Eğitim düzeyi arttıkça eş sayısı da artıyor

15 Eylül 2009 admin  
Kategori: Cinsel Sağlık

Değişen sosyal yaşam erkekler kadar kadınlarımızı da duygusallıktan ve romantiklikten uzaklaştırmışa benziyor. Yapılan araştırmalar, halkının eğitim düzeyi arttıkça eş sayısının da artış gösterdiğini ortaya koyuyor.

Türkiye’de sevgililerin seks alışkanlıklarını öğrenmek için çeşitli illerde toplam bin 800 kişi üzerinde yapılan araştırmaya 16-55 yaş grubundan, A’dan E’ye kadar olan sosyo-ekonomik gruplardan sevgililer katılmış.

Araştırma sonuçlarına göre Türkiyeli çiftlerin yüzde 73′ü, okullarında cinsel eğitim almamış. Eğitim almış olanlar ise bunun sadece üreme sağlığıyla ilgili olduğunu; eğitimin içinde cinsel yolla bulaşan hastalıklar, korunma yöntemleri, cinselliğe bakış açışı, ergenlikle birlikte insan yaşamında meydana gelen değişiklikler gibi konularda herhangi bir bilgi kırıntısı içermediğini söylemişler.

İlk deneyim yaşı 18

Ancak diğer soruların yanıtlarına bakınca Türklerin cinsel eğitimi zaten okulda almak istemedikleri de ortaya çıkıyor. Yüzde 54′ümüz bu bilgileri doktorlardan ve sağlık personelinden almak istiyoruz. Kadınlar cinsel bilgileri annelerinden; erkeklerse arkadaşlarından almak istiyorlar. Türkiye’deki çiftlerin ilk tam cinsel ilişki yaşı 18. Kadınlar ilk cinsel deneyimlerini 20, erkeklerse 17 yaşında geçiriyorlar

‘Bugüne dek kaç partneriniz oldu?’ sorusuna, araştırmaya katılan erkeklerin ortalaması ‘12′ diye yanıt vermiş; kadın ortalamasında bu sayı sadece 2. Çiftlerin bugüne dek birlikte oldukları partner sayısı, eğitim seviyesi düştükçe azalıyor. Üniversite mezunu erkeklerin 12 partneri olduysa, ortaokul mezunlarının 10, liselilerin dokuz ve ilkokul mezunlarının 5 partneri olmuş.

Ölüm benden uzak dur

Türkiye’deki âşıkların en çok korktukları konulardan biri cinsel yolla bulaşan bir hastalık nedeniyle ölüm. Türklerin yüzde 66’sı, dünyadaki çağdaşları gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklardan endişe ediyor.

Erkekler yüzde 70’lik oranla, yüzde 61 oranına sahip kadınlardan daha endişeli görünüyorlar. Bu konuda en yüksek endişeyi yaşayanlar, 21-24 yaş arası, A sosyoekonomik gruba dahil olanlar. Ancak buna rağmen Türk çiftler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda pek önlem almıyor.

Kadınların yüzde 33′ü korunurken; erkeklerde bu oran yüzde 55. Araştırmaya katılan evlilerin yüzde 39′u önlem alırken; yüzde 58′i hiç korunmuyor.

Bekâr sevgililerin yüzde 62’si cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda tedbirli. Evli olmayıp da beraber yaşayan sevgililerin yüzde 64′ü bu konuyu ciddiye alıyor.

Araştırmada önlem alanlara, korunma yöntemleri de sorulmuş. Bunların yüzde 50’si partnerlerine sadık kaldıklarım söylemişler. Yüzde 34′ü prezervatif kullanıyor; yüzde 19′u ise yeni bir kişiyle beraber olduğu zaman korunuyor. Prezervatif kullananlar arasında, ancak bir test yaptırdıktan sonra korunmayı bırakacaklarını söyleyenlerin oranı sadece yüzde 5.

