar oksijenli kanla yıkanarak canlanır ve arınır, beyin hücrelerinde birikmiş toksinler atılır ve beyin fonksiyonları gelişir. Bacaklar birikmiş kirli kandan kurtulur ve dinlenir. Yerçekiminin etkisi tersine çevrildiği için kalp beyine kan pompalama görevinden özgür kalarak rahatlar. Sempatik sinir sistemi uyarıldığı için beden gevşer ve uyku kalitesi yükselir. Ruh hali ve yaşama bakış açısı olumlu bir şekilde değişir.
Bükülme hareketlerini içeren duruşlar bedene doğal bir masaj yaparak kasları ve iç organları canlandırır, kan dolaşımını artırır, besin maddelerinin taşınmasını hızlandırır ve toksinlerin dışarı atılmasını sağlar. Omurga, bel, kalça ve kasıkla ilgili sorunlar giderilir. Toksinler atılır ve vücut temizlenir.
Öne doğru eğilme hareketlerini içeren duruşlar karın bölgesindeki iç organlara baskı uygular, hareketlendirir ve arındırır. Sindirim ve boşaltım sistemleri uyarılır ve daha verimli çalışmaya başlar. Vücudun arka kasları ve eklemleri esneklik kazanır. Böbrekler ve böbreküstü bezleri rahatlar, yorgunluk atılır, idrar sistemi daha verimli çalışarak enerji tazelenir. Zihin dinginleşir ve farkındalık artar. İnsan kendi içine yönelince, duygular yatışarak heyecan ve endişe azalır.
Arkaya doğru eğilme hareketlerini içeren duruşlar akciğerleri genişletir, kalbi güçlendirir, akciğerlere alınan hava miktarını artırır ve dolaşımı hızlandırır. Omurga, vücudun ön kasları ve eklemleri esner. Böbreklere ve böbreküstü bezlerine baskı uygulanır, bu organlar uyarılır ve sağlık kazanır. İnsan dışa yönelir, zindeleşip neşelenir, üzüntü ve keder gibi içte saklanan duygular serbest bırakılır.
Belirli duruşlar kalp ve damar sağlığına çok yararlıdır. Yoga duruşları kalbi aerobik, pedal çevirme ya da koşma gibi yormaz. Kalp uyumlu bir şekilde uyarılır, canlanır ve yenilenir.
Yoga duruşları yerçekiminin etkisini azaltarak kasların ve organların yaşlanmasını ve sarkmasını frenlemektedir. Yoga felsefesine göre: “Esnek omurga genç beden demektir.” Yoga duruşları sayesinde omurga esnek, güçlü ve sağlıklı kalmaktadır. Bedensel denge ve koordinasyon gelişmekte, beden duruşu düzelmekte ve bedensel hareketlerin farkındalığı artmaktadır.
Duruşların doğru ve düzenli uygulanması sayesinde kaslar esneklik kazanır, güçlenir ve daha kolay uyum sağlar. Solunum ve dolaşım sistemi daha verimli çalışır, kemikler kuvvetlenir, insülin duyarlılığı ve boşaltım işlevi düzene girer, bağışıklık sistemi ve stresle olumlu şekilde başa çıkma yeteneği gelişir, sağlıklı lipit ve kolesterol metabolizması oluşur ve mevcut kronik rahatsızlıklar giderilir.
Yoga duruşları forma girmek ve formda kalmak için etkili bir araçtır. Eklemler esnekleşir, uzun ve yağ içermeyen kaslar gelişir. Kas gücü, esneklik, eklemlerin hareket alanı, dayanma yetisi ve dayanıklılık artar. Beden yeni hareket biçimleri öğrenir.
Belirli Yoga duruşları erkeklerin prostat sorununun çözülmesine yardımcı olur. Prostat ve lenf bezleri sağlık kazanır, lenf sistemi gelişir, lenf sıvısının dolaşımı ve atık maddelerin dışarı atılımı artar. Sert ve sıkışık kaslar gevşer, uzar ve esnek hale gelir.
Belirli duruşlar kadınlarda adet öncesi, menopoz öncesi ve menopoz dönemi belirtilerini ortadan kaldırmaktadır. Üreme organları sağlık kazanır ve rahatsızlıklar giderilir. Karın bölgesindeki gerginlik ve şişkinlik, sırt ağrıları, yorgunluk, kramp ve aşırı kanama giderilir.
Menopoz öncesi ve menopoz dönemi yaşanan yorgunluk, uykusuzluk, değişken ruh hali, sıcak basması, beden yağlarının düzensiz dağılımı ve düzensiz adet görme azalır.
Asana teknikleri günlük yaşamdaki bedensel duruşu düzeltici tesirler taşır. Birey vücut duruşunun daha fazla farkına varır ve günlük yaşamında duruşunu düzeltir. Daha iyi bir fiziksel denge ve duruşa kavuşur. Doğru bedensel duruş birçok rahatsızlıkları önler ve ortadan kaldırır.
Yanlış duruş alışkanlığı boyun, baş ve omuz ağrılarına neden olmaktadır, çünkü boynun doğal kavisi bozulmuştur. Yuvarlak omuzlar ve çökük göğüs kafesi akciğerlerin tam çalışmasını engellemektedir. Yetersiz solunum moral bozukluğuna, keyifsizliğe ve bıkkınlığa neden olmaktadır. Çökmüş bel, öne doğru yatan leğen kemiği ve sırtın alt kısmındaki kısaltmış ve gergin kaslar sırt ağrılarına yol açmaktadır. Asana teknikleri sayesinde kazanılan doğru bedensel duruş tüm bu rahatsızlıkları gidermektedir.
Doğru bedensel duruş sayesinde iskeletteki bütün kemikler baştan ayaklara kadar düzgün bir şekilde sıralanmaktadır. Uyluk kemikleri leğene doğru biçimde oturduğunda iki kalça aynı hizada durmakta, dengeli bir kuyruksokumu kemiği oluşmakta ve omurga düzgün bir pozisyon almaktadır. Kuyruksokumunun, omurgayı destekleme görevi nedeniyle dengeli olması omurganın sağlığı açısından yaşamsal önem taşımaktadır.
Bozuk bedensel duruş, kuyruksokumunun işlevsel bozukluğuna sebep olmakta ve kronik sırt ağrılarıyla sonuçlanmaktadır. Yoga duruşları sayesinde kuyruksokumu ve leğen omurgaya gerekli desteği sağlar, dengeli bir omurga oluşur, gövde gerekli desteğe sahip olur ve her yönde rahatlıkla eğilebilir. Kemikler yerli yerine oturur, eklemler kemiklere doğru biçimde bağlanır, kaslar dengeli çalışarak koordinasyonu sağlar ve organlar doğru yerde bulunduğu için görevlerini en iyi şekilde yaparlar.
Yoga duruşları aracılığıyla gelişen doğru ve dengeli bir bedensel duruş fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal dengeyi de sağlar. Baş, boyun, sırt ve bel ağrıları ve bu yüzden çekilen konsantrasyon ve düşünme güçlüğü, sinirlilik, gerginlik ve öfke yatıştırılır.
