Sivilce Lekeleri ve Tedavileri

29 Ocak 2010 admin  
Kategori: Genel sağlık

Çoğu insan yaşamlarında sivilce sorunlarıyla karşılaşırlar. Çoğu zaman sivilceler iz bırakmaz. Fakat bazı insanlarda sivilceler, yara izleri bırakabilir. Uzun yıllar bu izleri taşıma mecburiyetinde kalabilirler. Kişiyi rahatsız etmekle kalmayıp, sosyal çevrede kendine güvenini kaybedebilirler.

Uygun tedavi ile bu lekelerden kurtulabilirsiniz. Sivilceleri sıkmak bu izlerin oluşmasındaki en büyük etkendir. Şuan da siz bu konuyu izlerden kurtulmak için okuyor olabilirsiniz. Ancak halâ sivilceniz varsa bu uyarıyıda dikkate alır ve başka izler olmasını engelleyebilirsiniz.

Lekeler soluk renkte ve açık kahverengide olur. Kimi insanlarda girintili çıkıntılı yara izleride görülebilir. Bu da kişiyi psikolojik olarak sarsıntıya uğratır.

SİVİLCE TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Lazer tedavisi : Ciltteki lekeli bölümleri ortadan kaldırmak için lazer ışınları uygulanan tedavi şeklidir. Sivilce izleri yokedilmesinde %80′e varan başarı söz konusu olabilmektedir.

Kesip çıkarma tedavisi : Bu yöntem büyük sivilce lekerine uygulanmakta olup, kesici bir alet yardımı ile kesip alınır, daha sonra dikiş atılır. Bu yöntemde ufak bir dikiş izi kalması kaçınılmazdır. Ancak büyük lekeden kurtulmak için buna katlanmalısınız.

Deri altı tedavisi : Bu yöntem basit bir cerrahi operasyonu ile gerçekleşir. İğne veya küçük kesici bir alet deriye batırılır, yüzeye paralel olacak şekilde deriyi ayırır. Burada ki amaç çukur olan yerleri düzeltmektir.

Dolgu tedavisi : Bu tedavide dermal dolgu malzemelerinden faydalanılır. Sivilce ve yara izine şırınga edilir, çukur yara izi yükseltilir. Bir kaç ayda tekrarlanması gerekir.

Gripte Antibiyotik Etkisiz Kalıyor

08 Aralık 2009 admin  
Kategori: Genel sağlık

Gereksiz yere ya da hekim tavsiyesi dışında kullanılan antibiyotiklere dirençli mikroorganizmalarla enfekte olan hastaların yaşamını yitirebildiği bununla birlikte nezle, grip gibi hastalıklarda antibiyotik etkisiz kalıyor.

Gereksiz yere ya da hekim tavsiyesi dışında kullanılan antibiyotiklere dirençli mikroorganizmalarla enfekte olan hastaların yaşamını yitirebildiği belirtildi.

Uzmanlar, antibiyotiklere karşı mikropların direnç kazanmaması için, hekim reçetesi olmadan bu tür ilaçların kullanılmaması gerektiğini ifade ederek, ”Eğer gereken çaba gösterilmez ise dünyayı antibiyotik öncesi dönemde insanları tedavi etmede yaşanılan sıkıntılar bekliyor” uyarısında bulundu.

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Antibiyotik Direnci Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Neşe Saltoğlu, 18 Kasım ”Antibiyotik Farkındalık Günü” dolayısıyla, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin gereksiz yere tüketilmesinin toplum sağlığı için önemli bir tehdit olduğunu söyledi.

Gereksiz ve uygunsuz antibiyotik kullanımının, hem ülke ekonomisine ciddi zarar verdiğine hem de antibiyotik direncinin ortaya çıkmasına neden olduğuna dikkati çeken Saltoğlu, ”Antibiyotik direncinin gelişmesi, antibiyotiklerin etkisiz hale gelmesi demektir. Bu ise hastalıkların tedavisi açısından çok ciddi bur durumdur. Dirençli mikroorganizmaların tüm dünyada yayılması ve antibiyotik yan etkilerinin görülmesi de cabasıdır” uyarısında bulundu.

Saltoğlu, antibiyotiklerin gerekmediği halde kullanılması ya da yetersiz, uygunsuz süre ve dozda alınmasının direnç gelişimine neden olduğunun altını çizerek, ”Antimikrobiyallere direnç, hem toplum kaynaklı hem de hastane enfeksiyonlarında giderek artan önemli bir sağlık sorunudur. Dirençli bakterilerle gelişen enfeksiyonlar, ciddi seyirli hasta oranlarının artması, tedavi başarısızlığı, hatta ölümle sonuçlanmaktadır” dedi.

Yeni bir antibiyotiğin geliştirilmesi ve kullanıma sunulmasının yaklaşık 10 yıl gibi bir zaman aldığını belirten Saltoğlu, ”Uygunsuz kullanımlar sonucunda ise antibiyotikler kısa bir süre sonra kullanılamaz hale geliyor. Günümüzde tüm antibiyotiklere dirençli mikroorganizmalarla enfekte olan hastalar bu nedenle yaşamlarını kaybediyor. Eğer gereken çaba gösterilmez ise dünyayı antibiyotik öncesi dönemde insanları tedavi etmede yaşanılan sıkıntılar bekliyor” diye konuştu.

”NEZLE VE GRİPTE ANTİBİYOTİK KULLANIMI ETKİSİZ”

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Antibiyotik Direnci Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Saltoğlu, nezle, grip gibi viral enfeksiyonlarda antibiyotiklerin etkisiz olduğu için antibiyotik kullanılmaması gerektiğini vurgulayarak, ”Bilindiği gibi üst solunum yolu enfeksiyonların çoğunu soğuk algınlığı, nezle ve grip adını verdiğimiz hastalıklar oluşturmaktadır. Tüm bu hastalıklarda etkenler virüsler olduğu için antibiyotik tedavisi gereksiz ve etkisizdir” şeklinde konuştu.

Saltoğlu, şu bilgileri verdi:

”Toplum kaynaklı enfeksiyonlarda giderek artan direnç sonuçları mevcuttur. Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Antibiyotik Direnci İzleme Çalışma Grupları sonuçları, önceki yıllarda bu sonuçları ortaya koymuştur ve direnç izleme çalışmalarını sürdürmektedir. Bunun dışında hastane enfeksiyonları izlemi ile ilgili çalışmalar ve Sağlık Bakanlığı Ulusal Hastane Enfeksiyonları Direnç İzlemi sonuçları da dirençli mikroorganizmaları ve bunlardaki antibiyotik direncini ortaya koymaktadır.”

