Mutlu seks kiminle yaşanır?
31 Mayıs 2010 zifiri
Kategori: Cinsel Sağlık
->

Seks insan yaşamının en doğal bir parçası… Yaşamın sürebilmesi buna bağlı…
• Kişinin bedensel ve ruhsal doyumu da karşı cins ile yaşadığı ilişkiden aldığı doyumla ilintili… Evlilik sorunları ve cinsel işlev bozuklukları ilşkinin odak noktasını oluşturuyor. Devamını oku
Oral Seks ve Kanser
30 Nisan 2010 admin
Kategori: Kategorilenmemiş
Pek çok çift arasında cinsel birleşme öncesi oral seks yoluyla uyarılma söz konusudur. Oysa ki oral seks, ağız tümörlerine sebep olabiliyor. Son yapılan bir araştırmaya göre insan papilom (meme başı gibi çıkıntılar yapan selim tümörler) virüsü ağız kanserine neden olabiliyor. Bilim adamları uzun süredir papilom virüsünün ağız kanserine neden olduğundan kuşkulanıyordu. İyi haber bu riskin çok küçük olması. Ağız tümörü her yıl onbin kişiden birinde görülüyor. Ve bu vakaların bir çoğu sigara ve içkiye bağlı olarak ortaya çıkıyor.
İnsan papilom virüsü (HPV) cinsel yolla bulaşan virüslerin en yaygınıdır. Bu virüsün servikal kansere (rahim boynu kanseri) sebep olduğu biliniyor. Bazı araştırmalar bu virüsün ayrıca ağız ve anal kanserlerine de neden ağıztümörleriolabileceğine dikkat çekiyor.
Fransa, Lyon’daki Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu’nda çalışan bilim adamları ağız kanserine yakalanmış l670 deneği, l732 sağlıklı denekle karşılaştırdı. Hastalar Avrupa, Kanada, Avustralya, Küba ve Sudan’da yaşıyordu. Servikal kanserlerde görülen HPV-l6 olarak bilinen virüs, ağız kanserlerinde de tespit edildi.
HPV-16 virüsü taşıyan ağız kanserli hastaların arasında oral seks yaptığını açıklayanların sayısı, tümörlerinde HPV-16 virüsü bulunmayan hastalara oranla üç misliydi. Virüsün kanserlere nasıl sebep olduğu konusunda kadın ve erkekler arasında bir fark olmadığı görüldü. Bu sonuçlar HPV ile ağız kanseri arasındaki ilişkiyi kesinleştirdi.
Cinsel organ HPV enfeksiyonu çok yaygındır. ABD’deki 25 yaşındaki kadınların yaklaşık üçte birinde bu virüs mevcuttur. Bu enfeksiyonların yalnızca yüzde onu kansere yol açan türdendir. Bu virüsü taşıyan kadınların yüzde doksanbeşi bu enfeksiyondan bir yıl içinde kurtulur. Ancak bu bile niçin bu kadar az sayıda insanda kanserin geliştiğini açıklayamıyor.
Bu son bulgular ağız kanseri tedavisini de kolaylaştıracak. Dolayısıyla virüs kaynaklı ağız kanserli hastalara antiviral ilaçlar vermek iyileşme olasılığını artırabilir. Bu arada önlem olarak aşı üzerinde çalışmalar yapılıyor. Aşıların ağız enfeksiyonunun yanı sıra genital enfeksiyonlara da iyi geleceği umut ediliyor.
Oral Seks ve Kanser
18 Aralık 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
->
Pek çok çift arasında cinsel birleşme öncesi oral seks yoluyla uyarılma söz konusudur. Oysa ki oral seks, ağız tümörlerine sebep olabiliyor. Son yapılan bir araştırmaya göre insan papilom (meme başı gibi çıkıntılar yapan selim tümörler) virüsü ağız kanserine neden olabiliyor. Bilim adamları uzun süredir papilom virüsünün ağız kanserine neden olduğundan kuşkulanıyordu. İyi haber bu riskin çok küçük olması. Ağız tümörü her yıl onbin kişiden birinde görülüyor. Ve bu vakaların bir çoğu sigara ve içkiye bağlı olarak ortaya çıkıyor.