Çeşitli bilimsel araştırmalara göre Yoga duruşlarının doğru ve düzenli uygulanması kemik yoğunluğunu korumakta ve artırmakta, osteoporozu ve kemiklerin kolayca kırılmasını engellemektedir.
Yoga duruşları bedeni canlandırmakta, uyarmakta, güçlendirmekte ve kan dolaşımını geliştirmektedir. Pelvis bölgesindeki organlar güçlenmekte, cinsel organları destekleyen kaslar, perine kasları ve pelvis tabanı esneklik kazanmaktadır. Bu organlar ve kaslar taze kan, oksijen ve besin maddeleriyle dolmaktadır. Böylece tensel duyarlılık, uyumluluk ve cinsel yaşam kalitesi artmaktadır.
Yoga teknikleri sayesinde astım, artrit, kalp rahatsızlığı, obezite, osteoporoz, madde bağımlılığı, depresyon, migren, sinüs sorunları gibi kronik rahatsızlıklar hafiflemekte ve zaman içinde geçmektedir. Kanser hastalığına çok iyi gelmektedir. Hastalığın yol açtığı stres ve uygulanan tıbbi tedavinin yan etkileriyle baş etmede yardımcı rol almaktadır. Multipl skleroz hastalığının tedavisinde de son derece yararlı sonuçlar vermektedir.
Pranayama olarak adlandırılan solunum teknikleri, nefes alışverişlerini düzene sokar, solunum rahatsızlıklarını giderir ve zihnin kontrol edilmesini sağlar. Bu teknikler beden-zihin sistemini bir bütün olarak yeniler ve enerjik kılar. Solunum sistemi canlanır ve güçlenir. Sinir sistemi sakinleşir ve yatışır. Kanda oksijen oranı artar ve dolaşım hızlanır. Vücudun bütün hücreleri arınır, beslenir ve yaşam gücü kazanır. Doğru ve düzenli olarak yapılan Pranayama teknikleri çok çeşitli iyileştirici etkilere sahiptir. Yorgunluk atılır, bedendeki enerji akımları güçlenir, yaşam enerjisi dengelenir, organlar yenilenir, duygular yatışır ve zihin dinginliğe kavuşur.
Hızlı ve yüzeysel nefes endişe ve korkuları tetiklemektedir. Solunum teknikleri sayesinde nefes derinleşmekte ve yavaşlamakta, sinir sistemi gevşemekte ve duygular yatışmaktadır. Kalp atışları düzene girmekte ve kardiyovasküler sistemin çalışma ritmi sağlıklı bir ritme göre ayarlanmaktadır. Kalp rahatlamakta ve güçlenmektedir.
Orijinal Yoga Sistemi’nin bu basamağında biyoenerji teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler sayesinde bedenin biyoenerji alanı güçlenmekte, genişlemekte, enerjetik blokajlar çözülmekte, beden daha enerjik ve sağlıklı olmaktadır.
Pratyahara olarak bilinen teknikler bilinçli gevşeme yeteneğinin gelişmesini sağlar. Bunlar, içe dönme, içsel arayış ve gelişim için olağanüstü tekniklerdir. Bilinçli gevşeme teknikleri, organizmayı sistematik olarak derin bir gevşeme durumuna getirmektedir. Beden gevşeyince zihin susmakta, sinirler boşalmakta ve kas gerginliği atılmaktadır. Beden derin gevşeme haline geçince nefes alışveriş hızı azalmaktadır, akciğerler rahatlamakta ve solunum sistemi dinlenmektedir.
Nefes alışveriş hızı düşünce kalp atışları da yavaşlamaktadır. Böylelikle kalp dinlenir ve yıpranmaz. Dolaşım sistemi olumlu şekilde etkilenir ve düzene girer. Tetikte olan sempatik sinir sistemi gevşemeye başlar. Sonra da parasempatik sinir sistemi gevşer. Daha sonra endokrin sistemi gevşemeye başlar. Stres yüzünden devamlı adrenalin salgılayan ve aşırı çalışan böbreküstü bezleri dinlenir. Endokrin sisteminin dinlenmesi fiziksel ve duygusal sağlığı da olumlu yönde etkilemektedir.
Bilinçli derin gevşeme ile organizmanın bütün sistemleri olumlu bir şekilde etkilenir, yorgunluk ve uykusuzluk giderilir, birikmiş gerginlik atılır, enerji blokajları çözülür ve bol bol enerji depolanır.
Orijinal Yoga Sistemi’nin bu basamağında Çakra (vücuttaki enerji merkezleri) teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler sayesinde bedende bulunan enerji merkezleri uyandırılmakta, aktifleştirilmek-te ve sağlıklı çalışmaktadır. Bedendeki enerji akımları güçlenmekte, beden enerjik hale ulaşmakta, beynin çalışma kapasitesi artmakta, doğaüstü yetenekler gelişmekte ve bilinç arınmaktadır.
Orijinal Yoga Sistemi’nin Pratyahara basamağında Kundalini (vücuttaki evrim enerjisi) teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler, enerji merkezlerinin daha verimli çalışmasına, beyin kapasitesinin artmasına, enerji blokajlarının çözülmesine, duyguların güçlenmesine, bilincin yükselmesi ve tüm organizmanın yenilenmesine katkıda bulunmaktadır
Dharana olarak bilinen konsantrasyon tekniklerinin, zihin fonksiyonları üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Zihin yavaşlamakta, olumsuz düşüncelerden ve enerjiden kurtulmakta, imgeleme yeteneği ve odaklanma gücü gelişmektedir.
Konsantrasyon sırasında zihinden geçenler ilgisiz bir gözlemci gibi uzaktan izlenilir. Düşüncelerin, onlara tutunmadan, akıp gitmesine ve zihnin boşalmasına izin verilir. Zihin dalgalanmaları bağımsızca gözlemlenir ve yaşanan anın değeri anlaşılır. Bireyin geçmiş ve gelecekle ilgili düşünceleri atılınca bu zaman birimleriyle ilgili olayların yükü üzerinden kalkar ve gereksiz endişeler yok olur. Birey kendisine odaklanmayı öğrenir ve günlük kaygılardan uzaklaşır.
Böylece zihin sakinleşir, yaşamın temposu yavaşlar ve zorluklarla daha kolay başa çıkılır. Bakış açısı değişir, olumsuzluk içeren olayların sonuçları büyütülmez. Olumsuz düşünceler kontrol altına alınır, düşünce akışı olumlu yöne yönlendirilir ve duygusal tutarsızlık yok olur. Yeni olumlu evrensel düşünce biçimleri ortaya çıkar.
Birey, zihin olarak bilinen şeyin sadece kafanın içinde olmadığını, bir zihinsel enerji alanı oluşturduğunu algılar. Bu zihinsel enerji alanı arınır, güçlenir, pozitifleşir, genişler, blokajlardan kurtulur ve yenilenir.
Dhyana olarak tanımlanan meditasyon teknikleri yaşamın anlamını kavramak ve içsel bilgeliği geliştirmek için etkili araçlardır. Bu teknikler sayesinde zihinsel gerginlik ve duygusal huzursuzluk ortadan kalkar, gerçek benlik algılanarak içsel gerçeklikle bağ kurulur. Doğuştan gelen içsel anlayış ve farkındalık uyanır. Spiritüel varoluş biçimleri ortaya çıkar.
