Emzirmenin püf noktaları

DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ve ÜNİCEF, be­beklerin yaşamının ilk 4 ayında mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslen­mesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik ge­reksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin, Anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesi­ni ve hastalıklardan korunmasını sağlar. Emzir­me, bebeğinizle sizin arasında sağladığı yakın te­mas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. Bebeğiniz doğduktan sonra ilk yarım saat içinde, sütünüzün gelmesini beklemeden ve ke­sinlikle şekerli su vermeden, mutlaka onu emzir­melisiniz. İlk 48 saat içinde sık emzirmek, sütün yeterliliği açısından önem taşır .Çünkü sık emzir­meye bağlı olarak süt salgısında artık olacaktır. Bu nedenle, sütünüz henüz gelmemiş bile olsa, sık emzirmeye devam edin.

Kolostorun adı verilen ilk süt, protein bakımın dan oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır. Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum, sonraki birkaç gün içinde nor­mal anne sütüne dönüşecektir.

Kolostrum sıvısı, hamileliğinizin yedinci ayın­dan sonra sağlıyabilir. Bu aylarda dış altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bu­lunan koyu renkli kısım), baş ve işaret parmak­larıyla yapılacak kısa masajlar, süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir.

Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın. Yeni kaynatılmış ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin. Bebeğinizi mümkün ol­duğu kadar dik bir pozisyonda kucağınızı alın. Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın. Bebeğinizin, meme başını çevresindeki meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın. Böylece, bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir. Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamayacaktır.

İki farklı soğuk algınlığı virüsüne birden yakalanmak mümkün

05 Ocak 2010 admin  
Kategori: Genel sağlık

Bu yıl Science dergisinde yayınlanan bir çalışma, virüsün iki ayrı türünün aynı anda hastalığa yol açtığı durumlarda genlerin “recombination” (yeniden birleşme) adı verilen bir süreç içerisinde birleştiğini gösterdi.

En yaygın soğuk algınlığı vakalarına yol açan “rhinovirus” virüsünün en az 99 türü var. Uzun süredir teorik olarak bir insanın birden fazla soğuk algınlığı virüsüne yakalanabileceği düşünülüyor. Ama yaygın soğuk algınlığı üzerine yapılan araştırmalar, bazı sürprizleri de ortaya çıkarıyor.

Çalışma yeniden birleşmenin, tipik soğuk algınlığı mevsiminde yeni türleri hızla ortaya çıkarabileceğini gösteriyor.

Elektronik dergi PLoS One’da bu yıl yayınlanan bir çalışmada da Çinli bilim adamları, soğuk algınlığı geçiren 64 çocuk üzerinde yaptıkları incelemede, “yeniden birleşme” ve “üçlü enfeksiyon” bulgularını ortaya çıkardı.

Çocuklarda bir tür soğuk algınlığı, grip ya da adenovirus türü solunum yolu virüsleri bulunuyordu. Ama rhinovirusun farklı türlerini sadece çok küçük bir kesim taşıyordu.

Ancak iki soğuk algınlığına yakalanmanın hastalığı uzatacağı veya daha ağır belirtilere yol açacağını gösteren hiçbir kanıt yok.

Kadınların sorunu romatizma

100 den fazla çeşidi olması yüzünden belki de, çok da iyi tanınmayan bir hastalık romatizma. Hatta bazen, omurga romatizması bel fıtığı, diz romatizması da menüsküs muamelesi görüyormuş. Siz neyiniz olduğundan emin misiniz?

Romatizma hastalığının çoğu zaman ciddiye alınmadığını ve bilimsel olmayan yöntemlerle tedavi edilmeye çalışıldığını, bazen de teşhis ve tedavisinin yanlış yapılabildiğini kaydetti.
Romatizma hastalığının 100′den fazla çeşidi bulunduğuna işaret eden uzmanlar “iltihaplı eklem romatizması” olduğunu da belirtti.