İnsan papilom virüsü (HPV) cinsel yolla bulaşan virüslerin en yaygınıdır. Bu virüsün servikal kansere (rahim boynu kanseri) sebep olduğu biliniyor. Bazı araştırmalar bu virüsün ayrıca ağız ve anal kanserlerine de neden olabileceğine dikkat çekiyor.
Fransa, Lyon’daki Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu’nda çalışan bilim adamları ağız kanserine yakalanmış l670 deneği, l732 sağlıklı denekle karşılaştırdı. Hastalar Avrupa, Kanada, Avustralya, Küba ve Sudan’da yaşıyordu. Servikal kanserlerde görülen HPV-l6 olarak bilinen virüs, ağız kanserlerinde de tespit edildi.
HPV-16 virüsü taşıyan ağız kanserli hastaların arasında oral seks yaptığını açıklayanların sayısı, tümörlerinde HPV-16 virüsü bulunmayan hastalara oranla üç misliydi. Virüsün kanserlere nasıl sebep olduğu konusunda kadın ve erkekler arasında bir fark olmadığı görüldü. Bu sonuçlar HPV ile ağız kanseri arasındaki ilişkiyi kesinleştirdi.
Cinsel organ HPV enfeksiyonu çok yaygındır. ABD’deki 25 yaşındaki kadınların yaklaşık üçte birinde bu virüs mevcuttur. Bu enfeksiyonların yalnızca yüzde onu kansere yol açan türdendir. Bu virüsü taşıyan kadınların yüzde doksanbeşi bu enfeksiyondan bir yıl içinde kurtulur. Ancak bu bile niçin bu kadar az sayıda insanda kanserin geliştiğini açıklayamıyor.
Bu son bulgular ağız kanseri tedavisini de kolaylaştıracak. Dolayısıyla virüs kaynaklı ağız kanserli hastalara antiviral ilaçlar vermek iyileşme olasılığını artırabilir. Bu arada önlem olarak aşı üzerinde çalışmalar yapılıyor. Aşıların ağız enfeksiyonunun yanı sıra genital enfeksiyonlara da iyi geleceği umut ediliyor.
Cinsel Tiksinti Bozukluğu
15 Aralık 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
Cinsel isteğin daha şiddetli bir şekilde azalması ve bazılarında ortadan kalkması durumudur.
Cinsel tiksinti bozukluğu olan kişilerr cinsel aktivitelerde bulunmak istemezler. Kendilerine cinsel yönden yaklaşıldığında korku, kaygı ya da iğrenme şeklinde ifade ederler. Bu durum belirgin bir sıkıntıya ve çiftler arası ilişkilerde sorunlara sebep olur.
Şiddetli derecede cinsel tiksinti bozukluğu olan kişilerde cinsellikle ilgili durumlarda panik atağa varan problemler yaşanabilir.
Bu sorun “travma sonrası (posttravmatik) stres bozukluğu” gibi başka psikolojik sorunlarla bir arada da görülebilir. Bu bozukluk tecavüze uğrama ya da çocuklukta istismar gibi cinsel saldırıya maruz kalınan durumlarda, cinsel birleşmenin ağrılı olduğu durumlarda ya da cinsel dürtü ile utanç, suçluluk gibi duygular arasında farkında olunmayan bir bağlantı olduğunda ortaya çıkabilir.
Cinsel Arzunun Dozajı
15 Aralık 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
Cinsel arzunun ya da diğer deyişle cinsellik güdüsünün “dozajı” veya şiddeti her insanda farklıdır. Hatta bir birey belli bir zamanlarda geçici olarak cinsel arzusunda azalma veya artma hissedebilir.
