Zevk alma ile hamilelik arasında bağlantı bulundu
28 Mayıs 2010 zifiri
Kategori: Cinsel Sağlık
->
İngiltere’nin en saygın tıp fakültelerinden biri olan Imperial college’da çalışma yapan Jinekoloji Profösörü Robert Winston, kadının zevk aldığı ve orgazma ulaştığı bir cinsel birleşmeden sonra hamile kalma olasılığınin artıyor olabilicegini soyledi. Devamını oku
Aş ermek bebeği hastalıklardan koruyor
20 Ağustos 2009 admin
Kategori: Çocuk, Diş, Göz, Kadın Sağlığı ve Sağlık Haberleri
Hamile hanımlar, salgılanan hormonlarla kokuya hassas hale gelir. Bunun sonucunda bazı yemeklerden hoşlanmama, iğrenme söz konusu olur. Bu, aslında anneyi zararlı maddeler içeren besinlerden koruyan bir kalkandır. Yine bazı yiyecekleri canının çekmesi de vücudun ona ihtiyacı olduğu içindir.
Anne olanlar çektikleri, baba olanlar da şahit oldukları için pek çok insanın yaşadığı bu hâdiseyi çok iyi bilirler. Meselenin aslını bilmeyen bazıları; “Yine kim bilir ne yedin?” diye hanımını suçlar.
Hanımlar da kendi aralarında konuşurken; “Aman benim hamileliğim çok sıkıntılı oluyor.” diyerek tekrar çocuk sahibi olmak istemediklerini söylerler. Bazıları da kış ortasında karpuz, yazın portakal isteyerek etraflarındakileri seferber ettiklerinden söz ederler. Mide bulantısı, kusma veya belli gıdalara karşı aşırı isteklilik veya isteksizlik olarak bilinen, hamileliğin göstergesi olan belirtiler, halk arasında aş erme deyimi veya sabah hastalığı ile ifade edilmektedir.
Aş erme belirtileri genellikle hamileliğin ilk üç ayı içinde (7–12 haftalar arası) müşahede edilir. Aş ermenin klinik göstergesi olan bulantı ve kusmaların şiddeti, bünyeden bünyeye ve beslenme muhteviyatına bağlı olarak değişir. Hâmile kadınların çoğunda bulantı ve kusma şikâyetleri, hamileliğin dördüncü ayından itibaren kesilir. Çok az kadında bu şikâyetler dördüncü ve beşinci aya kadar uzayabilir.
Aş ermek hastalık değil
Sızıntı dergisinin mayıs sayısında Dr. Selim Aydın’ın imzasıyla yer alan yazıda son yıllarda yapılan araştırmaların aş ermeye Allah’ın birçok hikmetler yüklediğini belirtiyor. Çünkü aş ermek bir sıkıntı veya hastalık değil, tam aksine yavruyu koruyan bir fizyolojik kalkandır.
Aş ermeye ne sebep olur?
Hamileliğin başlangıcında artan ve anne ile yavru arasındaki alışveriş yolu olan plasentadan salınan östrojen, anne adayının koku alma duyusunun hassasiyetini artırır. Bu açıdan östrojen bakımından daha zengin olan hâmile kadınlar, ilk üç ayda erkeklere nazaran daha iyi koku alırlar. Östrojen ve progesteron hormonları ayrıca beyin sapındaki hassasiyeti artırarak kandaki çok az miktarda bulunan toksinlerin (zehirlerin) keşfedilmesini sağlar. Beynin bu bölgesi kanda bulunan toksinin farkına vardığında, bulantı ve kusma hislerini harekete geçirir.
Hamilelikte bulantı ve kusmayla karakteristik aş erme sendromunu yaşayan kadınların düşük yapma ihtimalinin çok düşük; aş erme sendromu yaşamayan hamilelerin ise, düşük yapma ve sakat bebek doğurma risklerinin oldukça yüksek olduğu da ortaya çıkarılmıştır.
Aş erme ile ilgili şikâyetlerin en yoğun olduğu dönem, aynı zamanda hamileliğin en kritik dönemidir. Gebeliğin bu ilk üç ayında, organlar oluştuğundan embriyonun kimyevî maddelere en fazla hassas olduğu süredir. Bu dönemde hayatî ve mucizevî bir değişiklik yaratılarak, annenin bağışıklık sistemi, embriyonu reddetmemesi için baskılanır. Bu sayede embriyon reddedilmeden rahimin duvarına ağacın toprağa kök salması gibi sıkıca yapıştırılır.