Meditasyon sırasında, vücudun bütün hücrelerinin içine işlemiş bilinç enerjisi bir noktada toplanmaktadır. Beden-bilinç sistemi birleşmekte ve insan birlik bilincini yaşamaktadır. Bütün canlılarla bir ve aynı olduğunun bilincine varmaktadır. Diğer varlıklarla ve gerçek içsel benlikle yabancılaşma sona ermektedir. Birey boşluk ve kaygı duygularıyla boğuşmaktan kurtulmaktadır. Maneviyat yeni bir anlam kazanmakta, birey içsel doyuma ulaşmakta ve içindeki boşluğu doldurmaktadır.
Samadhi olarak bilinen süperkonsantrasyon teknikleri gerçek ruhi benliğin gerçekleşmesi ve yaşanmasına olanak sağlamaktadır. Bireysel ruh ile Evrensel Ruh arasındaki bağlantı net bir şekilde algılanmaktadır. Bireysel ruh Evrensel Ruh ile bütünleşmekte ve ölümsüz, bilgi ve mutlulukla dolu olan doğasını algılamaktadır. Birey Evrensel Ruh’un bir parçası olduğunun farkına varmakta ve onunla iletişim kurmaktadır.
Yoga sayesinde vücutla ilgili olumlu imge, özgüven ve pozitif özsaygı gelişmektedir. Birey kendisine ilişkin daha gerçekçi, olumlu ve rahat bir görüş kazanmaktadır. Beden daha çevik, esnek ve güçlü, zihin berrak, duygular dengeli hal aldığı için fiziksel, zihinsel ve duygusal istikrar ve güven oluşmaktadır. Beden-zihin diyalogunun gelişmesi neticesinde birey bedenin ihtiyaçlarına kulak vermeye başlamaktadır. İçsel ses uyanmakta, birey içinden gelen sesi duymakta ve iç sesini dinlemeyi öğrenmektedir. İç dünyasını dinleyerek uygun içsel iletilere doğru bir şekilde karşılık vermektedir.
Duygusal denge gelişince birey duygularını daha iyi anlamaya başlar. Duygusal kontrol sayesinde birey aşırı yemek yeme alışkanlığından kurtulur. Açlık hissi rahatsız etmez, öfkeye ve diğer olumsuz hislere neden olmaz, açlığa dayanıklılık artar ve açlık korkusu yok olur. Birey yalnızca gerçekten acıktığı zaman insan doğasına uygun, besin değeri yüksek, sağlıklı ve doğal yiyecekler tüketmeye başlar. Böylece doğru beslenme sağlığa bir bütün olarak olumlu katkıda bulunur.
Beslenme konusunda, “Yoga kilo verdirir mi?” sorusuyla devamlı olarak karşılaşmaktayız. Bu soruya bilimsel araştırmalara dayanarak kesin bir cevap veriyoruz. Evet, Yoga kesinlikle dengeli, sağlıklı ve kalıcı bir zayıflamaya yardımcı oluyor. Sadece hareketler değil, uygulanan tüm teknikler ve geliştirilen tavır da zayıflamaya katkı sağlayan unsurlardır. Doğru solunum, dengeli sinir sistemi, gevşeme, mide fonksiyonlarının düzene girmesi, sindirim sisteminin doğru çalışması, duygusal rahatlama, yaşamdan gerçekten zevk alma sayesinde birey doğal ve kendi kendini düzenleyen bir beslenme alışkanlığına kavuşur.
Günümüzün stresli yaşamı kemik yoğunluğu üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta ve osteoporoza neden olmaktadır. Sık sık adrenalin salgılanması kemiklerdeki kalsiyumu tüketmekte ve hormon dengesini bozmaktadır. Yoga teknikleri stresin etkisini azaltmakta, gerekli dengeleri kurmakta ve kemik yoğunluğunu artırmaktadır.
Yoga sayesinde beden imgesi ve özgüven artmaktadır. Neticede cinsel yaşam güçlenip gelişmektedir. Cinsel ilişki sırasında fiziksel görünüm ve performansla ilgili çekingenlik, yargı ve kaygılar yok olmaktadır. Birey bedeni konusunda kendini rahat hissetmekte ve yakınlık içeren bu tür ilişkilerde endişelerden özgür olmaktadır. Birey gevşek, sabırlı ve enerjik olduğu için daha iyi duygusal bağ kurabilmektedir. Yatakta rahat, kaygısız ve beklentisiz olduğu için cinsel yaşamın kalitesi artmaktadır.
Yoganın yararları
nsanlar yüz binlerce yıldan beri Yoga yapmaktadır, çünkü Yoga onlara çeşitli yararlar sağlamaktadır. Bu bölümde Orijinal Yoga Sistemi’nin sağladığı yararların kısa bir özetini vereceğiz. Yoga sistemini uygulamaya başladığınızda bu yararlara ulaşabileceksiniz. Burada anlatacaklarımız Orijinal Yoga Sistemi sayesinde elde edeceğiniz faydalardır. Günümüzde yaygın olan “yoga” türleri veya ekolleri bu yararları sağlayamaz.
Yama olarak bilinen prensipler icra edilince olumlu eğilimler güçlenir, pozitif enerji ve motivasyon artar ve insan kendini evrenin bir parçası olarak hisseder.
Niyama olarak anılan prensipler hayata geçirildiğinde olumsuz eğilimler giderilir, kötü alışkanlıklar yenilir, negatif enerji atılır ve insan kendisinin evrenin tüm canlı varlıklarıyla bir aile olduğunun farkına varır.
Asana olarak adlandırılan duruşlar omurgayı çeşitli biçimlerde çalıştırarak esnetir, yumuşatır ve sağlıklı hale getirir. Merkezi sinir sistemi oksijenli kanla beslenir ve güçlenir. Vücut çalışmaları eklemleri esnetir, kasları güçlendirir ve uzatır, iç organları uyarır ve canlandırır. Bloke olmuş enerjiyi serbest bırakır, beden enerjik ve canlı olur. Tüm beden, organlar ve kaslar besleyici maddeler, oksijenli kan ve biyoenerjiyle yıkanır. Her bir hücre arınır, yenilenir ve canlanır. Solunum, sinir, kardiyovasküler, dolaşım, sindirim ve boşaltım sistemleri daha sağlıklı olur ve verimli çalışır. Beyinsel fonksiyonlar düzene girer, zihin keskinleşir, stres atılır ve yorgunluk giderilir.
Yoga duruşları kan ve lenf dolaşımını geliştirmekte ve daha iyi bir hale getirmektedir. Baş aşağı duruşlar beyne ve akciğerlere daha fazla kan gitmesini sağlar. Neticede bu organlar oksijenli kanla yıkanarak canlanır ve arınır, beyin hücrelerinde birikmiş toksinler atılır ve beyin fonksiyonları gelişir. Bacaklar birikmiş kirli kandan kurtulur ve dinlenir. Yerçekiminin etkisi tersine çevrildiği için kalp beyine kan pompalama görevinden özgür kalarak rahatlar. Sempatik sinir sistemi uyarıldığı için beden gevşer ve uyku kalitesi yükselir. Ruh hali ve yaşama bakış açısı olumlu bir şekilde değişir.