Artmış Cinsel Arzu
Bazı kişiler çok fazla cinsel arzu duyduklarını hissederler ve bunun normal olmadığını düşünürler. “Aşırı cinsel arzu” olarak tanımlanan, çoğu durumda yapısal bir özelliktir ve bireyde baştan beri vardır. Bazı insanlar yapısal olarak cinselliğe daha “düşkündürler”.
Bazen bir birey hayatının belli bir döneminde diğer dönemlerine göre daha fazla cinsel arzu duyduğunun farkına varabilir.
Cinsel arzunun anormal bir şekilde yüksek olduğunun belirleyicisi, bu arzunun veya bu arzudan doğan cinsel davranışın kişiyi çok fazla meşgul etmesi ve günlük yaşantısını olumsuz etkilemesidir. Bu tanımın dışında kalan “yüksek dozlu cinsel arzu” anormal kabul edilmez.
Eğitim düzeyi arttıkça eş sayısı da artıyor
15 Eylül 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
Değişen sosyal yaşam erkekler kadar kadınlarımızı da duygusallıktan ve romantiklikten uzaklaştırmışa benziyor. Yapılan araştırmalar, halkının eğitim düzeyi arttıkça eş sayısının da artış gösterdiğini ortaya koyuyor.
Türkiye’de sevgililerin seks alışkanlıklarını öğrenmek için çeşitli illerde toplam bin 800 kişi üzerinde yapılan araştırmaya 16-55 yaş grubundan, A’dan E’ye kadar olan sosyo-ekonomik gruplardan sevgililer katılmış.
Araştırma sonuçlarına göre Türkiyeli çiftlerin yüzde 73′ü, okullarında cinsel eğitim almamış. Eğitim almış olanlar ise bunun sadece üreme sağlığıyla ilgili olduğunu; eğitimin içinde cinsel yolla bulaşan hastalıklar, korunma yöntemleri, cinselliğe bakış açışı, ergenlikle birlikte insan yaşamında meydana gelen değişiklikler gibi konularda herhangi bir bilgi kırıntısı içermediğini söylemişler.
İlk deneyim yaşı 18
Ancak diğer soruların yanıtlarına bakınca Türklerin cinsel eğitimi zaten okulda almak istemedikleri de ortaya çıkıyor. Yüzde 54′ümüz bu bilgileri doktorlardan ve sağlık personelinden almak istiyoruz. Kadınlar cinsel bilgileri annelerinden; erkeklerse arkadaşlarından almak istiyorlar. Türkiye’deki çiftlerin ilk tam cinsel ilişki yaşı 18. Kadınlar ilk cinsel deneyimlerini 20, erkeklerse 17 yaşında geçiriyorlar
‘Bugüne dek kaç partneriniz oldu?’ sorusuna, araştırmaya katılan erkeklerin ortalaması ‘12′ diye yanıt vermiş; kadın ortalamasında bu sayı sadece 2. Çiftlerin bugüne dek birlikte oldukları partner sayısı, eğitim seviyesi düştükçe azalıyor. Üniversite mezunu erkeklerin 12 partneri olduysa, ortaokul mezunlarının 10, liselilerin dokuz ve ilkokul mezunlarının 5 partneri olmuş.
Ölüm benden uzak dur
Türkiye’deki âşıkların en çok korktukları konulardan biri cinsel yolla bulaşan bir hastalık nedeniyle ölüm. Türklerin yüzde 66’sı, dünyadaki çağdaşları gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklardan endişe ediyor.
Erkekler yüzde 70’lik oranla, yüzde 61 oranına sahip kadınlardan daha endişeli görünüyorlar. Bu konuda en yüksek endişeyi yaşayanlar, 21-24 yaş arası, A sosyoekonomik gruba dahil olanlar. Ancak buna rağmen Türk çiftler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda pek önlem almıyor.
Kadınların yüzde 33′ü korunurken; erkeklerde bu oran yüzde 55. Araştırmaya katılan evlilerin yüzde 39′u önlem alırken; yüzde 58′i hiç korunmuyor.