İmmün sistemin baskılanması yavru açısından çok önemli bir avantaj iken, anne için hastalık yapıcı mikroplara karşı açık ve hassas hale gelmesi bir dezavantajdır. Bağışıklık sisteminin baskılandığı bir dönemde hâmile annenin bozulmuş gıdaları ve potansiyel olarak parazit ve hastalık yapıcı mikroorganizmalar taşıyan gıdaları almaması için, annenin beyindeki koku ve tat reseptörleri (alıcılar) çok hassas hale getirilir.
Aş erme döneminde hâmile kadınların en fazla tiksindikleri ve canlarının çekmediği yiyeceklerin başında; et, balık, tavuk ve yumurta gibi gıdalar gelir. Bu gıdaların (modern hijyenik saklama ve gıda ambalajlama şartları hariç tutulursa) hastalık yapıcı mikroorganizmaları ve parazitleri taşıma ihtimali oldukça yüksektir. Aş erme; hastalık değil, anne ve çocuğa şefkat ve merhametin açık bir tecellisinin sahnelendiği fizyolojik uyum hâdisesidir.
Hamilelikte vücut ve cilt bakımı nasıl olmalı?
20 Ağustos 2009 admin
Kategori: Çocuk, Diş, Göz, Kadın Sağlığı ve Sağlık Haberleri
->
Hamilelik döneminde vücut hijyenini sağlamanız için her gün banyo yapmalısınız. Burada en çok dikkat etmeniz gereken konu, ıslak zeminde kayıp düşmeyi önleyecek tedbirlerin almanız. Yine olası gelişebilecek problemlere karsı banyonun kapısını kilitlemeyin.
Banyo esnasında suyun çok soğuk ve çok sıcak olmaması gereklidir; önerilen su sıcaklığı 36-37 derecedir. Hamilelik süreci, bir kadının vücudunda birçok değişimi hızlı bir şekilde yaşadığı bir dönemdir. Bu değişiklikler, sadece anne karnında büyüyen bebekle beraber anne adayının kilo alması ve vücut imajının değişmesi ile sınırlı değildir. Çeşitli hormonal faktörlerden dolayı neredeyse vücudunun her bölgesi etkilenir.
Ciltte, saç ve tırnaklarda hatta diş ve dişetlerinde de birçok değişimler meydana gelir. Bu süreci sorunsuz atlatmanız için vücut temizliğinizi yaparken nelere dikkat etmeniz gerektiğini aşağıda bulabilirsiniz:
Cildinizdeki değişiklikler
En çok dikkat çekici değişikler ise ciltte meydana gelenlerdir. Anne adaylarının cildinde kuruluk, meme ve karında çatlaklar, yüzde gebelik maskesi denen lekeler, karında cilt renginin koyulaşması, sivilcelerin artması gibi sorunlar meydana gelebilir.
Hamileliğiniz boyunca vücudunuzu iyi korumak için hijyeninize ve vücut bakımınıza dikkat etmelisiniz. Cildinizde kuruluk yasıyorsanız, normal sabun kullanmak yerine cildin nemlenmesini sağlayacak gliserin bazlı sabunlar kullanabilirsiniz.
Banyo esnasında vücut yağlarından yararlanabilirsiniz. Banyodan çıktıktan sonra vücudunuza mutlaka nemlendirici krem sürün. Kalça, karın bölgesi ve memede meydana gelebilecek çatlaklar için düzenli olarak bu bölgelere badem yağı, kakao yağı veya çatlak kremleri ile masaj yapmanız önemlidir. Bunların dışında, cillte meydana gelen renk değişiklikleri ve lekeler, çoğunlukla kalıcı değildir ve doğumdan sonra geçerler. Bu lekeler, gün içinde kozmetik malzemelerle kapatılabilir.
Aksam yatmadan önce ise cildinizin nefes alması için makyajınızı temizlemelisiniz. Yine cildin fazla hassaslaştığı bu dönemde yazın güneşe çıkmadan önce cildinize ultraviyole ısınlara karsı yüksek koruyucu faktörlü kremler sürmelisiniz.
Hamilelikte vajinal hijyen
Hamilelikte en çok şikâyet edilen konulardan birisi vajinal akıntılardır. Hamilelik sürecinde vajinanın doğal florasında ve pH değerinde meydana gelen değişiklikler sonucu akıntı fazlalaşır; enfeksiyona meyil artar. Ancak normalde de vajina florasını bozan vajinal duş, hamilelik esnasında da kesinlikle önerilmez.