Bükülme hareketlerini içeren duruşlar bedene doğal bir masaj yaparak kasları ve iç organları canlandırır, kan dolaşımını artırır, besin maddelerinin taşınmasını hızlandırır ve toksinlerin dışarı atılmasını sağlar. Omurga, bel, kalça ve kasıkla ilgili sorunlar giderilir. Toksinler atılır ve vücut temizlenir.
Öne doğru eğilme hareketlerini içeren duruşlar karın bölgesindeki iç organlara baskı uygular, hareketlendirir ve arındırır. Sindirim ve boşaltım sistemleri uyarılır ve daha verimli çalışmaya başlar. Vücudun arka kasları ve eklemleri esneklik kazanır. Böbrekler ve böbreküstü bezleri rahatlar, yorgunluk atılır, idrar sistemi daha verimli çalışarak enerji tazelenir. Zihin dinginleşir ve farkındalık artar. İnsan kendi içine yönelince, duygular yatışarak heyecan ve endişe azalır.
Arkaya doğru eğilme hareketlerini içeren duruşlar akciğerleri genişletir, kalbi güçlendirir, akciğerlere alınan hava miktarını artırır ve dolaşımı hızlandırır. Omurga, vücudun ön kasları ve eklemleri esner. Böbreklere ve böbreküstü bezlerine baskı uygulanır, bu organlar uyarılır ve sağlık kazanır. İnsan dışa yönelir, zindeleşip neşelenir, üzüntü ve keder gibi içte saklanan duygular serbest bırakılır.
Belirli duruşlar kalp ve damar sağlığına çok yararlıdır. Yoga duruşları kalbi aerobik, pedal çevirme ya da koşma gibi yormaz. Kalp uyumlu bir şekilde uyarılır, canlanır ve yenilenir.
Yoga duruşları yerçekiminin etkisini azaltarak kasların ve organların yaşlanmasını ve sarkmasını frenlemektedir. Yoga felsefesine göre: “Esnek omurga genç beden demektir.” Yoga duruşları sayesinde omurga esnek, güçlü ve sağlıklı kalmaktadır. Bedensel denge ve koordinasyon gelişmekte, beden duruşu düzelmekte ve bedensel hareketlerin farkındalığı artmaktadır.
Duruşların doğru ve düzenli uygulanması sayesinde kaslar esneklik kazanır, güçlenir ve daha kolay uyum sağlar. Solunum ve dolaşım sistemi daha verimli çalışır, kemikler kuvvetlenir, insülin duyarlılığı ve boşaltım işlevi düzene girer, bağışıklık sistemi ve stresle olumlu şekilde başa çıkma yeteneği gelişir, sağlıklı lipit ve kolesterol metabolizması oluşur ve mevcut kronik rahatsızlıklar giderilir.
yoga
Yoga duruşları forma girmek ve formda kalmak için etkili bir araçtır. Eklemler esnekleşir, uzun ve yağ içermeyen kaslar gelişir. Kas gücü, esneklik, eklemlerin hareket alanı, dayanma yetisi ve dayanıklılık artar. Beden yeni hareket biçimleri öğrenir.
Belirli Yoga duruşları erkeklerin prostat sorununun çözülmesine yardımcı olur. Prostat ve lenf bezleri sağlık kazanır, lenf sistemi gelişir, lenf sıvısının dolaşımı ve atık maddelerin dışarı atılımı artar. Sert ve sıkışık kaslar gevşer, uzar ve esnek hale gelir.
Belirli duruşlar kadınlarda adet öncesi, menopoz öncesi ve menopoz dönemi belirtilerini ortadan kaldırmaktadır. Üreme organları sağlık kazanır ve rahatsızlıklar giderilir. Karın bölgesindeki gerginlik ve şişkinlik, sırt ağrıları, yorgunluk, kramp ve aşırı kanama giderilir.
Menopoz öncesi ve menopoz dönemi yaşanan yorgunluk, uykusuzluk, değişken ruh hali, sıcak basması, beden yağlarının düzensiz dağılımı ve düzensiz adet görme azalır.
Asana teknikleri günlük yaşamdaki bedensel duruşu düzeltici tesirler taşır. Birey vücut duruşunun daha fazla farkına varır ve günlük yaşamında duruşunu düzeltir. Daha iyi bir fiziksel denge ve duruşa kavuşur. Doğru bedensel duruş birçok rahatsızlıkları önler ve ortadan kaldırır.
Yanlış duruş alışkanlığı boyun, baş ve omuz ağrılarına neden olmaktadır, çünkü boynun doğal kavisi bozulmuştur. Yuvarlak omuzlar ve çökük göğüs kafesi akciğerlerin tam çalışmasını engellemektedir. Yetersiz solunum moral bozukluğuna, keyifsizliğe ve bıkkınlığa neden olmaktadır. Çökmüş bel, öne doğru yatan leğen kemiği ve sırtın alt kısmındaki kısaltmış ve gergin kaslar sırt ağrılarına yol açmaktadır. Asana teknikleri sayesinde kazanılan doğru bedensel duruş tüm bu rahatsızlıkları gidermektedir.
Doğru bedensel duruş sayesinde iskeletteki bütün kemikler baştan ayaklara kadar düzgün bir şekilde sıralanmaktadır. Uyluk kemikleri leğene doğru biçimde oturduğunda iki kalça aynı hizada durmakta, dengeli bir kuyruksokumu kemiği oluşmakta ve omurga düzgün bir pozisyon almaktadır. Kuyruksokumunun, omurgayı destekleme görevi nedeniyle dengeli olması omurganın sağlığı açısından yaşamsal önem taşımaktadır.
Bozuk bedensel duruş, kuyruksokumunun işlevsel bozukluğuna sebep olmakta ve kronik sırt ağrılarıyla sonuçlanmaktadır. Yoga duruşları sayesinde kuyruksokumu ve leğen omurgaya gerekli desteği sağlar, dengeli bir omurga oluşur, gövde gerekli desteğe sahip olur ve her yönde rahatlıkla eğilebilir. Kemikler yerli yerine oturur, eklemler kemiklere doğru biçimde bağlanır, kaslar dengeli çalışarak koordinasyonu sağlar ve organlar doğru yerde bulunduğu için görevlerini en iyi şekilde yaparlar.
Yoga duruşları aracılığıyla gelişen doğru ve dengeli bir bedensel duruş fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal dengeyi de sağlar. Baş, boyun, sırt ve bel ağrıları ve bu yüzden çekilen konsantrasyon ve düşünme güçlüğü, sinirlilik, gerginlik ve öfke yatıştırılır.
Çeşitli bilimsel araştırmalara göre Yoga duruşlarının doğru ve düzenli uygulanması kemik yoğunluğunu korumakta ve artırmakta, osteoporozu ve kemiklerin kolayca kırılmasını engellemektedir.
Yoga duruşları bedeni canlandırmakta, uyarmakta, güçlendirmekte ve kan dolaşımını geliştirmektedir. Pelvis bölgesindeki organlar güçlenmekte, cinsel organları destekleyen kaslar, perine kasları ve pelvis tabanı esneklik kazanmaktadır. Bu organlar ve kaslar taze kan, oksijen ve besin maddeleriyle dolmaktadır. Böylece tensel duyarlılık, uyumluluk ve cinsel yaşam kalitesi artmaktadır.