Bekâr sevgililerin yüzde 62’si cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda tedbirli. Evli olmayıp da beraber yaşayan sevgililerin yüzde 64′ü bu konuyu ciddiye alıyor.
Araştırmada önlem alanlara, korunma yöntemleri de sorulmuş. Bunların yüzde 50’si partnerlerine sadık kaldıklarım söylemişler. Yüzde 34′ü prezervatif kullanıyor; yüzde 19′u ise yeni bir kişiyle beraber olduğu zaman korunuyor. Prezervatif kullananlar arasında, ancak bir test yaptırdıktan sonra korunmayı bırakacaklarını söyleyenlerin oranı sadece yüzde 5.
Yarın seni tanımam
Türkiye’deki çiftler, dünyadaki çağdaşları gibi tek gecelik ilişkilere meyilli. Yüzde 37′miz tek gecelik ilişkiler yaşıyoruz. Erkek partnerler, bu konuda kadınlardan daha hızlı. Erkeklerin yüzde 60′ı tek gecelik ilişki yaşadığını kabul ederken; kadınlarda bu oran sadece yüzde 8.^
Tek gecelik ilişkiler ülkemizde 50-55 yaş grubuyla, eğitim seviyesi düşük olan grupta ortalamanın da üzerine çıkıyor. Türkiye’deki çiftlerin yüzde 46’sı ilk cinsel ilişkisini evlenince yaşıyor.
Tanışır tanışmaz ilişkiye giren çiftlerin oranı yüzde 12. İlk hafta yatağa girenlerin oranı yüzde 12, ilk ay içinde mutlaka birlikte olanların oranıysa yüzde 10.
Prezervatif Kadınları Depresyona Sürüklüyor
01 Ağustos 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
Seks sırasında erkeklerin prezervatif kullanması, kadınlarda depresyon sebebi olduğu ortaya çıkıyor. Yıllar önce Ney tarafından yapılan bir araştırmada menide ki prostaglandin hormonu depresyon tedavisinde faydası olduğu sonucuna varıldı. Bu sonuçtan etkilenen Gallup, Burch ve Platek 2002 yılındaki çalışmalarında kadınlarda prezervatif kullanımı ve depresyon seviyeleri arasındaki ilişkiyi incelemeye aldılar.
Çalışma sonucunda ise; diğer doğum kontrol yöntemlerini uygulayanların, seks sırasında prezervatif kullananlara nazaran depresyon oranlarının daha düşük olduğu saptandı. İntihar girişimlerinin de prezervatif kullanımı ile doğru orantılı olduğu ortaya çıktı, böylece intihar girişimlerini önlemede prezervatif kullanımını azlatmak söz konusu oluyor.
Elbette bu konudaki çalışmalar burada sonlanmıyor devam ediyor. Günümüze değin yapılmış çalışmalardaki sonuçlara bakarak bilim adamları; cevaptan çok soruyla karşı karşıya kaldığından elde edilen verilerin henüz başlangıç olduğunu itiraf etmektedirler.
Prezervatif Kaput Kondom
14 Temmuz 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
Kondom geri çekme yöntemi dışında erkeklerin kullanabileceği tek geri dönüşümlü yöntemdir.Dünyada yaklaşık 46 milyon çiftin düzenli olarak kondom kullandığı tahmin edilmektedir ve bu çiftlerin büyük bir kısmı gelişmiş ülkelerde yaşamaktadırlar.
Penise takılan mekanik bariyerlerle ilgili ilk bilgiler M.Ö. 1350 yıllarına dayanmaktadır. Bu dönemde Mısır’da erkeklerin süs amaçlı penil bariyerler taktıkları bilinmektedir. M.S. 1654 yılında ünlü İtalyan bilgini Fallopius ketenden yapılmış bir kılıf tanımladı. Daha sonraları hayvan barsağından yapılan bu kılıflara 18. Yüzyılda kondom adı verildi. 1800′lü yılların ikinci yarısından sonra ise sentetik maddelerden ya da kauçuktan yapılmaya başlandı ve giderek yaygınlaştı.