Eğer fazla miktarda sarı-yeşil renkli, kötü kokusu olan bir akıntı fark ederseniz, hemen doktorunuza başvurmalısınız. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanınız gerekli görürse, ağızdan ilaç veya vajinal fitiller kullanmanız gerekebilir.
Bunların dışında kendinizi daha temiz ve rahat hissetmek için günlük ped kullanabilirsiniz. Bu bölgenin nemli kalmasına neden olacak dar pantolonlar, sıkı ve sentetik çamaşırlar yerine hamilelik için özel hazırlanmış genital ve karın bölgesini sıkmayan kıyafetler, rahat ve pamuklu çamaşırlar giymelisiniz.
Hamilelikte meme bakımı
Hamileliğin özellikle son dönemlerinde meme bezleri çalışmaya başlar ve meme basından ‘kolostrum’ adı verilen beyaz-sarı renkli sütün geldiği gözlenebilir. Bunun anne adayının sağlığı acısından herhangi bir zararı yoktur. Kolostrum ılık sabunlu bir bezle temizlenebilir; eğer gün içinde rahatsızlık verecek şekilde çok geliyorsa, günlük göğüs pedleri kullanabilirsiniz.
Hamileliğin özellikle ikinci yarısından sonra, sutyenlerinizi değiştirilmesiniz. Bu dönemde memenizi alttan destekleyecek çok fazla sıkmayan, pamuklu çamaşırlar tercih etmelisiniz.
Sperm ve yumurta hücreleri arasındaki ilişki
19 Ağustos 2009 admin
Kategori: Çocuk, Diş, Göz, Kadın Sağlığı ve Sağlık Haberleri
İngiltere’de yapılan araştırma, sperm ve yumurta hücreleri arasındaki kilit ve anahtar mekanizmayı çözdü. Uzmanlar, araştırma sonucunda gebeliğin gelişmesinin sadece yumurtaya bağlı olmadığına şahit oldu.
Bradford ve Leeds üniversitelerinden ortak bir ekibin yaptığı araştırmaya göre, gebelik gelişiminin tamamen yumurtaya bağlı olmadığı tespit edildi.
Yumurta, babanın genetik kodunu okuyor. Sperm ve doğurganlıkla ilgili yapılan keşif sayesinde kadınlara doğurganlık testi yapılmasına gerek kalmayacak.
Ayrıca tüp bebek tedavileri anlamsızca uzatılmayacak, daha acısız gerçekleşecek.
Leeds Üniversitesi’nden David Miller, “Bu araştırma spermlerin neden işe yaramadığının mantıklı bir açıklamasını sunacak” dedi.
Martin Brinkworth isimli uzman ise araştırmanın “Yumurta her şeydir” dogmasına karşı geldiğini söyledi.
Hamilelikte diş sağlığının önemi artıyor
05 Ağustos 2009 admin
Kategori: Çocuk, Diş, Göz, Kadın Sağlığı ve Sağlık Haberleri
Uzmanlar, hamilelerin diş eti iltihaplanmalarına yatkın olduğunu belirterek, anne olmayı planlayan kadınların gebe kalmadan önce mutlaka ağız ve diş kontrolünden geçmeleri gerektiği konusunda uyarılarda bulunuyor.
Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Erhan Palamutçu, diş eti iltihaplanmalarının özellikle hamileleri normalden fazla oranda etkilediğini belirterek şu bilgileri verdi:
- Eğer dişler üzerinde biriken yiyecek artıkları tamamen temizlenmezse, ‘gingivitis’ adlı basit dişeti iltihabı gelişir. Diş etleri şişer, kırmızı ve kanamalı bir hal alır. Bunu engellemek için etkili fırçalama ve diş ipi gerekir.
İlk üç ay önemlidir
- Sık kusan gebelerde ağızdaki asit seviyesi yüksek olduğu için dişlerde aşınma ve çürüme oranı artar. Bu da yine iyi bakımla önlenebilir. Kusmadan hemen sonra ağzı bol su ile çalkalamak ve yarım saat sonra diş fırçalamak uygundur.
- Gebeliğin ilk üç ayı bebeğin oluşumunun başladığı ve en hızlı gerçekleştiği evrelerdir. Bu dönemde mecbur kalmadıkça diş uygulaması yaptırmaktan kaçınmak gerekir. Bu yüzden gebelik öncesi kontrolden geçmediyseniz bile ilk üç aylık dönemde mutlaka diş hekimine görünmeniz gerekir.