Yoga teknikleri sayesinde astım, artrit, kalp rahatsızlığı, obezite, osteoporoz, madde bağımlılığı, depresyon, migren, sinüs sorunları gibi kronik rahatsızlıklar hafiflemekte ve zaman içinde geçmektedir. Kanser hastalığına çok iyi gelmektedir. Hastalığın yol açtığı stres ve uygulanan tıbbi tedavinin yan etkileriyle baş etmede yardımcı rol almaktadır. Multipl skleroz hastalığının tedavisinde de son derece yararlı sonuçlar vermektedir.
Pranayama olarak adlandırılan solunum teknikleri, nefes alışverişlerini düzene sokar, solunum rahatsızlıklarını giderir ve zihnin kontrol edilmesini sağlar. Bu teknikler beden-zihin sistemini bir bütün olarak yeniler ve enerjik kılar. Solunum sistemi canlanır ve güçlenir. Sinir sistemi sakinleşir ve yatışır. Kanda oksijen oranı artar ve dolaşım hızlanır. Vücudun bütün hücreleri arınır, beslenir ve yaşam gücü kazanır. Doğru ve düzenli olarak yapılan Pranayama teknikleri çok çeşitli iyileştirici etkilere sahiptir. Yorgunluk atılır, bedendeki enerji akımları güçlenir, yaşam enerjisi dengelenir, organlar yenilenir, duygular yatışır ve zihin dinginliğe kavuşur.
yoga
Hızlı ve yüzeysel nefes endişe ve korkuları tetiklemektedir. Solunum teknikleri sayesinde nefes derinleşmekte ve yavaşlamakta, sinir sistemi gevşemekte ve duygular yatışmaktadır. Kalp atışları düzene girmekte ve kardiyovasküler sistemin çalışma ritmi sağlıklı bir ritme göre ayarlanmaktadır. Kalp rahatlamakta ve güçlenmektedir.
Orijinal Yoga Sistemi’nin bu basamağında biyoenerji teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler sayesinde bedenin biyoenerji alanı güçlenmekte, genişlemekte, enerjetik blokajlar çözülmekte, beden daha enerjik ve sağlıklı olmaktadır.
Pratyahara olarak bilinen teknikler bilinçli gevşeme yeteneğinin gelişmesini sağlar. Bunlar, içe dönme, içsel arayış ve gelişim için olağanüstü tekniklerdir. Bilinçli gevşeme teknikleri, organizmayı sistematik olarak derin bir gevşeme durumuna getirmektedir. Beden gevşeyince zihin susmakta, sinirler boşalmakta ve kas gerginliği atılmaktadır. Beden derin gevşeme haline geçince nefes alışveriş hızı azalmaktadır, akciğerler rahatlamakta ve solunum sistemi dinlenmektedir.
Nefes alışveriş hızı düşünce kalp atışları da yavaşlamaktadır. Böylelikle kalp dinlenir ve yıpranmaz. Dolaşım sistemi olumlu şekilde etkilenir ve düzene girer. Tetikte olan sempatik sinir sistemi gevşemeye başlar. Sonra da parasempatik sinir sistemi gevşer. Daha sonra endokrin sistemi gevşemeye başlar. Stres yüzünden devamlı adrenalin salgılayan ve aşırı çalışan böbreküstü bezleri dinlenir. Endokrin sisteminin dinlenmesi fiziksel ve duygusal sağlığı da olumlu yönde etkilemektedir.
Bilinçli derin gevşeme ile organizmanın bütün sistemleri olumlu bir şekilde etkilenir, yorgunluk ve uykusuzluk giderilir, birikmiş gerginlik atılır, enerji blokajları çözülür ve bol bol enerji depolanır.
Orijinal Yoga Sistemi’nin bu basamağında Çakra (vücuttaki enerji merkezleri) teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler sayesinde bedende bulunan enerji merkezleri uyandırılmakta, aktifleştirilmek-te ve sağlıklı çalışmaktadır. Bedendeki enerji akımları güçlenmekte, beden enerjik hale ulaşmakta, beynin çalışma kapasitesi artmakta, doğaüstü yetenekler gelişmekte ve bilinç arınmaktadır.
Orijinal Yoga Sistemi’nin Pratyahara basamağında Kundalini (vücuttaki evrim enerjisi) teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler, enerji merkezlerinin daha verimli çalışmasına, beyin kapasitesinin artmasına, enerji blokajlarının çözülmesine, duyguların güçlenmesine, bilincin yükselmesi ve tüm organizmanın yenilenmesine katkıda bulunmaktadır
Dharana olarak bilinen konsantrasyon tekniklerinin, zihin fonksiyonları üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Zihin yavaşlamakta, olumsuz düşüncelerden ve enerjiden kurtulmakta, imgeleme yeteneği ve odaklanma gücü gelişmektedir.
Konsantrasyon sırasında zihinden geçenler ilgisiz bir gözlemci gibi uzaktan izlenilir. Düşüncelerin, onlara tutunmadan, akıp gitmesine ve zihnin boşalmasına izin verilir. Zihin dalgalanmaları bağımsızca gözlemlenir ve yaşanan anın değeri anlaşılır. Bireyin geçmiş ve gelecekle ilgili düşünceleri atılınca bu zaman birimleriyle ilgili olayların yükü üzerinden kalkar ve gereksiz endişeler yok olur. Birey kendisine odaklanmayı öğrenir ve günlük kaygılardan uzaklaşır.
Böylece zihin sakinleşir, yaşamın temposu yavaşlar ve zorluklarla daha kolay başa çıkılır. Bakış açısı değişir, olumsuzluk içeren olayların sonuçları büyütülmez. Olumsuz düşünceler kontrol altına alınır, düşünce akışı olumlu yöne yönlendirilir ve duygusal tutarsızlık yok olur. Yeni olumlu evrensel düşünce biçimleri ortaya çıkar.
Birey, zihin olarak bilinen şeyin sadece kafanın içinde olmadığını, bir zihinsel enerji alanı oluşturduğunu algılar. Bu zihinsel enerji alanı arınır, güçlenir, pozitifleşir, genişler, blokajlardan kurtulur ve yenilenir.
yoga
Dhyana olarak tanımlanan meditasyon teknikleri yaşamın anlamını kavramak ve içsel bilgeliği geliştirmek için etkili araçlardır. Bu teknikler sayesinde zihinsel gerginlik ve duygusal huzursuzluk ortadan kalkar, gerçek benlik algılanarak içsel gerçeklikle bağ kurulur. Doğuştan gelen içsel anlayış ve farkındalık uyanır. Spiritüel varoluş biçimleri ortaya çıkar.
Meditasyon sırasında, vücudun bütün hücrelerinin içine işlemiş bilinç enerjisi bir noktada toplanmaktadır. Beden-bilinç sistemi birleşmekte ve insan birlik bilincini yaşamaktadır. Bütün canlılarla bir ve aynı olduğunun bilincine varmaktadır. Diğer varlıklarla ve gerçek içsel benlikle yabancılaşma sona ermektedir. Birey boşluk ve kaygı duygularıyla boğuşmaktan kurtulmaktadır. Maneviyat yeni bir anlam kazanmakta, birey içsel doyuma ulaşmakta ve içindeki boşluğu doldurmaktadır.