Yarın seni tanımam

Türkiye’deki çiftler, dünyadaki çağdaşları gibi tek gecelik ilişkilere meyilli. Yüzde 37′miz tek gecelik ilişkiler yaşıyoruz. Erkek partnerler, bu konuda kadınlardan daha hızlı. Erkeklerin yüzde 60′ı tek gecelik ilişki yaşadığını kabul ederken; kadınlarda bu oran sadece yüzde 8.^

Tek gecelik ilişkiler ülkemizde 50-55 yaş grubuyla, eğitim seviyesi düşük olan grupta ortalamanın da üzerine çıkıyor. Türkiye’deki çiftlerin yüzde 46’sı ilk cinsel ilişkisini evlenince yaşıyor.

Tanışır tanışmaz ilişkiye giren çiftlerin oranı yüzde 12. İlk hafta yatağa girenlerin oranı yüzde 12, ilk ay içinde mutlaka birlikte olanların oranıysa yüzde 10.

Sünnet cinsel hastalıkları azaltıyor

07 Ağustos 2009 admin  
Kategori: Genel sağlık

Uzmanlar, sünnetin enfeksiyon riskini dikkat çekici bir biçimde azalttığı bulgusuna ulaştıkları araştırmanın ardından erkek sünnetinin cinsel yolla bulaşan hastalıkları azaltılmanın bir yolu olduğu açıklamasını yaptı.

Söz konusu enfeksiyonlara yol açan virüsler ise herpes ve kansere yol açan insan papilloma virüsü (HPV) olarak açıklandı.

Uganda’da araştırma yapıldı

Sünnetin HIV enfeksiyonu riskini de ciddi oranda azaltıldığı biliniyordu. Ancak New England Journal of Medicine’da yayımlanan bu araştırma, İngiliz uzmanları fazla ikna etmişe benzemiyor.

Bilim adamlarınca Uganda’da yapılan araştırmada iki yıla yakın bir süre içinde yaklaşık 3,500 erkeğin cinsel yaşamı izlendi.

Johns Hopkins Üniversitesi’nden uzmanlar sünnetin herpes virüsünün bulaşması riskini yüzde 25, insan papilloma virüsünün (HPV) bulaşması riskini ise üçte bir oranında azalttığı bulgusuna ulaştı.

HPV virüsü kadınlarda rahim ağzı kanserine ve her iki cinsiyette de görülen genital bölge siğillerine yol açıyor.

Sünnet derisinin etkisi

ABD’de sünnet edilme oranı gitgide azalırken, en az sünnet edilenler de siyahlar ve Hispanik asıllılar.

AIDS hastalığına yol açan HIV virüsü ile herpes virüsüne, ayrıca rahim ağzı kanserine yakalanma oranı da en fazla bu gruplarda görülüyor.

Sünnet derisinin çeşitli virüslerin bulaşması riskini artırıyor olmasının nedenleri ise belirsizliğini koruyor.

Ancak araştırma penisi nemli olan erkeğin HIV virüsünü kapma riskinin daha fazla olduğu önermesinde bulunuyor.

Bu durum da nemin vürüsün peniste daha kolay tutunmasını sağlaması veya penis yüzeyi üzerinde çok küçük ülser yaraları oluşturarak virüsün vücuda girişine zemin hazırlaması gibi nedenler ile açıklanıyor.

Karşı çıkanlar da var

İngiliz cinsel sağlık uzmanı Dr. Colm O’Mahony ise ABD’nin sünnetin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara çare olduğu yolunda bir “takıntısı” bulunduğunu söyledi.

O’Mahony, “Elbette kuru bir penisin hastalık kapması riski biraz daha azdır, ancak yine de en son aşamada enfeksiyona yakalanacaktır” dedi.

O’Mahony ayrıca sünneti teşvik etmenin, “masum erkeklere kadınların hastalık bulaştırdığı” gibi bir düşünceyi de öne sürmekte olduğunu söyledi. İngiliz uzman, bu açıklamaların erkeklerin sorumsuz cinsel davranışlara ve prezervatif kullanmamaya devam etmelerini sağladığını da savundu.

HIV virüsü konusunda bilgilendirme amaçlı bir merkezden Keith Acorn ise bu araştırmanı sonuçlarına aceleci tepkiler verilmemesi gerektiğini söyledi.