Etki mekanizması
Ereksiyon halindeki penis üzerine geçirilen kondom spermlerin vajinaya girişini engeller. Bazı kondomlar ise spermleri etkisi hale getiren spermisid adı verilen maddeler ile kaplanmıştır. Kondomun yırtılması halinde bu maddeler ek bir koruma sağlayabilir. Ayrıca bir kısım kondomlarda silikon jel ya da pudura ile kaplanarak kayganlaştırılmışlardır.
Etkinlik
Kondom gebeliği önlemde oldukça etkili bir yöntemdir. Teorik olarak etkinliği % 98 olmakla beraber olağan kullanıcılarda bu oran % 88′e düşmektedir. Etkinliğin kulanıcı düzeyinde azalmasının en önemli sebebi her ilişkide kondom kullanma alışkanlığının edinilmemiş olmasıdır.
Kondomların spermisidlerle birarada kullanılmasını tavsiye edenler olduğu gibi, bu maddelerin kondomların daha kolay yırtılmalarına neden olduğunu ileri sürenler de vardır.
Herhangi bir spermisid madde içermeyen kondomların yırtılma olasılığı 161 ilişkide 1 olarak hesaplanmıştır.
Diğer yararları nelerdir ?
Kondomların gebelikten koruma dışında çok önemli bir yararı daha vardır:
AIDS ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruma
Avantajları
Kondom özellikle evli olmayan ya da birden fazla kişi ile ilişkisi olan kadın ya da erkeklerde en uygun yöntemdir. Kolay temin edilmesi, ucuz ve etkili bir yöntem olması, bazı erkeklerde ereksiyonun daha uzun sürmesine yardımcı olması, bazı kısırklık olgularında kadın vücudunda spermlere karşı bağışıklık cevabının gelişmesine engel olması, enfeksiyon riskini azaltarak ilerideki doğurganlığın korunmasına yardımcı olması ve erken dönem rahim ağzı kanserini önlemesi avantajlarıdır.
Dezavantajları
Erkekte duyarlılığı azaltması, zaman zaman cinsel ilişkiyi bölmesi ve nadiren de olsa sentetik materyale karşı alerji gelişmesi dezavantajlarıdır
İlk Cinsel İlişki
10 Temmuz 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
Genç kızların bir çoğunda kızlık zarı ile ilgili anlatılan abartılı ve yanlış hikayeler nedeni ile ilk cinsel ilişkinin çok ağrılı bir tecrübe olacağı inanışı vardır. Bu inanış ilk cinsel ilişkiden aşırı derecede korku duyulmasına neden olmaktadır. Bu gereksiz korku zamanla cinsel isteksizliğe, ilişkiden yeterince haz almamaya kadar varan cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olabilir.
Kızlık zarı (hymen), vajen girişinden yaklaşık bir santimetre içerde bulunan bir mukoza kıvrımıdır. Bu oluşum vajina girişinde bir darlık meydana getirir. Vajinal salgıların ve adet kanının dışarı akması için ortasında açıklık mevcuttur. (Anatomik resmi aşağıdadır)
Kızlık zarının şekli, esnekliği ve kalınlığı kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bazen ilişki sırasında kanama yapmayacak kadar ince ve elastik olabilirken bazen de cinsel ilişkiyi engelleyecek kadar kalın olabilir.
Genellikle ilk ilişki sırasında yırtılan kızlık zarı kanama meydana getirir. Ancak bazı durumlarda kızlık zarı esnektir ve penis vajinaya girse bile yırtılmamaktadır. Böyle durumlarda kızlık zarı ilişki ile değil de ancak doğum anında yırtılmaktadır.
Normal bir durumda ilk ilişki sonrasındaki kanama 5-10 dakika ile birkaç saat arası sürmektedir. Kanamanın hiç olmaması veya çok az olması normal olabileceği gibi bazen kişiyi şoka sokacak kadar fazla da olabilir. Bu tamamı ile yırtılan kızlık zarı bölgesinin kanlanımı ile ve kızlık zarının anatomik şekli ile ilişkilidir.