”HEKİMLERE ANTİBİYOTİK BASKISI YAPILIYOR”

Prof. Dr. Saltoğlu, hasta ve hasta yakınlarının hekimlere antibiyotik yazması konusunda ısrarcı olduğunu belirterek, ”Hekime başvuran hasta sayısının yüksekliği, buna karşın zamanın kısıtlı olması, laboratuvar tanı koymada kimi zaman olanaksızlıklar, hastanın hekime antibiyotik yazması konusunda ısrarcı olması, mezuniyet sonrası eğitim programlarındaki konu ile ilgili bilgi eksiklikleri gibi pek çok faktör uygunsuz antibiyotik kullanımı ile ilgili sonuçlarda etkili olmaktadır” dedi.

Gereksiz antibiyotik kullanımının önemli bir nedeninin de hastanın hekime ulaşmadan çoğu kez eczaneye başvurarak antibiyotiği temin edebiliyor olmasından kaynaklandığını savunan Saltoğlu, ”Yurt dışında olduğu gibi ülkemizde de reçetesiz antibiyotik kullanımı yasaklanmalıdır. Antibiyotikler ateş düşürücü ilaçlar değildir. Bir veya iki doz kullanılıp hemen kesilmeleri uygun değildir” diye konuştu.

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Antibiyotik Direnci Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Neşe Saltoğlu, toplumun bu konuda bilgilendirilmesi, hastanın kendisine yazılan bir antibiyotiği neden kullanması gerektiğini sorgulayan bilince ulaştırılmasının uygunsuz kullanımı engelleyebileceğini sözlerine ekledi.

Mide Yanmasına Doğal Şifalar

08 Aralık 2009 admin  
Kategori: Genel sağlık

Mide yanması yemekten önce, yemek esnasında veya yemekten iki üç saat sonra hissedilir. Besinler, sindirim fonksiyonunun bir gereği olarak midede ilk değişikliklere uğrayarak bağırsaklara gönderilmek amacıyla hazırlanıyor. Mide bu fonksiyonunu yaparken iç yüzeyini kaplayan zarın alt kısmındaki salgı hücrelerini, besinlerin olması gereken değişimini sağlamak için uyarıyor. Bu esnada meydana gelen bir dengesizlik, çok fazla asit ortamına ve midenin kendini koruyamamasına neden olarak yanma hissine sebep oluyor.

Yemek Süresini Uzatın

Yemek yemeye daha çok vakit ayırın. Ayaküstü değil de sofrada oturarak acele etmeden yiyin. Acele yemek mide çalışmasına zarar veriyor. Kendinize daha fazla zaman ayırıp yemek yemeyi bir zorunluluk değil de bir keyif anına dönüştürün.
Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlar.

Tam Doymadan Sofradan Kalkın

Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal. İçi dolu bir plastik torbayı düşünün. Tam ortasından bir ipi kemer gibi sıkıca bağlayın. Torba sağa ya da sola çekecek ya da aşağıya doğru sarkacaktır. Mide de aynı böyle… Bu nedenle ölçülü miktarda yemek yiyin.

Uyku Yemek Arası En Az 3 Saat Olmalı

Akşam öğününden hemen sonra damak kaçamakları yapmayın. Aksi takdirde mide gece boyunca çalışıp yorulur. Akşam yemeği ile uyku arası en az üç saat olmalı. Yani yemek yedikten en az 3 saat sonra yatın. Gece yatarken sağ yana dönerek yatmayın. Besinin mideye girişi sağ taraftan gerçekleştiği için yedikleriniz yeterince hazmedilemeyip mide borusunda yanma hissi oluşabilir.
Yemek yedikten sonra yere eğilmeniz gerekiyorsa dizlerinizi bükerek eğilin. Aksi takdirde mide işlevini gerektiği gibi yapamaz.
Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.
Sigaradan uzak durun.
Yemekten sonra uzanmayın. Unutmayın, mide sıvısı yatay pozisyonu sevmez ve yanma hissi mide borusu yoluyla ağzınıza kadar gelebilir.

Bunlardan Uzak Durun
Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin. Çikolata, içerdiği yüksek dozdaki yağ ve kafein nedeniyle hassas mideye zarar vererek yanma hissine yol açıyor. Sütlü çikolata, daha az yağ içeren bitter çikolataya oranla daha tehlikeli olduğundan çikolata sevenler genelde sütsüz olanını tercih etmeli. Kafeinli içecekler mide için çok zararlı. Kahve, çay ve kola gibi içecekler hassas mideyi yorar. Eğer mide yanmasından şikayet ediyorsanız ve kahve içmeden yapamıyorsanız kafeinsiz kahveyi tercih edin. Gazozlu içecekleri ve asitli meyve sularını az için. Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durun. Diğer çorbaları ise çok sıcak içmeyin. Ilınmasını bekleyin. Alkol midedeki yanma hissini artırır, alkolden uzak durun. Çiğ soğan ve çiğ meyve de mide asidini artıran etkenlerdendir.

Karnabahar : Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor.

Patates : Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su, havuç suyu veya kereviz suyuyla karıştırarak için.

Elma sirkesi : Salatalarda elma sirkesi kullanabilirsiniz.

Maden suyu : Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor. Yemeklerden sonra içilebilir.

Ispanak : Ispanağı buharda pişirin veya haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.

Zeytinyağı : Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.

Baklagil : Fasulye, bezelye ve mercimekte var olan bioflavionid maddesi, midenin koruma görevini artırıyor.

Muz : Mideyi seven meyvelerin en başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.

Kızarmış ekmek : Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.

Meyankökü : Güçlü bir mide koruyucusu ve dostu. Yapılan son incelemelere göre midedeki çok fazla olan asitlenmeyi azaltır.

SAĞLIKLI YAŞAM

24 Kasım 2009 admin  
Kategori: Saglikli Yasam

Sağlıklı olmak, insan mutluluğunun öncelik taşıyan bir öğesidir. Sağlık genellikle kendiliğinden var olan bir durum olarak algılanır. Oysa sağlıklı olma uğrunda çaba gösterilmesi gerekir. Hatta bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Doğal olarak bu aşamada yapılması gerekenler, anne ve babalara düşmektedir. Olaya nesillerin sağlığı olarak bakıldığında, sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği görülür. Anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.

Sağlıklı bir yaşam için alınması gereken önlemlerin pek çoğu günlük yaşamımızda uygulamamız gereken küçük ve kolay çabalardan oluşur. Nerede olursa olsun günlük yaşamı düzenleyen bazı temel kuralların bilinerek uygulanması, sağlığın korunmasını ve diğer bireylerle paylaştığımız yaşamı kolaylaştırır. Bu kurallardan en önemli bazıları temizlik, sağlıklı beslenme, bedensel ve zihinsel çalışma, düzenli yaşam, sigara, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden uzak durma, kazalardan korunma, sorunlarla başa çıkmada doğru ve uygun yöntemler kullanmadır.