Keith Acorn “Erkek sünneti, HIV virüsünü heteroseksüel yoldan kapma riskinin çok az olduğu İngiltere’de doğan çocuklarda HIV bulaşma riski üzerinde düşük bir etkiye sahiptir. Kızlar da HPV virüsüne karşı aşılanabilir ve rahim ağzı kanerinden korunmuş olurlar. Prezervatif de herpes visürüne karşı koruma sağlar” dedi.

Cinsel ağrı bozukluğu

07 Temmuz 2009 admin  
Kategori: Cinsel Sağlık

Cinsel Ağrı Bozukluğu
a-) Disparoni
Kadın ya da erkekte cinsel ilişki esnasında devamlı ya da tekrarlayıcı bir şekilde cinsel organ bölgelerinde ağrının olması durumudur. Bu durum kişide önemli bir gerilime ve karşısındakilerle ilişkilerinde güçlüklere yol açar. Bu sorun başka bir psikiyatrik, vücutsal hastalık ya da maddenin etkilerine bağlı olarak gelişmemiş olmalıdır.

Bu sorun daha çok ilişki sırasında olsa da bazı kişilerde ilişki öncesi ya da sonrasında da görülebilmektedir. Ağrının derecesi ve niteliği kişiden kişiye değişebilmektedir. Bu durum nedeniyle kişiler cinsel ilişkilerini kısıtlayabilir, içe kapanabilir, evlilik yaşantılarında sorunlarla karşılaşabilirler.

Disparoniye yol açan psikolojik etkenler:
Cinsel tecavüz travması ya da çocukluk çağında cinsel tacizler yaşayanlarda devamlı suretle cinsel bölgede ağrı daha çok gözlenmiştir. Kişide cinsel ilişki ile ilgili gerilim ve endişe var ise bu da vajina kaslarında kasılmaya neden olarak ağrıya yol açmaktadır. Ağrı oluştuğunda esin cinsel aktiviteye ısrarla devam etmesi ya da esin cinsel ilişkiye hazır olmadığı durumlarda cinsel ilişki için ısrar durumlarında ağrı durumu artma göstermektedir.

Disparoniye yol açan vücutsal hastalıklar:
Kadınlarda cinsel bölge çevresine yönelik ameliyatlar sonrasında % 30 oranında ,geçici bir sure için bu sorunun oluşabildiği gözlenmiştir. İltihaplanmış ya da zarar görmüş kızlık zarı artıkları, doğum kesikleri izleri, cinsel bölgeye salgı yapan bezlerin hastalıkları, vajina ve civarı dokuların enfeksiyonları, endometriozis ve pelvis (alt karin bölgesi) bozuklukları sayılabilir. Ayrıca menapoz sonrasında da vajina yüzey dokusunun incelmesi ve ıslanmanın azalması nedeniyle disparoni oluşmaktadır. Erkeklerde ise daha nadir olup, prostat bezi iltihapları, peyroni hastalığı, gonore ya da herpes hastalıkları sonrasında oluşabilmektedir.

Vaginismus:
Vajinanın kas dokusunun 1/3 dış kısmına ait kas grubunun cinsel birleşmeyi önleyecek düzeyde devamlı olarak ya da belli aralıklarla tekrarlayarak , kişinin isteği dışında kasılması durumudur. Bu durum kişide önemli bir gerilime ya da karşısındakilerle ilişkilerinde güçlüklere yol açar. Bu durumun başka bir psikiyatrik ya da vücutsal hastalığa bağlı olmaması gerekmektedir.

Bazı kişilerde cinsel birleşme olmadan, cinsel aktivite olacağı düşüncesi bile bu durumu oluşturabilmektedir. Kişide cinsel birleşme olmadan cinsel istek ve orgazm yetileri normal durumda devam edebilir. Bu durumda bazı kişilerde cinsel ilişkiden kaçınma ve evlilik sorunları gözlenebilmektedir.