Ağrı bebeğe zarar
- İlk üç aylık dönemde oluşabilecek sorunlarda, daha çok geçici tedaviler uygulanıp, kalıcı tedaviler 3 ile 6 ay arasındaki döneme veya gebelik sonrasına bırakılır.
- Düşük, erken doğum riski, aşırı korku, panik gibi faktörlerin elenmesi ile her dönemde diş çekilebilir, dolgu yapılabilir, apse tedavi edilebilir. Çünkü ağrının yaptığı stres bebek için daha zararlı olabilir.
Hamile Kalmadan Önce Bilinmesi Gerekenler
26 Haziran 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
Pek çok kadın hamile kaldıktan sonra ilk defa doğum uzmanına baş vurmaktadır. Halbuki hamile kalmadan önce her iki eşin doktor kontrolünden geçmesi hamilelikte karşılaşılacak, hem anne hem de doğacak çocuğu etkileyebilecek pek çok problemin önüne geçebilir. Doğurma çağında olan ve yakın gelecekte hamile kalmayı planlayan kadınlar evlilik öncesi ve olağan sağlık kontrollerinde doğum kontrolü veya başka bir sebeple kadın hastalıkları ve doğum uzmanına baş vurduklarında bu konuyu gündeme getirmelidirler. Böyle bir kontrol sırasında baba adayı da muhakkak incelenmelidir. Zira pek çok kalıtımsal hastalıkta babadan geçiş önemli rol oynamaktadır. Konu önemli olmasına rağmen pek az anne ve baba adayı gebelik öncesi doktor kontrolünden geçmektedir. Bunun başlıca sebebi gebeliklerin genellikle planlanmamış olmasıdır. Halbuki hamileliği arzulayan çiftlerin en azından yarısı böyle bir kontrol sonrası alınacak önlemlerden faydalanacaklardır (örneğin hamilelik öncesi sigarayı bırakmak gibi).
Pek çok anne adayı doğum uzmanına adetleri geciktikten sonra hamile kaldıklarından şüphelenip baş vurmaktadırlar. Bu dönemde gebelik yaklaşık 3-6 haftalıktır. Gebeliğin en önemli dönemi ilk üç ay, yani ilk 12 haftadır. Bu dönemde ceninin temel organ taslaklarının oluşumu tamamlanır. Gebeliğin ilk üç ayında alınacak ve organ oluşumunu bozacak herhangi bir maddenin alınması veya hastalık geçirilmesi doğacak çocukta kalıcı ve hatta gebeliği sonlandırabilecek sakatlıkların gelişmesine yol açabilir. Gebeliğin ilk 3 ayının sonuna doğru maruz kalınan olumsuz etkiler çocuğun sakatlıklarla doğma riskini artırır. Bu dönemin ilk haftalarında bu etkilere maruz kalma ceninde yaşamla bağdaşmayacak bozukluklara neden olacağından hamilelik genellikle düşükle sonlanır. Yukarıda bahsettiğim gibi pek çok anne adayının doğum uzmanına hamileliğin en erken 5-6. haftasında baş vurduğunu düşünürsek, bu kişilere yardımcı olma olanağını önemli ölçüde kaçırmaktayız. Bu sebeple hamilelik öncesi doktor kontrolünün önemi büyüktür.
Anne adayı teşhis edilmiş hastalıklarını doktora bildirilmesi çok önemlidir. Zira bazı hastalıkların gebelik öncesi tam olarak kontrol altına alınması daha sonra oluşabilecek pek çok sorunun önüne geçebilir. Bu hastalıklardan başlıcası şeker hastalığıdır. Tedavi görmediğinden dolayı, şekeri yüksek olduğu sırada hamile kalan kadınların çocuklarında doğumsal sakatlık riski önemli ölçüde artar. Ayrıca şeker hastalığında kullanılan ve ağızdan alınan bazı ilaçların güvenliği anne ve cenin açısından onaylanmıştır. Bu yüzden hamile kalmayı planlayan şeker hastası anne adayları ağızdan alınan ilaçların yerine insülin hormon tedavisine geçmelidirler. Kan pıhtılaşmasını önleyen ‘warfarin’ (kumadin) adındaki ilaç da ceninin gelişimi açısından tehlikelidir. Bu ilacı kullanan anne adayları hamile kalmadan önce güvenilir olan heparin tedavisine geçmelidir. Kural olarak hamileliğin planlandığı dönemde alınan bütün ilaçlar, doktora danışılmalı, ceninin gelişimini olumsuz yönde etkileyecek hiçbir ilaç kullanılmamalıdır.