Çoğunlukla günlük çabalarda hedefin mutluluk olduğu varsayılır. Oysa altta yatan asıl neden güvenlik duygusudur. Çünkü hayatta kalmayı sağlayan en ilkel dürtü korkudur ve güvenlik duygusu korkunun yatıştırılmasıyla ortaya çıkar. Kendimizi güvende hissedebilmemizin ilk koşulu ise bilmektir. Ancak bildiğimiz şeyi, bildiğimiz kadarı ile kontrol edebiliriz. İkinci basamaksa bilginin eyleme dökülmesidir. Bilgimizi davranışımıza yansıtamıyorsak bu bilgi bizim için huzursuzluk kaynağı olmaktan öteye geçemez. Bir sonraki aşama ise paylaşarak çoğaltma, yandaş oluşturmadır. Bunun için bilgimize dayanan doğru bulduğumuz davranışı kurallaştırmaya çalışırız. Toplum içindeki pek çok kural bu yolla oluşmuştur. Zaman içinde altta yatan bilgi evrimleştikçe kurallar da değişecektir.

Yoğurdun Sağlığa Faydaları

20 Haziran 2009 admin  
Kategori: Genel sağlık

Yoğurdun Sağlığa Faydaları
Yoğurt, sabahtan akşama kadar günün her saatinde yenebilecek harika bir gıdadır.Yoğurt daima suyuyla birlikte yenmelidir.Sü zme yoğurtta “B” vitamini kalmaz.Çünkü,vitaminle r hep yoğurdun suyundadır.
Şeker hastaları için yararlı bir besindir.Şeker hastalarına verilecek yoğurt, ekşimiş olmamalı ve kaymağı alınmış olmalıdır.
Sabahleyin kahvaltıdan sonra yenen yoğurt,sindirimi kolaylaştırıp ,bağırsakların çalışmasına yardım eder.Her yaşta hemen hemen herkes için uygundur.Ancak, midesi çok duyarlı olanlara,onikiparma k bağırsağı ülseri olanlara dokunur.Yoğurt, hastalar ve zayıf bünyeler için sütten daha besleyici sindirimi kolay bir gıdadır.Aynı zamanda bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların(Amipleri n) çoğalmalarına ve hatta yaşamalarına engel olan bir besindir.Bu sebepten tifo ve ishal zamanlarında yoğurt âdeta bir ilaç gibi tavsiye edilmektedir. Tüberkülozlu hastalar üzerinde de antibiyotik etki gösterir.
Yoğurt aynı zamanda bulaşıcı hastalıkların tedavisinde de oldukça öneme sahiptir.Çocukları n bulaşıcı karaciğer iltihâbı (hepatit) hastalıklarının dietik tedavilerinde kullanılır.
Ayrıca,yüze ve boyna sürülürse cildi canlandırır.Yirmi dakika kalsın cildinizde,sonra da gülsuyuyla siliverin.Rahat bir uyku için de yoğurt yiyebilirsiniz.

Mineraller

Kalsiyum
:Kemik, diş ve saç gelişmesini sağlar,sinir sistemini düzenler,kişiyi çabuk öfkelenmeye karşı korur.Şurası mutlaka bilinmelidir ki güzelliği bozan en korkunç şey ;öfkeli ve sinirli olmaktır.
Fosfor:Vücut için en önemli mineral, fosfordur.Bu mineral,dokuları ,kemik,diş ve bütün hücreleri yeniler,B grubu vitaminler fosforla birlikte çalışır.
İyod:Tiroid bezlerinin çalışmasını sağlar,guatr hastalığını önler.Bu mineral vücut hücrelerinin çalışma ahengine de yardımcı olur,uyarıcı bir etkisi vardır.
Flor:Diş çürümelerini önler.

DÜZGÜN BİR CİLT
Yumuşak bir cilt için A vitamini çok önemlidir. A vitamini en çok tereyağında bulunur. A vitamini gece körlüğünden korunmak için, saçların ve derinin güzelleşmesi için faydalıdır A vitamini peynirde de bol miktarda bulunmaktadır. Bu vitamin balıkyağında da fazla miktarda vardır. Ayrıca gün bir miktar ayçiçeği çekirdeği veya kabak çekirdeği yiyin. Bu çekirdekler esas halinde element olan çinko içerirler. Vücutta çinko eksikliği ise derinin daha çabuk buruşmasına yol açar. Ayrıca sabah ve akşam kivi yiyin. Bu meyvenin içerdiği C vitamini dolaşımı harekete geçirir ve bunun sonucu olarak deri daha iyi beslenir.

KUVVETLİ TIRNAKLAR
Her gün yoğurt yiyin. Yoğurtta tırnakların oluşumu için önemli olan protein vardır. Toz jelatin de bu etkiyi fazlalaştırır. Kırılan tırnaklara karşı ceviz ve yer fıstığı yiyin. Her ikisi de tırnakları sertleştiren biotin içerir.

SAĞLIKLI DİŞLER

Günde iki kere 150 gram yağsız peynir yiyin. Peynirdeki kalsiyum dişetini kuvvetlendirir, dişleri sağlamlaştırır. Ayrıca balık ve kümes hayvanları da dişlerin sağlam olması açısından önemlidir. Bunlarda dişleri sertleştiren fosfor vardır.

PARLAK GÜR SAÇ
Bol protein içeren besinler (peynir, et, balık, kümes hayvanları) salatayla birlikte yendiğinde saç gür olur. Çünkü saçın yüzde 97’si protein maddesi olan keratinden oluşuyor.Haftada dört yumurta yiyin. Yumurtada saça parlaklık kazandıran bol miktarda kükürt vardır.

PARLAK GÖZLER
Haftada üç kere az bir miktar bitkisel yağla pişirdiğiniz havuç yiyin. Havuçtaki A ve E vitaminleri görmeyi kuvvetlendirir, gözlere parlaklık kazandırırlar. Kepek, çavdar ekmekleri içerdikleri selen elementinden dolayı gözleri hastalık mikroplarından korur. .

Epilepsi !

20 Haziran 2009 admin  
Kategori: Genel sağlık

Epilepsi !

Epilepsi bir kişinin tekrar tekrar epileptik nöbetler geçirmesi ile niteli bir klinik durum yada sendromdur. Epileptik nöbet beyinde zaman zaman ortaya çıkan anormal elektriksel boşalımların sonucu olarak görülen geçici nörolojik disfonksiyon dönemidir. Bir çeşidi dışında (status epileptikus) nöbetler kısa sürelidirve genellikle saniyeler veya dakikalarca sürer. Konvilziyon terimi nöbet sırasında şiddetli kasılmalar olduğunu anlatmak için kullanılır. Fakat kasılmaların eşlik etmediği bir çok nöbet çeşidi de vardır. Epileptik nöbetlerde bilinç değişikliği olabilir veya olmayabilir. Yani kişi sonradan geçirdiği nöbeti hatırlayabilir veya hatırlamaz.