Kimlerde görülür?
Daha çok genç kadınlarda görülmektedir. Cinsel taciz yaşantısı olanlarda , cinsellik konusunun tabu olarak kabul edildiği ailelerden gelenlerde gözlenmektedir. Evlilik öncesi, ilk gece hakkında çevreden duyulan abartılı korkutucu sözlerin etkisi olduğu düşünülmektedir. Daha çok eğitimli ve sosyoekonomik düzeyi yüksek kişilerde görüldüğü yolunda yayınlar bulunmaktadır. Daha önce herhangi bir sebeple ameliyat edilenlerde ya da vücutsal travma geçirip, yaralananlarda daha sonraları cinsel ilişki ile bu durumun oluşabildiği gözlenmiştir. Ayrıca kişi duygusal olarak karşısındaki kişi tarafından baskılandığını, kötü davranıldığını düşünüyorsa bu da bir şekilde vücudun kendini savunması seklinde kendini gösterebilmektedir.

Tedavi:
Davranışçı tedavi ve psikoterapi ile rahatsızlık normale dönmektedir. Başlangıçta kişinin kendi başına yapacağı ev ödevleri , daha sonra eşi birlikteliğinde devam ederek, eşler arasında karşılıklı güven ortamının sağlanması ile düzelmektedir.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) – Zührevi Hastalıklar

27 Haziran 2009 admin  
Kategori: Cinsel Sağlık

Bu başlık altında toplanan hastalıklar iki insan arasında oluşan cinsel nitelikli yakın tem asla bulaşan mikrobik (bakteri, virüs, parazitlere bağlı) hastalıklardır. Önceleri zührevi hastalıklar olarak anılan bu hastalıkların bir kısmı yanlızca genital bölgede belirtilere neden olurken (kadında vajinal akıntı, erkekte üretradan akıntı, heriki cinste genital bölgede ülser gibi), diğer bir kısmı tüm vücudu etkileyen genel belirtilere neden olurlar (frengi, hepatit B ve AIDS gibi).

Bu hastalıkların bir kısmı için en önemli bulaşma yolu iki insanın cinsel nitelikli yakın teması iken (genital siğil, herpes simpleks, vajinit gibi), diğer bir kısım hastalıklar cinsel yolla bulaşmaya ek olarak kan yoluyla (AIDS ve hepatit B”nin virüsü taşıyan kanın nakledilmesiyle bulaşması gibi, anneden bebeğine henüz doğmadan frengi bulaşması gibi) ve cinsel ilişki dışındaki yakın temasla da bulaşabilmektedir (anneden bebeğine doğum esnasında ya da doğum sonrasında emzirme ve bakım esnasında bulaşan genital siğil, herpes simpleks ve hepatit B gibi, aile içinde günlük yaşam koşullarının paylaşılması sonucu bulaşan hepatit B gibi).

Bu gruptaki hastalıkların bulaşması için heteroseksüel ilişki (kadın-erkek cinsel ilişkisi) koşul olmadığı gibi, bulaşma için gerçek cinsel ilişki olmaksızın enfeksiyonu taşıyan birinin genital bölgesiyle yakın temas bile hastalığı almak için yeterli olabilmektedir (genital siğil gibi). Cinsel yolla bulaşan hastalıklar tüm diğer bulaşıcı hastalıklar gibi bildirimi zorunlu hastalıklar grubunda yeralırlar.

Aşağıda anlatılacak hastalıkların çoğu için cinsel ilişki dışında da çeşitli bulaşma yolları mevcuttur. Bu yüzden bu hastalıklardan birine yakalanan kişinin partnerini, ya da partnerin hastalığa yakalanan kişiyi sadakatsizlikle itham etmesi haksızlık olabilir. Dahası CYBH”larda görülen belirtiler başka hastalıklarda da görülebilir ve yanlızca belirtilere dayanarak, tanı konmadan karşı tarafı suçlamak anlamsızdır.

Cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan kişinin hastalığın varolduğu zaman dilimi içinde ilişkide bulunduğu kişilere durumu bildirmesi ve bu kişilerin de kontrolden geçmeleri için uyarıda bulunması; tedavi bitene kadar, doktorun belirlediği süre içerisinde hiçbir cinsel aktivitede bulunmaması ya da doktorun izniyle prezervatif koruyuculuğu altında ilişkide bulunması partner(ler)ine ve topluma karşı en önemli sorumluluğudur.