Türkiye’de iltihaplı eklem romatizmasına yakalanan hasta sayısının 100 bin kişi olduğunu vurgulayan uzmanlar “Bu hastalığın kişiye yıllık maliyeti 10 milyar lirayı bulmaktadır. Maliyeti, kalp hastalığından fazladır. Bu hastalık sahipleri, şeker hastalığı gibi sürekli tedaviye ihtiyaç duymaktadır. Ancak Türkiye’de romatizma, kanser ve sedef gibi hastalıklarda kullanılan “methot-reksat” adlı ilaç bulunamıyor. Bu ilacı kullananların yıllık masrafları 50 ile 100 milyon lira civarındadır. Ancak, bu ilaç bulunamadığı için, Türkiye’de aynı işlevi gören pahalı ilaç kullanılmak zorunda kalınıyor.”

Teşhisi oldukça zor
Bazı romatizmal hastalıkların teşhis veya tedavisinin zor olduğuna da işaret eden uzmanlar şöyle devam ediyorlar: “Bazı romatizmal hastalıkların teşhisi zor. Bu yüzden yanlış tedavi uygulanabiliyor. Omurga romatizmaları bel fıtığı, gibi romatizmaları ise menüsküs gibi muamele görebiliyor. Bu yüzden teşhis ve tedavi kesinlikle uzman kişiler tarafından yapılmalı.”

Her bacak ağrısının romatizma sanıldığını anlatarak, bacak ağrılarının gerginlik, uyku bozukluğundan da kaynaklanabileceğini bildirdi. Toplumda çok yaygın görülen ve “huzursuz bacak sendromu” adı verilen rahatsızlığın da bunlardan biri olduğunu ifade eden uzmanlar, gerginliğin azaltılması için, yoga, meditasyon gibi yöntemler uygulamak gerektiğini ifade etti.

Emzirmenin püf noktaları

DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ve ÜNİCEF, bebeklerin yaşamının ilk 4 ayında mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslenmesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin, Anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar. Emzirme, bebeğinizle sizin arasında sağladığı yakın temas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. Bebeğiniz doğduktan sonra ilk yarım saat içinde, sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden, mutlaka onu emzirmelisiniz. İlk 48 saat içinde sık emzirmek, sütün yeterliliği açısından önem taşır .Çünkü sık emzirmeye bağlı olarak süt salgısında artık olacaktır. Bu nedenle, sütünüz henüz gelmemiş bile olsa, sık emzirmeye devam edin.

Kolostorun adı verilen ilk süt, protein bakımın dan oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır. Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum, sonraki birkaç gün içinde normal anne sütüne dönüşecektir.

Kolostrum sıvısı, hamileliğinizin yedinci ayından sonra sağlıyabilir. Bu aylarda dış altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bulunan koyu renkli kısım), baş ve işaret parmaklarıyla yapılacak kısa masajlar, süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir.

Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın. Yeni kaynatılmış ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin. Bebeğinizi mümkün olduğu kadar dik bir pozisyonda kucağınızı alın. Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın. Bebeğinizin, meme başını çevresindeki meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın. Böylece, bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir. Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamayacaktır.

Gebelikte mantar hastalığı

25 Kasım 2009 admin  
Kategori: Cinsel Sağlık

Gebelerde vajina ve vajina girişi etrafında mantar enfeksiyonu oluşması normal kadınlara göre daha fazladır(20 kat daha fazla), bunda gebede oluşan hormonal değişikliklerin etkisi vardır.

En belirgin ve en sık özelliği kaşıntıdır, kaşınma ve enfeksiyon yüzünden vajen girişi kızarır ve şişer, akıntı olmayabilir, oluyorsa beyaz , süt kesiği tarzındadır.
NOT: Her beyaz ve kaşıntılı akıntı mantar değildir, bu yanlışa düşen gebe ve gebe olmayan bir çok hastamız kendi kendilerine bir takım mantar ilaları kullanıp var olan başka bir enfeksiyonu arttırıp ciddi sıkıntıya düşmektedirler.
-Hekiminize danışmadan kesinlikle kendi başınıza ilaç kullanmayınız.