Genel nüfusun yaklaşık %2-5’inin ömürleri boyunca en az bir epileptik nöbet geçirdiği bilinmektedir. Ancak 1000 kişiden 4-12’si kronik veya aktif epilepsisi olduğu ileri sürülür. Nöbetlerin durma şansı epilepsinin erken evrelerinde daha yüksektir. Tam bir iyileşmeden sonra tekrarlama riski azdır. Uzun süredir devam eden epileptik nöbetlerde iyileşme olasılığı daha azdır. Epilepsinin yarıya yakını ilk 4-5 yaş içinde başlamaktadır.

Epilepsi nedenlerine gelince üç ana başlıkta incelemek mümkün;

1- Kalıtımsal etmenler: Kendiliğinden ortaya çıkan epilepsileri altında genelde kalıtımsal etmenler ortaya çıkmaktadır. Çocukluk çağında ortaya çıkan epilepsilerde genetik açıdan kromozonlarda değişiklik olduğu kanıtlanmıştır. Epileptiklerin ailelerinde epilepsi veya epileptik nöbet öyküsüne sıkça rastlanır.
2- Beyin patolojileri: Doğum travması, beyin içi kanama, beynin oksijensiz kalması, beyinin infeksiyonları, metabolik bozukluklar yeni doğanda epileptik nöbetlere neden olabilir. Kafa travması, beyin damarları hastalıkları, beyin içinde oluşan kitleler v.b. erişkinlerde epileptik nöbetlere neden olabilir.

3- Sistemik patolojik süreçler: Sistemik hastalıklar metabolik ve toksik etmenler epileptik nöbetlere neden olabilir, fakat oluşan nöbetler neden olan etmen ortadan kaldığında kendiliğinden durur. Fakat bu etmenlar beyinde kalıcı hasara yol açarsa nöbetler temen ortadan kalkmasına rağmen devam eder. Bazı ilaçlarında duyarlı kişilerde epileptik nöbetlere yol açtığı bilinmektedir.

Epileptik nöbetler yapılan tetkikler sonucu beynin kaynaklandığı bölgesi dikkate alınarak parsiyel ve jeneralize diye ikiye ayrılır. Bazı nöbetler bebeklik döneminde oluştundan bunlar sınıflandırılamaz.
A-Parsiyel Epileptik Nöbetler:
Basit Parsiyel Nöbetler:

Bu nöbetlerde hasta nöbet geçirirken tek bir bulgusu vardır vücudun belirli bir bölgesini tutar. Örneğin bir ayakta yada kolda kasılmalar nitelikli epilepsi türüne basit parsiyel motor nöbetler denir. Bu türde nöbet başladığı yerde kalabildiği gibi belirli bir düzene göre ilerleyerek vücudun yarısını tutabilir. Örneğin elde başlayan konvülziyonlar sırasıyla ön kola, üst kola, yüze ve dile, sonrada alt ekstremitelere yayılabilir. Eğer vücudun diğer yarısına geçerse bilinç bozulabilir. Nöbet durduktan sonra kasılmaların geliştiği tarafta kuvvetsizlik olabilir. Bunun dışında basit duyusal nöbetler gelişebilir bu türde bir ekstremitede, genellikle elde ve parmaklarda uyuşma-karıncalanma, yanma ve nadiren ağrı gibi kısa süren belirtiler oluşabilir. Bu belirtiler lokal olabileceği gibi vücudun bir yarısını sarabilir. Deri yüzeyinde renk değişiklikleri (kızarma-solma), sesler duyulması, kan basıncı değişiklikleri, sadece bilinç bulanıklığının eşlik ettiği bir çok çeşit parsiyel epileptik nöbetler oluşabilir.

Kompleks Parsiyel Nöbetler:
yukarıda sözü edilen nöbetlere bilinç bozukluğu eşlik ettiğinde kompleks parsiyel nöbetler teriminin kullanılması önerilir. Duyusal nöbetlerde parsiyel epileptik nöbetlerden farklı olarak hissedilenler basit ışık çakması veya şekilsiz bir görüntü yerine hastanın geçmiş yaşamından bir sahne, görüntüleri, sesleri, kokuları, lezzetleri, duygularıyla tekrar yaşanır. Fakat hastalar hissettiklerin şeylerin gerçekle bağdaşmadığının bilincindedirler.

B-Jeneralize Epileptik Nöbetler:

Jeneralize epileptik nöbetleri birkaç başlık altında toplamak mümkün. Petit mal dediğimiz ve ani bilinç kaybı ile birlikte konuşma yürüme, yeme gibi motor aktivitelerin kesilmesiyle niteli şekli en sık görülenidir. Nöbet sırasında vücut pozisyonu korunur ve hasta yere düşmez, gözler bakakalmış gibidir, iletişim kuramaz ve hasta etrafının farkında değildir. Ani iletişim bozukluğu, tek bir kasta veya kas grubunda ani, kısa süreli kasılmalar v.b. şekillerde ortaya çıkabilir. Hastada bilinç kaybı oluşur.

Epilepsinin acil müdahale gerektiren epileptik nöbetlerin aralarında normal dönem olmadan, ardarda birbirlerini izlemesi şeklinde ortaya çıkabilir. Normal koşullarda epilepsi tanımına uygun olarak, ilk epileptik nöbeti izleyen bir yıl içinde en az bir nöbet daha geçiren hastalara antiepileptik tedavi başlanır. Kullanılacak ilaç nöbet tipine göre seçilir. Tedavide bazen tek ilaç kullanımı yeterli gelmediğinde çoklu ilaç kullanımı uygulanabilir. Tedavide ilacın kullanımından çok bu ilacın kan seviyesi tedavide önemlidir. Bazı ilaçların yeterli kan seviyesine ulaşması 14-30 gün alabilir. Tedavide asıl amaç nöbetlerin durdurulmasıdır ve verilen ilaç tedavisi ile yüksek oranda nöbetler durdurulmaktadır. Nöbetleri tam olarak durdurulmuş hastalarda tedaviye aynı ilaç ile ortalama 3-5 yıl devam edilebilir. Bu nedenle doktor tavsiyesi olmadan kullanılan ilaç kesilmemelidir. Bu sürenin sonunda ilaç kesildikten sonra tekrar nöbet geçirme riski %25 kadardır. İlaç kullanmaya başladıktan sonra ilk haftalarda ilaca bağlı vücutta bazı tepkiler görülebilir. Tedavinin başlangıcında deri döküntüleri olabileceği akılda tutulmalıdır. Tedavinin ilk bir ayı içinde birkaç kez tam kan sayımı ve karaciğer fonksiyon testlerinin kontrolü için doktora başvurulmalıdır. Tedavinin en uygun ilaç ile uygun dozda, sürede yapılması hastalığın tedavisinde çok önemlidir. Bu nedenle tedavinin her aşaması uzman hekim tarafından takip edilmelidir.