Cinsel İsteği Artırmanın Yolları

28 Nisan 2009 admin  
Kategori: Cinsel Sağlık

Eski çağlardan beri insanoğlunun ilgisini çeken afrodizyaklar, özellikle Uzakdoğu kökenli öğretilerde geniş biçimde yer alıyor. Sözgelimi, seks sanatı olarak bilinen Taoculuk’ ta besinler “yin” ve “yang” olarak ikiye ayrılıyor. Kadınlar için yin, erkeklere için yang türü besinler öneriliyordu.Yeşil ve lifli sebzeler, az miktarda balık eti ile meyve ve baklagillerden oluşuyor. Yang gıdalar ise; tuzlu ve fazla pişmiş yiyecekler ile kök bitkiler, hayvansal besinler ve hububatları kapsıyor. Taocu felsefede, insanların tavsiye edildiği şekilde beslendikleri takdirde sürekli olarak her zaman mükemmel bir cinsel yaşam sürdürebilecekleri iddia ediliyor.

Hindistan’daki bazı yoga öğretilerinde fazla şekerli yiyeceklerden kaçınılması istenirken, Çinliler polen içeren gıdalar alınmasını tavsiye ediyorlar.

Beslenmenin insan yaşamında doruğa çıktığı zamanın başlangıç noktası, anne karnındaki döneme rastlıyor. Yani cinsel hayatımızın ne kadar renkli ve etkili olacağı annemizin karnındayken şekillenmeye başlıyor.

Diyabet ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık bu konuda şu bilgileri veriyor: Besinleri; proteinler, karbonhidratlar, yağlar, su, vitamin ve mineraller olarak 6 gruba ayırabiliriz. Bunların çoğu, kalori sağlayan, günlük hareketi temin eden besin kaynaklarıdır. Yani bir tür yakıt. Ama vücudun kalıcı maddeleri protein, vitamin ve minerallerdir. Bunlar organizmanın esas yapı taşını oluştururlar. İşte, seksüel organların ve hormonların gelişimi de anne karnında, bu yapı taşlarının konmasıyla başlıyor. Bu evrede eksik ve kötü beslenme, açlık gibi durumlar, çocukta bir fonksiyon eksikliğine neden olabiliyor.”Prof. Dr. Bağrıaçık, seks yaşamı için ikinci önemli evrenin gelişme yaşı olarak adlandırılan ergenlik dönemi olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: Bu dönemde yetersiz beslenme kadar aşırı beslenmenin de olumsuzlukları görülüyor. Şişmanlık, oburluk, fazla yağlı gıdalarla beslenme gibi alışkanlıklar cinsel organların fonksiyonlarını engelleyen veya azaltan etki yapıyor. Bir erkek çocuk 7-12 yaş arasında birden bire kilo alırsa yumurtalıkları küçülüyor ve gelişmesi zayıflıyor. Kız çocuğunun ise adet görmesi gecikiyor, göğüsleri gelişmiyor. Rahimde ya da yumurtalıklarda gelişme bozuklukları ortaya çıkabiliyor.Uzmanlar, cinsel performansı artırmak için çeşitli ilaçlara yönelmektense, düzenli ve sağlıklı bir beslenme programı izlemenin çok daha yararlı olacağını savunuyorlar.

DOMATES VE KAYISI CİNSEL İSTEĞİ OLDUKÇA ARTIRIYOR
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde yapılan bazı araştırmalarda domates ve kayısıda bulunan PP vitaminin cinsel performansı ve isteği artırdığını ortaya çıkardı Bu durum hem C vitamini hem de PP vitamini açısından zengin olan domatesi sofraların baş tacı ediyor. Cinsel performansı artıran maddeler arasında başı, iyot ve B vitamini çekiyor. B vitamini en çok buğdayda bulunuyor. Ayrıca C vitaminini de unutmamak gerekiyor. C vitamini almanın en ideal yolu ise sabah kahvaltısında ya da ara öğünlerden birinde bir kase çilek yada kivi yemek. Ayrıca yeşil sebzelerde portakal, mandalina ve greyfurtta da C vitamini olduğunu unutmayın. Özellikle erkekler günlük çinko alımına dikkat etmelidir. Çünkü çinko, erkeğin sperm üretimini artıran mineraller arasında yer alıyor. Erkeklerin pırasa, lahana türü sebzeleri bolca tüketmesi gerekiyor.

Sabah Gazetesi’nden alınmıştır.