Dış kısımlarda oluşan mantarlarda dışardan cilde uygulanan krem ve pomadlar ile şikayetlerin giderilmesi yada hafifletilmesi amacıyla gebeliğin erken haftalarında kullanılabilinir. Partner tedavisi mutlaka yapılmalıdır, yoksa eşinizden tekrar bu enfeksiyonu geri alabilirsiniz.

Vajina içine konulan fitillerin vajina duvarından emilmesi çok az düzeyde olsa da vajina içine uygulanan krem veya vajinal tablet uygulamalarından gebeliğin erken dönemlerinde kaçınılmalıdır.

Gebeliğin ilk 14 haftasından sonra doktor tavsiyesi ile mantar enfeksiyonunu tedavi amaçlı uygun vajinal fitil ve kremler ile ağızdan alınan ilaçlar ile tedavi mümkündür.

Korunmak için;
- sentetik iç çamaşırı kullanmamak, pamukluları tercih etmek,
- çok dar giyecekler giymemek,
- ıslak mayo veya çamaşırla oturmamak,
- vajinanın içini çok sık ve sabunla yıkamamaya özen göstermek,
- başkasına ait iç çamaşırı ve bu gibi şeylerin giymemek,
-çok fazla diyet şekeri veya tatlandırıcı kullanmamak gerekir.

Tedavi: tedavi hekimin muayenesinden sonra verdiği ilaçların düzenli kullanımı ile olacaktır, hekiminiz ayrıca size iç çamaşırlarınızı kaynatmanızı ve de sıcak ütü ile ütülemenizi de önerebilir.

KİSTİK HASTALIK(Memenin fibrokistik hastalığı- MFKH):

24 Kasım 2009 admin  
Kategori: Genel sağlık

Özellikle gençlerde en sık gördüğümüz memede ağrı sebebidir.Memeyi göğüs kafesini saran kaslara bağlayan ince lifcikler üzerinde gelişen toplu iğne başı büyüklüğünde yüzlerce kist oluşmasıyla ortaya çıkar.Kistler seyrek olarak 1-2 cm ebatlara ulaşabilir.Genellikle küçük ve yüzlercedir.Sebebi konusunda net bir bilgi olmamakla birlikte kafein içeren gıdaların ağrıyı artırdığı yönünde bulgular vardır.

BULGULAR:

AĞRI( mastodini – mastalji ):Ensık rastlanan bulgudur,hastaların tamamında değişik düzeylerde tarif edilen ağrı vardır.Ağrının şiddeti adet dönemleriyle çok değişir.

DOKUNMAKLA HASSASİYET:Dokununca ciddi ağrı tanımlanır.

OMUZA VE KOLA VURAN AĞRI:Memedeki ağrı göğüs,omuz ve kola yayılır.

YANMA ve KAŞINTI:Özellikle adet dönemlerinde yanma ve kaşıntı olur.

TEŞHİS:

En önemli bulgu hastanın tanımladığı ağrı tarzıdır,muayenede meme dokusunda kabalaşma ve memede hassasiyet vardır.

USG:Meme dokusundaki değişiklikler ve kistler görüntülenebilir.

KAN TAHLİLLERİ:Hastalığın teşhisinde yeri olmamakla birlikte kanser konusunda şüpheleri kaldırmak için istenebilir.

TEDAVİ:

CERRAHİ TEDAVİ:Çok seyrek olarak kistlerin elle tesbit edecek kadar büyümesi halinde tedavi ve mikroskobik olarak incelemek üzere çıkarılır.Ameliyatta üzüm salkımı şeklinde çok sayıda kistin oluşturduğu yumak görünür.