Samadhi olarak bilinen süperkonsantrasyon teknikleri gerçek ruhi benliğin gerçekleşmesi ve yaşanmasına olanak sağlamaktadır. Bireysel ruh ile Evrensel Ruh arasındaki bağlantı net bir şekilde algılanmaktadır. Bireysel ruh Evrensel Ruh ile bütünleşmekte ve ölümsüz, bilgi ve mutlulukla dolu olan doğasını algılamaktadır. Birey Evrensel Ruh’un bir parçası olduğunun farkına varmakta ve onunla iletişim kurmaktadır.
Yoga sayesinde vücutla ilgili olumlu imge, özgüven ve pozitif özsaygı gelişmektedir. Birey kendisine ilişkin daha gerçekçi, olumlu ve rahat bir görüş kazanmaktadır. Beden daha çevik, esnek ve güçlü, zihin berrak, duygular dengeli hal aldığı için fiziksel, zihinsel ve duygusal istikrar ve güven oluşmaktadır. Beden-zihin diyalogunun gelişmesi neticesinde birey bedenin ihtiyaçlarına kulak vermeye başlamaktadır. İçsel ses uyanmakta, birey içinden gelen sesi duymakta ve iç sesini dinlemeyi öğrenmektedir. İç dünyasını dinleyerek uygun içsel iletilere doğru bir şekilde karşılık vermektedir.
Duygusal denge gelişince birey duygularını daha iyi anlamaya başlar. Duygusal kontrol sayesinde birey aşırı yemek yeme alışkanlığından kurtulur. Açlık hissi rahatsız etmez, öfkeye ve diğer olumsuz hislere neden olmaz, açlığa dayanıklılık artar ve açlık korkusu yok olur. Birey yalnızca gerçekten acıktığı zaman insan doğasına uygun, besin değeri yüksek, sağlıklı ve doğal yiyecekler tüketmeye başlar. Böylece doğru beslenme sağlığa bir bütün olarak olumlu katkıda bulunur.
Beslenme konusunda, “Yoga kilo verdirir mi?” sorusuyla devamlı olarak karşılaşmaktayız. Bu soruya bilimsel araştırmalara dayanarak kesin bir cevap veriyoruz. Evet, Yoga kesinlikle dengeli, sağlıklı ve kalıcı bir zayıflamaya yardımcı oluyor. Sadece hareketler değil, uygulanan tüm teknikler ve geliştirilen tavır da zayıflamaya katkı sağlayan unsurlardır. Doğru solunum, dengeli sinir sistemi, gevşeme, mide fonksiyonlarının düzene girmesi, sindirim sisteminin doğru çalışması, duygusal rahatlama, yaşamdan gerçekten zevk alma sayesinde birey doğal ve kendi kendini düzenleyen bir beslenme alışkanlığına kavuşur.
Günümüzün stresli yaşamı kemik yoğunluğu üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta ve osteoporoza neden olmaktadır. Sık sık adrenalin salgılanması kemiklerdeki kalsiyumu tüketmekte ve hormon dengesini bozmaktadır. Yoga teknikleri stresin etkisini azaltmakta, gerekli dengeleri kurmakta ve kemik yoğunluğunu artırmaktadır.
Yoga sayesinde beden imgesi ve özgüven artmaktadır. Neticede cinsel yaşam güçlenip gelişmektedir. Cinsel ilişki sırasında fiziksel görünüm ve performansla ilgili çekingenlik, yargı ve kaygılar yok olmaktadır. Birey bedeni konusunda kendini rahat hissetmekte ve yakınlık içeren bu tür ilişkilerde endişelerden özgür olmaktadır. Birey gevşek, sabırlı ve enerjik olduğu için daha iyi duygusal bağ kurabilmektedir. Yatakta rahat, kaygısız ve beklentisiz olduğu için cinsel yaşamın kalitesi artmaktadır.
Anestezi
27 Temmuz 2009 admin
Kategori: Genel sağlık
Anestezi doktoru, operatör gibi bir uzman mıdır ?
Evet. ikisi de tıp fakültelerinden mezun olmuş ve ihtisaslarını yapmış kimselerdir.
Ameliyatlarda anestezi yapanların doktor olmaları gerekli midir ?
İmkânlar oranınca evet. Anestezi uzmanı olan bir doktorun ameliyatta anestezi yapması tercih edilir. Anestezi günümüzde çok ilerlemiş olan bir ihtisastır ve bir anestezi uzmanının ameliyatta hazır bulunması ameliyatın başarılı olması için çok önemli bir korunma tedbiridir.
Bir anestezi uzmanının uzmanlık eğitimi neleri ihtiva eder ?
Bir doktorun bir anestezi uzmanı olabilmesi için asistanlık devresinden sonra resmî bir hastanede anestezi konusunda dört yıl bu branşta çalıştıktan sonra anestezi uzmanlık imtihanına girmesi ve başarı ile geçmesi gerekmektedir.
Doktor olmayan anestezistler hâlâ çalıştırılmakta mıdır ?
Evet. Bunun nedeni de hastanelerde yeterli sayıda uzman anestezist doktorların bulunmayışıdır.
Anestezist için neden ayrıca ücret ödenmektedir:
Çünkü o da ihtisas yapmış bir doktordur. Onun ameliyattan önce yapılan konsültasyonda ileri sürdüğü görüşler, anesteziyi kullanması ve anesteziden sonra hasta ile ilgilenmesi, ameliyatın başarısında büyük rol oynar. Ameliyat sonrası hastanın iyileşmesinde de yardımcı olur.
Çocuk doğumunda anestezist görevlendirilmesi yararlı mıdır ?
Evet. Onların bu durumlarda görevlendirilmesi doğumlarda ölümleri ve çocuğa ait komplikasyonları büyük ölçüde azaltabilmektedir.
Doğum hallerinde çok acı çekilmesi gerekli midir ?
Hayır. Modern anestezi metotlarıyla ancak doğum hallerinin başında çekilen hafif sancılar gereklidir. Bundan sonra gelecek sancılar ve çocuğun doğumu anneye hiçbir zarar getirmeden anestezi yoluyla önlenebilinir.
Çocuk sezaryen usulüyle dünyaya getirilecekse anestezi lüzumlu mudur ?
Evet. Sezaryen bir ameliyattır ve öteki bütün ameliyatlar gibi anesteziyi gerektirir.
Ameliyat öncesi «değerlendirmeye ilâç kullanma kararı» ne demektir ?
Anestezist hastanın geçmiş hayat durumunu ve ne gibi hastalıklar geçirmiş olduğunu gözden geçirir ve ne cins anestezi kullanacağını elde ettiği bilgilere göre kararlaştırır. Eğer anestezi uzmanı hastanın anesteziden ve ameliyattan sağlam çıkamayacağı kanaatine varırsa ameliyatın tehir edilmesini tavsiye eder. Anesteziden önce hastaya hastane odasında uyuşturucu ve yatıştırıcı ilâçlar verilir. Bu şekilde hasta, anestezi uygulanmasına alırlık derecesi artmış olur.