Lupus bir romatizmal hastalık olup zaman zaman şiddetinde artış görülür. Hastalığın alevlendiği dönemde hamile kalan anne adaylarında, gerek hastalığın seyri, gerekse hamileliğin seyri çok olumsuzdur. Hatta hem anne hem de cenin için hayati tehlike söz konusu olabilir. Bu yüzden bu kişilerin hamile kalmadan önce en az 6 ay hastalıksız bir dönem geçirmiş olması önerilir.
Sara hastalığının (epilepsi) tedavisinde kullanılan ilaçlar doğacak çocukta doğumsal sakatlık riskini artırır. Bu sebeple sara hastası olan annelerin hamile kalmadan önce mutlaka sinir hastalıkları uzmanı tarafından görülmesi ve tedaviye en az sayıda ve en düşük doz ilaç ile devam edilmesi lazımdır.
Tiroid hastası olan anne adaylarının hamilelikleri sırasında hastalıklarının kontrolü önemlidir. Tiroid hormonun yüksek veya düşük olması hamileliği kaybetme riskini arttırır. Ayrıca hamilelik döneminde tiroid hormon düzeyi düşük olan annelerin çocuklarının zeka gelişimi sağlıklı annelerin çocuklarına göre daha düşüktür.
Astım hastalığının teşhisi ve kontrol altına alınması hamile kalmayı planlayan anne adayları için çok önemlidir.Zira hamilelik durumu, hastaların yaklaşık üçte birinde astımın seyrini kötüleştirir. Astım hastalığında hastaların solunum yollarında geçici olarak daralma olur. Bu daralma şiddetli olursa annenin kanındaki oksijen düzeyi düşer. Dolayısıyla fetusa giden oksijen miktarı da azalacağından doğacak çocukta beyin hasarına kadar varabilecek sakatlıklar görülebilir. Astım hastalığı teşhisi konmuş anne adaylarının hamilelik öncesi en uygun tedaviye başlanması ve astım nöbet sıklığının en aza indirilmesi hatta tamamen önlenmesi amaçlanmalıdır.
Hamilelik bazı kalp hastalıklarının seyrini de kötüleştirebilir. Hatta bazı kalp hastaları için hamilelik hayati tehlike yaratır. Bu sebeple kalp hastalığı teşhisi konmuş veya muayenede bu doğrultuda bulguları olan anne adaylarının gebelik öncesi tetkikleri, gebeliği kaldırabilip kaldıramayacaklarının bilinmesi çok önemlidir. Eğer gebelik hayati tehlike teşkil ediyorsa bu hastalara doğum kontrolü tavsiye edilmesi veya ancak gerekli tedbirler alındıktan ve anne adayı gebeliğin kendilerine getireceği riskleri anladıktan sonra hamileliğe müsaade edilmelidir.
Aynı şekilde böbrek yetmezliği de gebeliği olumsuz yönde etkiler. Ayrıca gebelik durumu böbrek yetmezliği olan hastaların durumunu kalıcı olarak kötüleştirebilir. Bu sebeple böbrek yetmezliği olan anne adayları hamilelik öncesi tetkik edilmelidir. Böbrek yetmezliği ileri boyutta ise hamilelik tavsiye edilmez. Fakat seçim, gebeliğin getirdiği riskleri anlıyor ve kabul ediyorsa anne adayına bırakılmalıdır.
Yüksek tansiyonun gebeliğin gidiiatına pek çok olumsuz etkisi vardır. Bu sebeple bu tür hastalar gebelikleri boyunca yakından takip edilmelidirler. Ayrıca gebelikten önce yüksek tansiyon teşhisi konmuş anne adaylarının kullandığı bazı ilaçlar ceninin gelişimini olumsuz olarak etkiler. Bu tip ilaçları kullanan annelerin tedavisinin gebe kalmadan önce yeniden düzenlenmesi ve gebelik için güvenilir bir tedaviye geçilmesi gerekir.