İLAÇLA TEDAVİ:Memenin fibrokistik hastalığının tedavisi ilaçladır. Tedavide temel amaç hastanın şikayetlerinin kaldırılmasıdır kistlerin tedavi şansı oldukça azdır.İlk etapta ağrı kesici ve memeyi rahatlatıcı ilaçlar verilir ve hasta takibe alınır 1 aylık takip sonunda düzelme varsa tedaviye devam edilir.Düzelme yoksa memedeki süt bezlerini baskılayan hormon ilaçları verilir ve genellikle olumlu sonuç alınır.

İlaç tedavisinin yanında

Dar sütyen kullanılmalı ve gece gündüz takılmalı

Çay kahve gibi kafein içeren gıdalar azaltılmalı

O taraf kolla ağır ve yoğun çalışma yapılmamalı

Meme fazla dinlenmemeli

RİSK:Tedaviden bağımsız bir şekilde fibrokistik hastalık zemininde meme kanseri gelişme riski normalden biraz daha fazladır.Normal erişkin kadın toplumda % 11 civarındayken fibrokistik hastalıkta % 12 civarıdır.Oran yüksek olmakla birlikte fibrokistik hastalığı olanlar memeleri konusunda daha hassas oldukları için erken teşhis ihtimali daha yüksektir.

Prion Hastalıkları

12 Haziran 2009 admin  
Kategori: Genel sağlık

Prion Hastalıkları !

Hazırlayan: Dr. Başak Dokuzoğuz
Ankara Numune Eğitim ve Araş. Hastanesi İnfeksiyon Hastalıkları Klinik Şefi

Spongioform ensefalopatiler bir çok hayvan türlerinde oluşur ve deneysel olarak infekte dokunun infeksiyonu ile nakledilebilir. Bu nedenle psongioform ensefalopati etkenlerine “the transmissible agents” adı verilmiştir. İlk defa bu etkenlere protein yapıları nedeni ile “prion” adı verilmiştir. Prionlar, kendiliğinden çoğalabilen (kendini kopyalayabilen) 250 civarında aminoasitten oluşan ortalama olarak en küçük virustan daha küçük yapıya sahip olan enfeksiyon etkenleridir. İnsanlarda ve hayvanlarda bugüne kadar yedi adet prion hastalığı tarif edilmiştir.
Creutzfeldt-Jacob Hastalığı (CJH) İnsan
Gertsmann-Strausler Scheinker Sendromu İnsan
Kuru İnsan
Scrapie Koyun
Transmissible mink encephalopathy Vizon
Chronic Wasting Disease Geyik-katır
Bovine spongioform encephalopathy (BSE) (Deli Dana Hastalığı) Sığır-inek

Prionlar 20-100 mm’lik filtrelerden rahat geçerler. Formaldehite dirençli, %1-5 hipoklorid, %1 soydum dodesi, sülfat ve 2-merkaptoethanol solusyonlarına duyarlıdır. İnfekte beyin dokusundan izole edilen ve kısmen saflaştırılan prionlar çok az proteinin dayanıklı olduğu proteinaz K ile parçalanmaya dirençlidirler. Bu direncin nedeni prion proteinlerinin agregasyonu veya kullanılan deterjanlar içerisinde çözünememelerine bağlanmıştır. Prionların en önemli özelliklerinden birisi de ısıya oldukça dayanıklı olmalarıdır. Ancak 121 derecede 60 dakika yüksek basınçta otoklavlama infektiviteyi 6-7 log kadar düşürmektedir. Kesin inaktivasyon için yüksek ısı derecelerine gereksinim vardır. Özellikle scrapie prionlarının inaktivasyonu için 138 derecenin üzerinde ısı dereceleri gerekmektedir.

Spongioform ensefalopatilerin hepsinde ortak özellik ilerleyici bir merkezi sinir sistemi dejenerasyonu vardır ve patoloji en fazla gri cevherdedir. Nöronal vokuolizasyon ve nöronal kayıp mevcuttur. Nöronal kayıpla birlikte fibroz astrositlerde proliferasyon ve hipertrofi olur. Amiloid plakların oluşumu daha çok Kuru da olmak üzere CJH de görülür.