Anestezi indüksiyonunun anlamı nedir ?
Bunlar anestezinin başlangıç usulleridir. Bugün anestezi hiç heyecana veya korkuya kapılmadan yapılır. Önceden hastaya verilen ilâçlar ve damara yapılan enjeksiyonlarla hastanın uykuya dalmasının teminiyle anestezi hiçbir acı vermeden rahatça yapılabilmelidir.
En genel tip anesteziler hangileridir ?
a. Bugün en çok kullanılan anestezi sistemi solunum yoluyla yapılan anestezidir. Bununla beraber bugünkü anestezi uzmanlarının büyük çoğunluğu dengeli anestezi sistemi diye adlandırdık, lan bir sistemi kullanmaya başlamışlardır. Bu sistemde hastanın uyutulması için birçok değişik usullere başvurulmaktadır. Hastayı uyutmak için «penthotal» veya benzeri «İnnovar» ilâçlar damardan enjekte edilmektedir. Bundan sonra acıları önlemek için hastaya «diazot monoksit» (güldürücü gaz) ve oksijen verilmektedir. En sonunda, operatör teknik işlemlerine başlayabilmesi için adaleleri gevşetecek .ilâçları, damar yoluyla enjekte edilir. Ameliyat devam ederken de, gerektiği miktarda yukarıdaki ilâçlardan verilmesi sürdürülür. Bazı hallerde «diazot monoksit» e eter ilâve edilir. Başka durumlarda «diazot monoksit» yerine «Fluothane» kullanılabilinir. Eter, günümüzde artık fazla kullanılmamakla beraber, yine de çok kıymetli anestezik bir ilâç olarak uygulanmaktadır. Kullanıldığı zamanlar kana ciğerlerin yolu ile çekilmektedir. Oradan beyine giden eter, bir şuursuzluk hali meydana getirmektedir. Eter «açık damla» usulüyle veya özel makinelerle kullanılabilir. Bazı vakalarda ağızdan soluk borusunun üst kısmına solunum borusuna bir tüp yerleştirilmesi de gerekli olabilir. Bu yol anestezinin kontrolünü kolaylaştırır ve anestezinin tam olması için bir^ garanti teşkil eder. Ancak eterin patlama özelliği olduğundan, bu gibi patlamalara karşı emniyet tedbirlerinin önceden alınması gereklidir. , Fluothane (halothane), yanma ve patlama hassaları olmayan bir gazdır, son yıllarda büyük ölçüde kullanılmaya başlanmıştır. Solukla, içeriye çekilen anesteziler arasında en güçlü anestezi maddesi olarak kabul edilen bu gazın en büyük mahzuru bazı hastaların karaciğerlerine zararlı olabilmesidir. Son yıllara kadar çok az kullanılmış olan başka bir solukla içeriye alman anestezi gazı, «siklopropan» dır. Bu gaz her zaman fazla miktarda oksijen ile birlikte birçok vakalarda da daha uzun bir anestezi temini için başka ilâçlarla birlikte kullanılmaktadır. Bu gazın da tek mahzurlu yanı patlayıcı olmasıdır.
b. Bele, omurilik sıvısına iğne ile yapılan anestezi. Bu tip anestezi genellikle belden aşağısında yapılacak bir ameliyatta kullanılmaktadır. Omurga kemiği kanalına «Novocaine» veya buna benzer bir ilâç enjekte edilerek yapılır. Bu tür anestezi yalnız ameliyat edilecek kısmı uyuşturur ve ameliyat olan hasta uyanık kalır. Günümüzde omurga kemiğine yapılan anestezi, çoğunlukla başka damara yapılan enjeksiyonla birlikte yapılır ve bunlar sayesinde hasta ameliyat sırasında hafif bir uykuya dalar,
c. Epidural ve caudal (kuyruk sokumu) anestezi. Bu tip anesteziler omurilik anestezisinin benzeridirler ve vücudun muhtelif kısımlarını uyuştururlar. Bu tür anestezilerin omurilik anestezisinden farkları omurga kanalının içine değil de dışına yapılmalarıdır.
d. Lokal veya bölgesel anestezi. Lokal anestezide çoğunlukla «Novolaine» kullanılır ve bu anestezi türü vücudun muhtelif yerlerine tesir eden sinirlere enjeksiyon yoluyle yapılır. Bu usul anestezinin tesir süresi kısa olduğundan bu karakteristiği önlemek için daha uzun bir sancı giderme süresi verebilecek başka sistemler geliştirilmiştir. Bunlar «Xylocaine», «Carbocaine» ve «Nesacaine»dir. Ancak bu ilâçlarla anestezi süresini uzatmak mümkündür. Bunların bazılarının toksik tesirler yaptıklarından kullanmalarda çok ihtiyatlı olunması gerekmektedir. Lokal veya bölgesel anestezilerin tesir süresini uzatabilmek için çok kez enjeksiyondan önce anestezi karışımına az bir miktar adrenalin ilâve etme usulü kullanılmaktadır. Adrenalin kan damarlarının büzülmesine yol açtığından kanda absorbe olan anesteziyi azaltmakla ameliyat yapılacak yerden uzaklaşmasını önlemektedir.
e. Damardan yapılan anestezi. Damara enjekte edilen ve baygınlık veren birçok ilâç mevcuttur. Bu yolda kullanılan ilâçlar çoğunlukla «Penthothal»dır. Bunların fonksiyonları hastayı uyutmak (narkoz)tır.,Sancıyı önleyecek nitelikleri olmadığı için bunlar ameliyattaki anestezide tek başına kullanılmazlar. Bu sebeple bunlar asıl anesteziye yardımcı olarak kullanılırlar ve hasta uyutulduktan sonra anestezik durumun devamının temini için diazot monoksit «Fluothane» gibi ilâçların kullanılması gerekmektedir. Bazı vakalarda «Siklopropan» da kullanılabilir. Bu gibi anestezilerde anestezist, damardan verilen ilâçları daima azar azar vermeye dikkat eder. Çünkü bunlar nefes alma gibi bazı hayatî fonksiyonları, zorlayarak zayıflatabilir.
f. Mevizî anestezi. Bu tür anestezi ağız, burun, göz gibi organlarda kullanılır. Bu anestezi bir pamuklu aplikatör veya sprey kullanmakla yapılır. Başka kullanılan bir usul de, gereken yere göz damlalığı ile ilâcın damlatılmasıdır. Mevzii anestezide kullanılan ilâçlar genellikle kokain ve pontokain’dir. Bunların da devam süresi kullanılan solüsyona biraz adrenalin katılmasıyla elde edilebilir.
Anestezi verilirken hangi gazlar kullanılır ?
Diazot monoksit, siklopropan halothane veya etilen.
Gazların rahatsız edici kokuları var mıdır ?
Hayır.
Ameliyata başlanmadan önce hasta muhakkak surette uykuya dalmış olacak mıdır ?
Evet. Anestezi tam etkisini göstermeden ameliyata başlanılmaz.
Bir hastanın kendi anestezisini seçmesi doğru bir hareket midir ?