Menisküs Yırtığı

16 Haziran 2009 admin  
Kategori: Genel sağlık

Menisküs nedir? Fonksiyonları nelerdir?

Menisküs diz ekleminin içerisinde ‘C’ ve ‘O’ seklinde kulak kepçesi kıvamındaki kıkırdak ince yastikçiklardir. Her iki diz içerisinde 2 tane bulunur. Eklem sıkılığını sağlamak, diz eklemini olusturan kemiklerin temas yüzeylerini artırmak, kemiklerin üzerine düsen basıncı dağıtmak, şok kuvvetleri emmek, diz içi sıvısının eklem kıkırdaklarina yayilmasini saglamak ve eklemin beslenmesini saglamak gibi görevleri vardir.

Menisküs yaralanma sebepleri nelerdir?

• Dize direk gelen darbeler; trafik kazaları, diz üzerine düsmeler, diz üzerine gelen tekmeler gibi

• Indirek yaralanmalar; ayak yerde sabitken gövdenin diz üzerinde dönmesi( futbol, kayak gibi spor aktiviteleri, ayak takılmasi sonucu diz üzerinde vücudun dönmesi

• Dejeneratif yaralanmalar; genelde yaslilarda ve küçük darbelerin birikimi sonucu menisküsün parçalanmasi

Menisküs yaralanmasinin belirtileri nelerdir?

• Ağrı ve şişlik

• Eklem hareket açıklığında azalma

• Diz içerisinde sivi birikmesi

• Takilma

• Kilitlenme

• Boşalma hissi

Menisküs yaralanmasinin tanisi nasil konulur?

Erken teshis önemlidir. Basit düsme veya spor faaliyetleri sonrasinda olusan agri ve sislik basite alinmamali, doktora basvurulmalidir. Yirtik zaman içerisinde kikirdak hasari ve zaman içerisinde kireçlenmeye neden olabilir. Iyi bir hikaye ve dizin çesitli manevralar ile muayenesi tanida önemlidir. Gerekli görülürse MR ve tani amaçli artroskopi yapilabilir.

Menisküs nasil tedavi edilir?

Baslangiç tedavisi istirahat, buz uygulama, bandaj ile kompresyon ve dizin yukarida tutulmasidir. Agri ve sisligi gidermeye yönelik inflamasyon giderici ilaçlar kullanilabilir. Fizik tedavi ve kas güçlendirici egzersizlerden faydalanilabilir. Menisküsün 1/3 dis bölümünde kan dolasimi vardir, bu bölgelerdeki yirtiklar menisküs kendi beslenmesi sayesinde yirtik tamir edilebilir. 2/3 iç kisim ise tam tamir olmaz. Menisküsün iyilesemedigi ve sikayetlerin devam ettigi durumda cerrahi müdahale gerekmektedir. Menisküs yirtiklari kikirdakta asinma ve ileri dönemde kireçlenmeye neden olabildigi için genç ve aktif yasam süren kisilere cerrahi önerilebilir. Cerrahi sonrasi rehabilitasyon tedavinin önemli bir parçasidir. Artroskopi ile yapilan kapali cerrahi ve sonrasinda iyi bir rehabilitasyon ile kisi 3-5 günde günlük hayatina, 3-5 haftada ise spora dönebilmektedir. Artroskopi ile kivrilan yirtik parçasi alinarak ya da yirtik dikilerek onarma mümkündür. Yirtik onarma isleminden sonra iyilesme süreci bir miktar daha uzayabilir

Hodgkin (hoçkin) Hastalığı Nedir?

16 Haziran 2009 admin  
Kategori: Genel sağlık

Hodgkin (hoçkin) Hastalığı Nedir?

Hodgkin (Hoçkin) hastalığı bir lenfoma türüdür. Vücudumuzdaki lenfatik sistemden (ak kan sistemi) kökünü alan habis tümörlerine “lenfoma” adı verilir. Lenfomalar, onkolojik tedaviler ile en başarılı sonuç alınan tümörlerin başında gelmektedir. Esas olarak iki grup lenfoma vardır.

* Hodgkın hastalığı,

* Hodgkın dışı lenfomalar. Lenfatik sistem hangi organlardan oluşur?
Lenfatik sistem, vücudun enfeksiyonlara karşı mücadele etmesini sağlayan bağışıklık sisteminin içinde yer alır. Bu sistemde, “lenf düğümleri” denilen, boynumuzda, koltuk altı ve kasık bölgelerimizde normalde ele gelmeyen küçük yapılar vardır. Ayrıca, bademcikler, dalak, karaciğer, kemik iliği ve göğüs boşluğumuzda bulunan ve çocuklukta aktif bir organ olan timus, lenfatik sistem içinde yer alan organlarımızdır. Bunların dışında mide, ince bağırsak ve cilt katmanları arasında da, lenfatik yapılar bulunmaktadır. Lenfoma dediğimiz hastalık, lenfatik organlardaki normal hücrelerin yerine, anormal, hızlı bölünen hücrelerin ortaya çıkması ile gelişir. Bu hücreler, dalağa, karaciğer ve kemik iliğine yayılma özelliği gösterebilmektedir.

Risk faktörleri
Hodgkin (hoçkin) lenfoma en çok 15 – 35 yaş arası gençlerde ve sıklıkla erkeklerde görülür. Hastalığın sebebi tam olarak bilinmemektedir. Bulaşıcı değildir. Birinci derece akrabalarında (anne, baba ya da kardeş) hodgkin hastalığı olanların bu hastalığa yakalanma riski daha fazladır. “Epstein-Barr” adlı virüsün hastalığa yakalanmayı artırdığı düşünülmektedir.

Belirtileri

En önemli belirti boyunda, koltuk altında veya kasıkta ağrısız, giderek büyüyen bir bezenin ortaya çıkmasıdır. Bu kitle, büyüyen bir veya birkaç lenf düğümüne aittir. Çoğunlukla da boynun bir yanında görülür. Bu duruma eşlik edebilen, ama her zaman olması gerekmeyen diğer belirtiler şunlardır:
* Sebebi açıklanamayan ateş,
* Gece terlemeleri,
* Açıklanamayan kilo kaybı,

* Vücutta kaşıntı,
* Yorgunluk, hâlsizlik. Kesin teşhis, büyümüş lenf düğümünün cerrahi olarak çıkarılıp patolog tarafından incelenmesi, yani “biyopsi” ile konur.