KURU
İnsan prion hastalıklarından en detaylı incelenmiş olanıdır. En sık olarak Yeni Gine’nin batısında görülür. Hastalık tipik prodromal olarak başağrısı ve artraliji şikayetleri ile başlar. Hastalığın şiddetli bulguları arasında progressif serebelllar ataksi, tremorlar, disartri ve progresif seyreden demans vardır. Hızla ilerleyen mörolojik bulgular ile 3 ay 2 yıl içinde ölüm kaçınılmazdır. Hastalık kadınlarda daha sık görülür. Bunun nedeni özellikle ilkel kabilelerde “cannibalism” denen geleneklere göre ölenlerin beyinlerinin öncelikle kadınlar ve çocuklar tarafından yenmesi ile açıklanmaktadır. Bu genelgenin yasalarca yasaklanmasının ardından hastalığın insidansında azalma tespit edilmiştir. Bu durum etkenin insandan insana aktarıldığını düşündürmektedir. Patolojik incelemede MSS’de bazal ganglia ve korteks bölgelerinde diffüz nöronal dejenerasyon ve spongioform değişim göze çarpar.

Creutzfeld-Jakob Hastalığı (CJH)
Dünyada milyonda bir oranında olmak üzere insanlarda en sok görülen prion hastalıklarıdır. Olguların %85-95’i sporadiktir. Ortalama 57-62 yaşlarda en sık görülmekle beraber 17-20 yaşlarda ve 80 yaş üstünde olgular da bildirilmektedir. CJH bulaşıcı bir hastalık değildir. Latrojenik olarak kişiden kişiye bulaş çok çok nadirdir. Bu tip bulaş dura greftlerinin nakli, kornea nakli, karaciğer nakli, dura mater materyalinin radyografik embolizasyon prosedürleri için kullanımı ve kontamine nöroşirurijikal instrümanların veya stereotaktik derinlik elektrodlarının kullanımı ile mümkündür. Kadavradan insan büyüme horman nakli yoluyla CJH olan 100 kadar iatrojenik genç hasta bildirilmiştir. Bu hastalara panhipopituitarizm nedeniyle bu hormonlar verilmiştir. CJD de geçiş yolları:
1. Yeterli sterilize edilmeyen beyin elektrodları, cerrahi aletler
2. Kornea nakli
3. Büyüme hormonu, gonadotropin
Kuru Hastalığında Geçiş Yolları:
1. İnfekte Dokunun Yenilenmesi
Yapılan hayvan çalışmalarında hasta veya deneysel olarak prion ile infekte edilmiş hayvanın kanında, serumunda, buffy coat materyalinde düşük oranda da olsa infektivitenin olduğu görülmüştür. Bunun sonucunda CJH’nin kan transfüzyonu veya kan ürünleri ile bulaş riskinin olabileceği endişesi mantıklı hale gelmiştir. Buna rağmen korkulanın aksine kan veya kan ürünleri nakli ile bulaşı tespit edilmiş CJH olgusu veya transfüzyonun epidemiyolojik çalışmalarda CJH riskini artırdığına dair bulgu yoktur.

Eşler arası geçiş için risk artışı bildirilmemiştir. Aile içindeki olguların bulaşdan ziyade genetik yatkınlıktan dolayı olduğu düşünülmektedir. CJH’de %10-15 oranında genetik yatkınlık görülmektedir. Gertsmann-Strausler Schenker Sendromu (GSS) prion hastalığının bir genetik formu olarak tanımlanmaktadır. GSS’nin muhtemelen mevcut bir genin aktivasyonu sonucunda prion proteinlerinin anormal izoformlarının sentezine bağlı olarak geliştiği zannedilmektedir.