Hayır. Yapılacak ameliyata göre operatör ve anestezist hangi anestezinin kullanılmasının gerekli olduğunu çok daha iyi kestirecek durumdadırlar.
Ameliyat olmakta olan hastalar anestezinin tesiri altındayken önemli sırları istemeseler de açıklayabilirler mi ?
Hayır. Bu çok yaygın, fakat tamamen asılsız bir inançtır.
Ameliyat tamamlanmadan anestezinin tesiri geçtiği vaki olmuşmudur ?
Hayır. Anestezist her zaman anestezinin ilâve gerektiğini bilir ve gerek duyunca ameliyat sırasında anesteziyi artırır.
Ameliyat tamamlandıktan sonra anestezi tesirinin bitmesi ne kadar sürer ?
Bu büyük ölçüde verilmiş olan anestezinin miktarına ve cinsine bağlıdır. Omuriliğe yapılan anesteziler genellikle ameliyatın bitiminden bir ilâ üç saat arasında tesirini kaybeder. Genel anestezi ameliyat bitiminden birkaç dakika sonra tesirini kaybedebilir; fakat bazı zamanlarda bu birkaç saat da sürebilir.
En emniyetli anestezi türü hangisidir ?
Günümüzde uzman anestezistlerin yapacağı her tür anestezi emniyetlidir. Anestezide kazaların sayısı o kadar azdır ki, bugün ameliyatlarda ancak çok küçük bir problem olarak kabul edilmektedir.
Bir tip anestezi ötekinden daha emniyetli olarak kabul edilebilir mi ?
Bunun için kesin bir şart yoktur. Kullanılacak anestezi, yapılacak ameliyata, ameliyatı yapacak doktora Ve ameliyat olacak hastaya, vs. bağlıdır. Hastanın ameliyatında yapılacak anesteziyi seçmesini anesteziste bırakması her zaman tavsiye olunur.
Anesteziden komplikasyonlar en iyi hangi, şekilde önlenebilir ?
Bütün ameliyat boyunca hastanın gerektiği miktarda oksijen alması teinin edilmesi ve hastanın akciğerlerine dışarıdan gereken havanın girmesini garanti etmekle. Bu ölçüler ameliyat boyunca uzman doktor-anestezistler tarafından kontrol edilip gerekenler yapılır.
Bir anestezinin uzaması ne dereceye kadar emniyetlidir ?
Gerekli miktarda hastaya oksijen verildiği müddetçe, anestezinin bazen on veya on iki saate kadar uzamasında hiçbir tehlike yoktur. Günümüzde her alanda yapılan yeni tür operasyonlarda hastaların saatlerce anestezi altında kalmaları gerekmektedir.
Soluk borusu içinde (endotrachea) anestezi ne demektir ?
Bu tür anestezide ağızdan veya burundan bir tüp doğrudan doğruya soluk borusu içerisine yerleştirilmekte ve anestezi solunum yoluyla verilmektedir. Bu, solunum anestezisinde en emniyetli sistemdir. Çünkü bu metotla nefes alma en etkili şekilde kontrol altında tutulabilmektedir.
Omuriliğe yapılan anestezilerden sonra genellikle baş ağrıları meydana gelir mi ?
Omurilikten anestezi olan hastaların yaklaşık yirmi kişiden birinde anestezi sonrası baş ağrıları meydana gelmektedir. Bunlara şimdi bazı önleyici tedbirlerle engel olunmaktadır.
Omurilik anestezisinden sonra meydana gelen baş ağrılarının devam süresi ne kadardır ?
Bunlar ortalama iki veya üç gün sürer.
Omurilik anestezisinden sonra gelen baş ağrıları nasıl tedavi edilir ?
a. Çok miktarda su alınmalı. Günde sekiz on bardak kadar.
b. Aspirin gibi ağrı kesen ilâçlar alınmalı.
c. Omurga kanalında su miktarını artırmak için gereken enjeksiyonlar yapılmalı.
Büyüklerde olduğu gibi bebeklere ve çocuklara da anestezi verilir mi ?
Evet. Çocuklar ve bebeklerin anesteziye tahammülleri çok iyidir.
Ameliyat esnasında hastanın genel durumundan anestezist mi sorumludur ?
Evet. Ameliyat süresince anestezist yalnız nefes almasını değil, nabzını, kalbin çalışmasını ve tansiyonunu kontrol altında tutar.
Aşağıda ameliyatlar için genellikle kullanılan anestezilerin listesi bulunmaktadır.
Beyin => Genel veya bazen lokal, damardan yapılan enjeksiyonlarla. Bazı hallerde bunlar yapılmamaktadır.
Göz => Genel, mevziî veya sinirleri tıkama yoluyla yapılan anestezi.
Kemik => Genel, omurilik veya kısmen sinirleri tıkama yoluyla yapılan anestezi.
Ağız => Lokal veya kısmen sinirleri tıkama yoluyla.
Bademcik => Çocuklarda genel. Büyüklerde lokal veya genel.
Tiroid => Genel. Çok kez solunum borusuna yerleştirilen tüp yoluyla. Az vakalarda kısmen veya lokal.
Göğüs => Genel anestezi. Çok az vakalarda lokal anestezi kullanılabilir.
Kalp ve akciğerler => Soluk borusundan yerleştirilen tüp yoluyla genel.
Karma ait organlar => Hastanın rahatsızlığının özelliğine göre genel veya omurilik anestezisi. Omurilik anestezisine başvurulduğu zamanlarda genellikle hastanın anesteziden önce uyutulması için damardan verilen uyutucu ilâçlar kullanılır.
Böbrekler, mesane ve prostat => Genel veya omurilik anestezisi.
Rektum, anus (makat) ye tenasül organları => Genel, omurilik veya kuyruk kesiminden yapılan (caudal) anestezi. Çok kez önceden uyutmak için damardan enjeksiyonlar gerekli olabilir.
Üst uçlar => Genel, lokal veya bölgesel sinir tıkayıcı anesteziler.
Alt uçlar => Genel, omurilik, lokal veya kısmî anestezi.
Anestezist operatöre çok kez gereken öğütleri verir ve anestezi altında olan hastanın durumu hakkında gerekli bilgileri ulaştırır.
Bir hasta, önceki bir ameliyatta anesteziye karşı olumsuz bir tepki göstermişse bu her anestezide olumsuz tepki göstereceğine delâlet eder mi ?
Hayır. Son yıllarda anestezi dalında o kadar büyük ilerlemeler kaydedilmiştir ki bu gibi tekerrürlerin meydana gelmesine imkân yoktur.
Hasta daha önceki bir anestezide olumsuz tepkiler göstermiş olduğunu anestezist’e bildirmeli mi ?
Evet. Anestezi doktoruna bundan önceki bir ameliyatta veya anestezide göstermiş olduğu olumsuz tepkiler hakkında geniş bilgi vermesi her zaman faydalıdır.
Ameliyattan önce yemek yediğini hasta anesteziste bildirmeli midir ?
Evet. Hastanın anesteziye boş, midede gelmesi çok önemlidir. Eğer hasta ameliyattan önce yemek yemişle bunu anesteziste bildirmesi şarttır.