Hastalığın evreleri
Hodgkın hastalığının dört evresi vardır. Bu evreler, büyümüş lenf düğümlerinin vücutta bulunduğu bölgelerin yaygınlığına göre belirlenir. Meselâ, sadece boyunda büyümüş bir beze varsa bu, “evre 1″ hastalıktır. Lenf düğümü dışında organlara (karaciğer, akciğer gibi) yayılmışsa “evre 4″ olarak kabul edilir. Hastalığın hangi aşamada olduğunu belirlemek için, iyi bir fizik muayenenin yanı sıra, laboratuar tetkikleri, radyolojik tetkikler (akciğer grafisi, bilgisayarlı tomografiler ve PET) ile kemik iliği incelemeleri yapılır.

Geceleyin elinizdeki uyuşma ile mi uyanıyorsunuz?

15 Haziran 2009 admin  
Kategori: Genel sağlık

Gece elinizde uyuşma ve sızıyla mı uyanıyorsunuz? Elinizin ağrısı sık sık uykularınızı mı bölüyor? El bileğinde sinir sıkışması olabilir. Sinir sıkışması genelde elini çok kullananlarda görülüyor.
Sinir sıkışması, vücudumuzdaki sinirlerin anatomik seyirleri boyunca bası altında kalmaları sonucu gelişir. Sıkışma genellikle sinirin kemik veya yumuşak dokudan oluşan bir kanaldan geçtiği bölgelerde oluşur.

El bileğinde görülen sinir sıkışması (karpal tünel sendromu), vücutta en sık görülen sinir sıkışmasıdır. Burada sinir, el bileğinin iç kısmında sıkışmaktadır ve buna bağlı olarak hastalar el parmaklarında uyuşma, karıncalanma, iğne batması, uyuşukluk ve bazen de ağrıdan yakınır. Bu şikayetler daha çok baş parmak, işaret parmağı, orta parmakta ve yüzük parmağının da yarısında hissedilmektedir. Ağrı künt ya da sızlayıcı karakterde olup, dirsek ön yüzüne ve hatta omuzun dış tarafına doğru yansıyabilir.

UYUŞMA VE KARINCALANMA MI VAR?

Hastaların en tipik yakınması, gece uykudan uyandıran elde ve parmaklarda uyuşmadır. Buna bağlı uyku bozukluğu sıktır. Hasta gece elinde uyuşma ile uyanır, genellikle elini hareket ettirir, silkeler. Bu hareketle uyuşma, karıncalanmada azalma olur. Örgü örme, elişi yapma gibi tekrar tekrar ve uzun süre el bileği çevrilen hareketlerde sinirin sıkışması artacağı için uyuşma da, karıncalanma da artar. Bazı hastalar cisimleri ellerinden düşürdüğünden yakınırlar ve bunu eldeki kuvvetsizliğe bağlı zannederler. Oysa yapılan kuvvet muayenelerinde sıklıkla kuvvetsizlik saptanmaz; bu olay çoğunlukla parmak uçlarındaki duyu bozukluğundan kaynaklanmaktadır.

El bileğinde sinir sıkışmasının teşhisi, hastanın anlattıkları ve doktorun yaptığı muayene ile rahatlıkla konulabilir. Kesin teşhisi koyduran tetkik EMG denilen elektromiyografidir. O bölgedeki muhtemel kemik ve yumuşak doku problemlerini görmek açısından el bileğinin filmini çekmekte fayda vardır.

——————————————————————————–

TEDAVİ İÇİN NE YAPMALI?

Tedavide altta yatan şeker hastalığı, guatr hastalığı vb. bir hastalık varsa, onun iyi kontrole alınması gerekir. Tedavinin ilk aşaması hastanın el bileğine takacağı bir atel vermektir. Bu atel el bileğini olması gereken pozisyonda tutacak, böylece sıkışma önlenmiş olacaktır. Şikayetleri yeni başlamış ve çok şiddetli olmayan hastalarda tek başına atel yeterli olabilir. İlaç olarak ağrı kesici ilaçlar, sinir uçlarını koruduğu varsayılan B vitaminleri, çok şiddetli şikayetlerde ise nöropatik ağrı tedavisinde kullanılan ilaçlar hastaya başlanabilir. Fizik tedavide bu bölgeye ağrı kesici akımlar, derin ısıtıcı ultrason tedavisi, yüzeysel ısıtıcı parafin tedavisi, iyontoforez, fonoforez gibi ajanlar kullanılır. Kas kuvveti kaybı olan hastalara kuvvetlendirme egzersizleri verilir. Diğer tedavilerden fayda görmeyen, şikayetleri çok şiddetle devam eden, muayenede baş parmak kasında giderek artan kas kuvvetsizliği olan veya kasta erime saptanan hastalarda cerrahi tedavi uygundur. Ameliyatla el bileğindeki yumuşak dokular serbestleştirilir ve sinirin sıkışması önlenir.

——————————————————————————–

En çok kimlerde görülür?

* El bileğinde sinir sıkışması bazı nedenlere bağlı olabileceği gibi, bazı hastalarda altta yatan bir sebep yoktur.

* Genellikle sağ elde olması, daha çok sağ elimizi kullandığımız içindir.

* Günlük yaşamlarında el bileklerini çok kullananlar, bilgisayar, daktilo kullananlar, terziler, çok elişi yapanlar, müzisyenler, kasaplarda daha fazla görülür.

* Şeker hastalığı, bazı tip guatr hastalığı, gut hastalığı, iltihaplı romatizma hastalığı olanlarda, el bileğinde kırık geçirenlerde, diyaliz tedavisine girenlerde risk artabilir.

* Gebelerde bu sıkışma görülebilir, doğumdan sonra şikayetler geçer.

Ses Kısıklığına Dikkat!

15 Haziran 2009 admin  
Kategori: Genel sağlık

Ses Kısıklığına Dikkat!

Sigara, kafein ve alkol ses tellerinin de en büyük düşmanları arasında. Korunma yolları ve tedavi şekli için…


Ses kısıklığını önlemek için öncelikle sesinizi uzun süreyle ve yüksek şiddette kullanmamanız, gıdanıza dikkat etmeniz ve baharatlı gıdalardan kaçınmanız gerekiyor. Evin havasını nemlendirmek, bol su içmek ve sigara dumanından uzak durmaksa yapılması gereken diğer şeyler arasında…
Ses kısıklığı genellikle bütün anormal ses değişikliklerinin yerine kullanılan genel bir terimi olup sesteki anormallik, sesin hırıltılı, çatallı, veya gergin olması, ya da şiddetinin veya inceliğinin değişmesi şeklinde olabilir. Ses değişikliklerinin nedeni, genellikle gırtlakta (larenks) yerleşmiş olan ses tellerindeki sorunlardır.
Nefes alma sırasında ses telleri açılır. Konuşma sırasında ise ses telleri kapalı olur ve akciğerlerden çıkan havayla titreşerek sesin oluşmasını sağlar. Ses telleri ne kadar sıkı kapanırsa ve ne kadar inceyse o kadar hızlı titreşirler ve ses de o kadar ince olur. Ses telleri üzerinde şişlik bulunması halinde kapanmaları, dolayısıyla da çıkan ses düzgün olmaz.