CJH’nin kuluçka dönemi değişkendir (3-22 yıl). Erken dönemde klinik bulgular kuru hastalığını hatırlatır. Hastalık genellikle unutkanlıkla başlar ve bunu takiben ilerleyen demans, halusinasyonlar, kişilik değişikliği, hareket kontrolünün kaybı, serebellar ataksi, myoklonus, rijidite, felç ve koma ile seyreder.

Hastalığın kesin tanısı patoloji araştırmaları ile konabilir. Nöronlarda vakuolinizasyon, amiloid içeren plakların saptanması, fibrillerin gözlenmesi, astrositlerde proliferasyon ve hipertrofi, nöronların yakın glial hücreler ile füzyonu karakteristik patolojik bulgulardandır. Prionların beyinde yüksek düzeyde birikimi doku harabiyetine neden olur. Kuru da olduğu gibi CJH de de prionlara karşı bir immun cevap oluşmadığı için herhangi bir serolojik tanı yöntemi geçerli değildir. Hastalığın tedavisinde antiviral ilaçlar denenmiş ancak sonuç alınamamıştır. Bugün etkin bir tedavi yöntemi bulunmamakta olup bütün olgular ölümcüldür.

New Variant CJH
Bindokuzyüz doksanbeşden itibaren İngiltere’den 23, Fransa’dan 1 newvariant CJH (vCJH) olgu bildirilmiştir. 1998 sonunda toplam olgu sayısı 39’a ulaşmış ve bu olgulardaki epidemiyolojik, klinik ve patolojik özellikler tipik sporadik CJH (sCJH)den farklı bulunmuştur. VCJH’li olgularda etyolojik etken ve yol açtığı patolojik incelemelerde BSE (Deli Dana Hastalığı) ile benzerlikler ve aralarında ilişki tespit edilmiştir. VCJH’nin BSE’nin büyükbaş hayvanlardan insanlara bulaşması sonucunda ortaya çıkan bir hastalık olduğu sonucuna varılmıştır. 1985’de İngiltere’deki hayvanlar arasındaki geniş BSE salgınından bir süre sonra (prionlar için uygun inkübasyon süresi kadar) vCJH olguları ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu dönemde yüzbinlerce sığır eti insan gıda zincirine girmiştir. İngiltere’deki BSE salgınının nedeni ise danalara verilen yemlerin protein ve kalsiyum yönünden zenginleştirilmesine yönelik olarak scrapie’li koyunlardan hazırlanan yem tozu katkısıdır. Böylece danalar yemleri ile beraber scrapie etkenlerini almışlardır. Zira BSE’li danaların beyninden izole edilen fibrillerin scrapie de görülen proteinlere benzemesi, BSE’nin danalardaki scrapie benzeri hastalık olduğunu vurgulamaktadır. Danalar için scrapie’li koyunlardan hazırlanan katkı yemleri 1981 yılı öncesi yüksek ısı ve basınçla (138 derece üstü) hazırlanmakta ve bu işlem scrapie prionlarını yok etmekteydi. Enerji kısıtlaması nedeniyle 1981 yılından sonra bu ısı derecesi düşürüldü ve scrapie etkeni yeterince inaktive edilemedi. 1988 den itibaren alınan önlemlerle BSE ile infekte sığır sayısı azaldı. VCJH’li olgular sCJH’li olgulardan daha genç yaş grubunu tutmaktadır (16-48, ort.29 yaş). VCJH’li olgular sıklıkla duyusal bozukluklar ve psikiyatrik bulgularla seyretmektedir. Oysa sCJH’de bunlar daha nadir olur. Duyusal bozukluklar yüz, el, ayak, bacaklardaki ağrı, parestezi veya dizesteziler şeklindedir. Psikolojik bozukluklar psikoz, depresyon veya anksiyeteyi kapsar. Hastalığın ilerlemesiyle piramidal bulgular, myoklonus, rijidite, serebellar bulgular, myoklonus, rijidite, serebellar bulgular ve akinetik mutizm görülür.