Gebeliğin erken dönemlerinde geçirilebilecek bazı bulaşıcı hastalıklar düşüklere ve hatta doğumsal sakatlıklara neden olabilir. Bu tip hastalıkları geçirmekte olan annelere hamile kalmaları tavsiye edilmez. Hatta böyle bir riski önlemek için kızamıkçık, suçiçeği, sarılık gibi bazı hastalıkları geçirmemiş veya bu hastalıklara karşı aşılanmamış anne adaylarına gebelik öncesi aşı yapılabilir. Su çiçeği ve kızamıkçık etkeni içeren aşılardan sonra 3 ay hamile kalınmamalıdır. Ayrıca hamileliğin planlandığı dönemlerde, söz konusu bulaşıcı hastalıklardan sakınmak amacıyla, anne adayları hayvan ve özellikle kedi dışkısına maruz kalmaktan sakınmalı (örneğin ev kedilerinin dışkıladığı kumu temizlemek gibi), pastörize edilmemiş peynirleri yememeleri (rokfor ve benzeri peynirler dahil), çiğ sebze ve etlerden kaçınmaları (sushi gibi), bahçe ile uğraşırken eldiven giymeleri tavsiye olunur. Yine aynı sebeple bu dönemde anne adayları, ateşli hastalık geçiren çocukların yanına yaklaşmamalıdır. Bu durum özellikle okul ve kreş gibi yerlerde çalışan anneler için daha büyük önem taşır.
Hamile kalmayı planlayan bütün anne baba adayları, AIDS hastalığının etkeni olan HIV için test edilmelidir. Bu virüsü taşıyan hastalar gebelikleri boyunca uygun tedaviyi alır ve doğum uygun şartlar altında gerçekleştirilirse doğacak çocuğa hastalığın geçiş riski %1 den azdır.
Sarılık etkenlerinden biri olan Hepatit virüsü taşıyan anne adaylarının tespiti de önemlidir. Zira doğum sonrası bu annelerin bebeklerinin aşılanması hastalığın geçişini önleyecektir.
Hamilelik öncesi sigara, alkol ve diğer madde bağımlılıkların da gündeme getirilmesi lazımdır. Bu tip bağımlılıklardan kurtulmak hem doğacak çocuğun hem de annenin sağlığı açısından son derece önemlidir.
Anne ve babada olabilecek kalıtımsal hastalıkların tespiti doğacak çocukta da bu hastalığın görülme olasılığını tespit etme açısından çok önemlidir. Kimi durumlarda ebeveynlerden biri hastalığın sadece taşıyıcısı olabilir. Bu durumda ebeveynin kendinde veya çocuğunda hastalık görülmez. Fakat her iki ebeveyn de o hastalığın taşıyıcısı ise çocuğun hasta doğma riski vardır.
Kimi kalıtımsal hastalıklar belli ırklarda daha sık görülür ve taşıyıcılarının sıklığı fazladır (örneğin Akdeniz havzasında yaşayan halklarda Akdeniz kansızlığı sıktır). Dolayısıyla taşıyıcıların sık olduğu toplumlar, bazı hastalıkların taşıyıcılık durumunu tespit açısından taranabilirler. Ebeveynlerin taşıyıcılık durumunun önceden bilinmesi, doğacak çocukta hastalık görülme ihtimalinin önceden saptanmasını sağlar. Anne, baba adayı ve doktorları bu bilgiler ışığında gebeliğe karar verip, gerekli tedbirleri alabilirler.
Kalıtımsal hastalık taşıyıcıların tespitinde, ailenin diğer fertlerinde herhangi bir kalıtımsal hastalığın görülüp görülmediğinin bilinmesi de yardımcı olur. Bu yüzden aile fertleri hakkında detaylı bilgi verilmesi ve hatta gereken durumlarda fotoğraflarının temini, doğum öncesi kalıtımsal hastalık riskinin tahmininde yol gösterici olabilir.
Eğer planlanan hamilelik ilk değilse, daha önceki gebeliklerde karşılaşılmış sorunların bilinmesi daha sonra ki gebelilerde bu sorunlara karşı alınacak tedbirlerin planlanmasına yardımcı olacaktır. Örneğin 2’den fazla düşük olmuşsa anne ve babanın genetik açıdan tetkiki düşüklerin kalıtımsal olduğunu gösterebilir. Tekrarlayan düşüklerin başka bir sebebi de, annede kanın pıhtılaşmaya normalden fazla yatkın olmasıdır. Hamilelik öncesi pıhtılaşmayı engelleyecek bir tedavinin başlaması bu nedenle oluşabilecek gebelik kayıplarını engelleyecektir.
Hamileliği planlayan anne adayı gıdasına da önem göstermelidir. Gebelik öncesi bazı vitaminler bazı doğumsal sakatlıkları önleyecektir. Örneğin folik asit isimli vitaminin gebeliğin ilk haftalarında alınmasının, omurilik ile ilgili doğumsal sakatlıkları yaklaşık % 50 azalttığı gösterilmiştir.