SES KISIKLIĞININ NEDENLERİ NELERDİR ?
Ses kısıklığının çeşitli nedenleri olabilir. Bunların çoğu ciddi sağlık problemlerine neden olmazlar ve kısa sürede düzelirler. Ses kısıklığının en sık nedeni “akut larenjit”tir. Akut larenjit, soğuk algınlığı ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında, ya da aşırı bağırmaktan kaynaklanan ses zorlamalarında ortaya çıkar.
Daha uzun süreli ses kısıklıklarının nedeni genellikle sesin uzun süreyle aşırı ve zorlanarak kullanılmasıdır. Bu tür ses kullanma alışkanlığı, ses telleri üzerinde nodül adı verilen ve ses kısıklığına neden olan küçük şişliklerin ortaya çıkmasına neden olur. Nodüller genellikle sesini profesyonel nedenlerle uzun süre, ancak hatalı teknikle kullanan kişilerde (şarkıcılar, öğretmenler, politikacılar gibi) görülür. Ses tellerinin birbirlerine sürekli normalden fazla kuvvetle çarpmasına bağlı olarak gelişen nodüller, ses eğitimi ile ses kullanma alışkanlığı düzeltilmediği sürece kendiliğinden kaybolmazlar. Aşırı bağırmayı takiben gelişen akut larenjit sırasında ses teli içine küçük kanamalar meydana gelebilir; bu aşamada ses dinlendirilmediği taktirde bu kanama polip adı verilen tek taraflı ses teli şişliklerine dönüşebilir ve sürekli ses kısıklığına neden olur.
Erişkinlerde ses kısıklığının sık görülen nedenlerinden birisi de yemek borusu ile midenin birleştiği noktadaki bir adelenin zayıflığına bağlı olarak, mide içindeki asitli sıvının yemek borusundan gırtlak seviyesine yükselerek ses tellerini tahriş etmesidir; buna larengofarengeal reflü adı verilmektedir. Ses kısıklığı özellikle sabahları fazladır ve gün içinde azalır. Ses kısıklığı ile birlikte boğazda takılma, yabancı bir madde varmış hissi ve sık boğaz temizleme alışkanlığı da sık görülen belirtilerdir. Reflü nedeniyle ses kısıklığı olan hastaların pek çoğunda mide ile ilgili şikayetler yoktur.
Sigara içimi, ses kısıklığının bir diğer nedenidir. Sigara, gırtlak ve boğaz kanserlerinin gelişmesinde önemli bir risk faktörü olduğundan düzelmeyen ses kısıklığı olan ve sigara içen kişilerin bir Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanına muayene olmaları gerekir.
Ses kısıklığının daha nadir nedenleri arasında allerji, guatr ve sinir sistemi hastalıkları sayılabilir. Birçok insanda doğal yaşlanma ile birlikte bir miktar ses kısıklığı ortaya çıkabilir.

SES KISIKLIĞININ TEDAVİSİ İÇİN KİME MÜRACAAT EDİLMELİDİR?
Ses kısıklığı iki haftadan uzun sürerse ve belirli bir nedeni yoksa bir Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanına muayene olmanız gerekir. Sesle ilgili problemler, ideal olarak sesle ilgili fonksiyonlar ve sorunlarla uğraşan profesyonel bir ekip tarafından değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir. Böyle bir ekipte Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanı, ses ve kouşma patoloğu, müzik-şan-diksiyon öğretmenleri yer alır. Ses bozuklukları, bu uzmanlardan herbirinin katkısı olabilecek farklı ve karmaşık özellikleri bulunabilir.

NE ZAMAN MUAYENE OLMAK GEREKİR?
* Ses kısıklığı 2-3 haftadan uzun sürerse.
* Ses kısıklığı ile birlikte aşağıdaki belirtiler varsa.
* Soğuk algınlığı gibi belirli bir neden yokken ağrı bulunması.
* Öksürükle kan gelmesi.
* Yutma güçlüğü.
* Boyunda şişlik.
* Birkaç günden uzun süren tam ses kaybı veya seste şiddetli değişiklik olursa.

SES KISIKLIĞINDA NASIL BİR İNCELEME YAPILIR?
Ses kısıklığı nedeniyle müracaat ettiğinizde, Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanı sizden şikayetinizle ve genel sağlık durumunuzla ilgili bilgiler isteyecektir. Daha sonra bir ayna yardımıyla ağız içinden gırtlağınızı ve ses tellerinizi görmeye çalışacaktır. Bu yeterli olmazsa, burundan geçirilen veya ağız içinde tutulan ve endoskop adı verilen optik cihazlarla ses telleriniz görülmeye çalışılacaktır. Gerektiğinde, bu işlemler sırasında elde edilen görüntüler bir video banda kaydedilerek daha sonra tekrar incelenmek üzere saklanacaktır. Muayenede kullanılan bu yöntemler hasta için çok zor değildir ve hastaların çoğu muayeneye kolay uyum sağlamaktadır.

SES BOZUKLUKLARI NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Ses bozukluklarının tedavisi, ses kısıklığının nedenine göre değişir. Ses kısıklığına neden olan durumların çoğu, ses istirihati ve doğru ses kullanma alışkanlığını kazanmakla düzelirler. Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanınız size ses kullanımı ile ilgili bilgiler verebilir, eğitim için sizi ses ve konuşma patoloğuna gönderebilir, veya polip gibi görünür bir neden varsa ameliyatla tedavi önerebilir. Özellikle ameliyatla tedavi önerilenler olmak üzere, ses sorunu olan bütün hastalardan sigara içmemeleri ve sigara dumanı bulunan ortamlardan kaçınmaları, bol su içmeleri istenir.
Ses ve konuşma patologları, bazı ses bozukluklarında sesi doğru kullanma tekniğini öğretmeye ve varsa yanlış tekniği ortadan kaldırmaya çalışırlar. Bazı hastalardaki sorun, sigara içimi ve bağırma gibi ses kullanımı açısından olumsuz alışkanlıkların bulunmasıdır. Buna benzer durumlarda hastanın ses çıkartma tekniği düzeltilerek ses kalitesi düzeltilmeye ve varsa nodüller tedavi edilmeye çalışılmaktadır.