İlişkiye başlamadan önce kadın ilişkiye ne kadar hazırsa ve ilişkiyi ne kadar çok arzuluyorsa vajenin kayganlığını sağlayan salgılar o derecede çok salgılanacak ve ilişki ağrısız olacaktır.
Kadın kendini hazır hissetmeden ilişkiye girmenin denenmesi kızlık zarının düzensiz yırtılmasına neden olabilir. Bu durumda ağrı ve kanama daha fazla olur. O nedenle özellikle ilk cinsel ilişki öncesinde kadının tam olarak uyarılması yani ön sevişme denilen kısmı daha uzun tutmak gerekmektedir.
Normal bir ilişkiye başlamada ilk şartlardan birisi çiftlerin birbirine karşı güven duyması ve anlayışlı olmalarıdır.
Gebelikte cinsel ilişki
10 Temmuz 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
Gebelik kadın hayatını kökten etkileyen son derece değişik bir süreçtir. Bu süreç içerisinde fiziksel değişikliklerin yanısıra pekçok psikolojik değişiklik de ortaya çıkar. Hayatın her evresinde büyük önem taşıyan cinsellik ve cinsel yaşam çoğu zaman gebelikten olumsuz etkilenir. Özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında bu sürece uyum sağlama aşamalarında cinselliğe karşı soğukluk olabilir. Aslında cinsellik ve cinsel istek insanın içinde doğuştan var olan 5 içgüdüden biridir. Bu güdünün amacı varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir. Gebeliğin fark edilmesi ile birlikte annelik içgüdüsü biraz daha baskın hale gelir. İlk gebeliğini yaşayanlar da dışarıdan gelecek her türlü müdahalenin bebeğe zarar vereceği düşüncesi anne addayının cinsel isteklerini köreltebilir. Oysa ki normal seyreden bir gebelikte cinsel ilişkinin olumlu yada olumsuz hiçbir etkisi yoktur. Halk arasında erken dönemde yaşanacak cinsel ilişkinin bebekte sakatlık ya da ölüme neden olacağı veya bir düşük ile sonuçlanacağı fikri hakim olmasına rağmen bunun hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Gebelik ilerledikçe ve anne adayı kendisinde gerçekleşen bu değişime uyum sağladıkça cinsel istekde de bir artış görülebilir.Rahimin iyice büyümesi ile birlikte cinsel ilişki teknik olarak zor bir hal alır. Bu durum zaman zaman anne adayında ağrı ve acıya neden olabilir. Gebeliğin son dönemlerinde bu nedenle cinsel istekte yeniden azalma görülebilir.
Herşeyin normal olarak gittiği durumlarda son 4 haftaya kadar cinsel yaşamda hiçbir kısıtlama yoktur. Son 4 haftada ise erkeğin ejekulasyon sıvısı içinde bulunan bazı maddelerin rahim kasılmalarını başlatabileceği düşüncesi ile ilişki önerilmez.
Daha önceden tekrarlayan düşük öyküsü olan veya erken doğum yapan kadınlarda ilk 2 ayda ilişki kısıtlanabilir. Yaşamakta olduğu gebeliğinde herhangi bir dönemde vajinal kanama olması durumunda ve düşük tehdidi, erken doğum tehtidi olan kadınlarda ilişki kesinlikle yasaklanır. Bu yasak tehlikenin ortadan kalktığı kesin olarak saptanana kadar devam eder.Erkekde veya kadında teşhis edilmiş genital enfeksiyon varlığında da enfeksiyon tedavisi tamamlanıncaya kadar yasak konmalıdır. Riskli gebelikler sınıfına giren plasenta previa durumunda da kanamayı başlatma riski nedeni ile ilişkiden kaçınmak gerekir.
Gebe kadın psikolojik korkular nedeni ile ilişkiden kaçınıyorsa bu durumu anlayışla karşılamak ve zorlamamak gerekir.