SES KISIKLIĞINI ÖNLEMEK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?
Sigara içiyorsanız bırakın.
Kafein (kahve, kolalı meşrubatlar) ve alkol kullanımından kaçının.
Sigara dumanı bulunan ortamlardan kaçının.
Bol su için.
Evinizin havasını nemlendirin.
Gıdanıza dikkat edin – Baharatlı gıdalardan kaçının.
Sesinizi uzun süreyle ve yüksek şiddette kullanmayın.
Ses kısıklığı olduğunda sesinizi dinlendirin.

SES İÇİN HİJYENİK KURALLAR
* Boğazınızı sert biçimde temizlemeyin.
* Genelde gıcıklanmayı önlemek ya da mevcut salgıları temizlemek için boğazımızı temizleme ve öksürme ihtiyacı hissederiz. Ancak, bu hareket ses tellerinin çok şiddetli şekilde birbirlerine çarpmalarına ve tahrişine neden olur. Tahriş sonucu ses telleri üzerindeki dokulardan salgı oluşumu daha da artar. Boğaz temizleme ihtiyacı hissedildiğinde tercih edilecek en iyi yöntem hızla burnunuzu çekip yutkunmaktır. Bu hareket ses telleri üzerinde biriken ve ses kalitenizi olumsuz etkileyen salgıların uzaklaşmasını sağlar.
* Boğazınızı temizleme hareketinden vazgeçemiyorsanız ve bu bir alışkanlık haline gelmişse bunu en sessiz şekilde yapın. Böylece ses tellerine vereceğiniz zararı en aza indirgemiş olursunuz. Boğazdaki rahatsızlık hissini gidermek için esnemek, bir miktar su içmek de yararlı olabilir.
* Sürekli ve şiddetli öksürük ses tellerinin tahrişine ve şişmesine neden olur. Genellikle bu tarz öksürük soğuk algınlığı, allerji veya sigara içmeye bağlıdır. Bu tür durumlarda sorunun çözülmesi için altta yatan asıl nedenin tedavi edilmesi ya da ortadan kaldırılması gerekir.
* Konuşurken sizin için doğal olan ses perdesini kullanın
* Birçok kişi en alt perdeden konuşarak sesini kalınlaştırır ve sesine otoriter bir hava vermeye çalışır. Bazı insanlar da normalden daha yüksek perdeden konuşurlar. Oysa, insanların belli bir ses perde aralığı vardır ve normalde konuşmalarının %70′ini bu ses aralığında yaparlar. Belli bir eğitim almadan bu aralığın sınırları dışına çıkmak sesi olumsuz etkiler. Bu nedenle, normalde kullandığınız ses perde aralığının dışına çıkmamaya çalışın; yani ne çok kalın, ne de çok ince sesle konuşmaya çalışmayın.
* Fısıldamak da ses telleri için zararlı olabilen bir konuşma şeklidir. Sesinizi korumak amacıyla fısıldayarak da konuşmayın; sesinizin yüksekliği, hemen karşınızda biri oturuyormuşçasına olmalıdır. Bırakın karşınızdaki kişi sizi duymak için gayret göstersin. Gün içinde belli aralıklarla sesinizi dinlendirmeye de özen gösterin.
* Sesinizi kullanırken nefesinizi ayarlamayı öğrenin
* Yeterli solunum desteği sağlamadan konuşmak, boyundaki ve ses tellerini kontrol eden kaslara ilave yük getirir ve sesin etkinliğini azaltır. Konuşma sırasında bir nefeste gerektiğinden fazla kelime söylemeye çalışmak zararlıdır. Konuşma sırasında cümleleri bölmeye, önemli kelimelerden önce duraklamaya, yazılı metinleri okurken virgüllerde yeni bir nefes almaya özen gösterin. Bu işlemleri çok sık tekrarlayarak alışın ve konuşmanın anlamını ve akışını bozmayacak şekilde nefesinizi kullanmayı öğrenin. Unutmayın ki, güzel ve doğal bir ses için ses tellerinin titreşmesi yanında güçlü ve doğru bir solunum desteği gerekir.
* Uzun süreli konuşmayın
* İş gereği olsun ya da olmasın, sürekli konuşan kişilerde ses yorgunluğu gelişir. Bu kişiler genellikle şikayetlerini ses kısıklığı tarzında ifade ederler. Bu durumu önlemek için kısa süreli ses istirahati yararlı olur.
* Gürültülü ortamlarda konuşmayın
* Diskotekler, spor salonları, tren istasyonları, otomobil ve otobüsler, uçaklar, tiyatrolar, toplantı salonları ve amfiler sesin zorlanmasına neden olacak şekilde sesin aşırı kullanılmasına gerek duyulan ortamlardır. Bu gürültülü ortamlarda konuşmak ses yorgunluğu, boğazda ağrı ve ses kısıklığına neden olur. Böyle ortamlarda nispeten yüksek perdeden, yani daha ince bir ses tonuyla konuşulmalı ve nefes aralarında daha az sayıda kelime kullanılmalıdır.
* Sigara içmeyin, aşırı alkol kullanmayın
* Sigaranın boğaz, gırtlak ve akciğer dokuları üzerine olan olumsuz etkileri herkesçe bilinmektedir. İlk etapta bu dokularda şişme ve iltihap gelişimi oluşur. Sigaraya devam edildikçe bu olumsuz değişiklikler kanser oluşumuna kadar devam edebilir.
* Günde bir kadeh alkolun ses üzerine etkisi çok fazla değildir. Ancak günlük aşırı kullanımı sonucu ses telleri üzerindeki ince kan damarları genişler ve ses kısıklığı ile beraber düşük perdeli kalın bir ses oluşur.
* Bol sıvı alın ve bulunduğunuz ortamları nemlendirin
* Sağlıklı bir ses için vücudun ve ses tellerinin bol sıvıya ihtiyacı vardır; bunun için bol su içmek ses için yararlıdır. Solunum yolları için ideal nem oranı %35-50 arasındadır; özellikle ses sorunu olan kişilerin bulunduklaru mekanlarda havayı nemlendirmeleri gerekir. Bunun için buhar cihazlarından veya kaynatılmış sudan yararlanılabilir. Aşırı kuruluk ses tellerinde tahrişe ve şişmeye neden olur. Allerji ilaçları (antihistaminikler), grip ilaçları ve idrar söktürücüler gibi bazı ilaçlar ses telleri üzerindeki salgıları azaltarak sesi olumsuz etkilerler.
* Toplum önünde konuşurken önlem alın
* Bir topluluk önünde konuşma yaparken mümkünse mikrofon kullanın. Gerekirse amplifikatör kullanarak ses perdenizi ve şiddetini yükseltmek zorunda kalmayın. Sesinizi kullanmadan önce ısındırın. Vücudunuzun genel direncini bozmamak için fazla yorulmayın ve stresinizi giderin.

Sonraki Sayfa »