Korunmak HIV’in bulaşmasını engelleyemiyor
07 Ağustos 2009 admin
Kategori: Genel sağlık
->
HIV virüsü taşıyan kişiler, cinsel ilişkiye girerken korunsalar da virüsün bulaşmasını engelleyemiyor. Avustralya’daki New South Wales Üniversitesi’nden David Wilson ve ekibinin yaptığı araştırma, İsviçre Komisyonu’nun, tedavi görenlerin prezervatif kullanmayabileceğine ilişkin raporunun aksine, korunma olmadan riskin 10 yılda 4 kat artabileceğini ortaya koydu.
David Wilson ve ekibinin yaptığı araştırmaya göre tedavi görülse bile virüsün bulaşma riski az da olsa sıfır değil ve virüs tamamen yok olmuyor.
Erkeklerin bulaştırma oranı daha yüksek
Bir yılda ortalama 100 defa korunmadan cinsel ilişkiye giren kadınların erkeklere virüsü bulaştırma olasılığı yüzde 0.22, erkeklerin kadınlara bulaştırma ihtimali yüzde 0.43 ve erkeklerin erkeklere virüsü bulaştırma olasılığı yüzde 4.3 olarak hesaplandı.
İngiliz “The Lancet” dergisinde yayımlanan araştırmada, hastaların ilaçlarla beraber prezervatif de kullanması gerektiğine dikkat çekildi. İsviçre Komisyonu raporunda, en az 6 aydır kanında AIDS virüsü saptanmayan ve HIV pozitif hastasının cinsel yolla bulaşan başka bir hastalığa yakalanmaması durumunda HIV pozitif ve HIV negatif çiftin korunmayabileceğini açıklamıştı.
Aynı dergide yayımlanan başka bir araştırmadaysa, gelişmiş ülkelerde, kombine antiretroviral ilaçlar kullanıldığından beri AİDS virüsü taşıyanların yaşam süresinin 13 yıl arttığı, ölüm oranının yaklaşık yüzde 40 düştüğü belirtildi.
AIDS Türkiye’de giderek artıyor
07 Ağustos 2009 admin
Kategori: Genel sağlık
Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada 1 Aralık Dünya AIDS Günü 1988′den bu yana HIV/AIDS hakkında farkındalığın artırılmasıyla ilgili önemli bir süreç olduğunu, AIDS’i durdurmak için küresel, ulusal ve yerel çabaların canlandırılmasına bir fırsat tanıdığını kaydedildi.
Açıklamada, Türkiye’de ilk AIDS vakasının görüldüğü 1985 tarihinden bu yana vaka sayısının Haziran 2008 itibarıyla 682 AIDS ve 2 bin 493 taşıyıcı olarak 3 bin 175’e ulaştığı belirtildi.
Türkiye’de ilk vakanın görüldüğü 1985 yılından bu yana toplam vaka sayısının, Haziran 2008 itibarıyla 682 AIDS ve 2493 taşıyıcı olarak 3 bin 175′e ulaştığına yer verilen açıklamada, “İstatistiklere göre, enfekte olanların yarısından çoğu hastalığı korunmasız cinsel ilişki yoluyla, başlıca heteroseksüel ilişkiden almıştır. Bu yolla eşlerinden HIV enfeksiyonunu kapan kadın sayısı artmaktadır.
Homo /biseksüel cinsel ilişki toplam sayının yüzde 8′ini ve damar içi madde kullanıcıları da toplam sayının yüzde 4′ünü oluşturmaktadır. Henüz etkin bir aşısı olmayan HIV’e karşı alınan koruyucu önlemlerin, Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezleri’nin ve halk eğitimlerinin büyük rolü olduğu bilinmektedir. AIDS mücadelesinde tedavideki yenilikler önem taşımaktadır. Ümit vadeden yeni çok ilaçlı tedavi şemaları ile hastalık belirtilerinin ortaya çıkışı geciktirilerek ve HIV(+)’lerin daha uzun yaşamaları ile HIV/AIDS artık kronik bir hastalık halini almıştır” ifade edildi.
Açıklamada, sağlıklı bir Türkiye için ‘1 Aralık Dünya AIDS Günü’nün en etkili şekilde değerlendirilerek toplumsal bir duyarlılığın oluşturulması, halkın HIV/AIDS’in bulaşma yolları hakkında bilgilendirilmesi, güvenli ve sağlıklı cinsel hayat konusunda bilinçlendirilmesi, kondom/prezervatif kullanımının yaygınlaştırılması, HIV ile enfekte olmuş kişilere ayrımcılık yapılmaması, bu kişilerin hiçbir şekilde suçlanmaması, yargılanmaması ve toplumdan dışlanmaması konularında basın-yayın kuruluşlarına büyük görevler düştüğünün altı çizildi.
Basında vurgulanması gereken mesajlara da yer verilen açıklamaya şöyle devam edildi: “AIDS’in ailelerimizi ve toplumumuzu parçalamasına izin vermemeliyiz. Hastalık taşıyorsak kan bağışında bulunmamalıyız. Tek eşliliği önemsemeliyiz. AIDS’lilere, ailelerine yardımcı olmalıyız. Kondom kullanımını önemsemeliyiz. Çocuklarımızı ve gençleri hayatın bir gerçeği olan cinsellik konusunda aydınlatmalı ve korunma yollarını anlatmalıyız. HIV/AIDS taşıdığını öğrendiğimiz kişileri suçlamamalı, yargılamamalı ve dışlamamalıyız. HIV/AIDS günlük yaşamdaki sosyal ilişkilerle (yanaktan yanağa öpüşmek ile, aynı tabaktan yemek yemek ile, aynı bardak, kaşık, çatalı kullanmak ile, aynı kıyafetleri kullanmak ya da aynı tuvalet/banyoyu kullanmakla) bulaşmaz.”
HIV’e karşı jel umudu
07 Ağustos 2009 admin
Kategori: Genel sağlık
->
İngiltere’de bilim adamları, AIDS’e neden olan HIV’in bulaşmasını engelleyecek bir jel üzerinde çalışıyor. Devletin, araştırmalar için 90 milyon sterlinlik fon ayırdığı belirtildi.
İngiliz hükümetinin, belli bir aşamaya getirilen bu çalışma için 90 milyon sterlinlik fon ayırdığı kaydedildi.
HIV’in bulaşmasını engellemeyi amaçlayan araştırmayı, Londra’daki dünyaca ünlü Imperial College ve St George’s üniversitelerine ve Tıp Araştırmaları Konseyine mensup bilim adamlarının ortaklaşa yürüttüğü belirtildi.
Araştırmaya, hükümetin yanı sıra Bill & Melinda Gates Vakfı’nın maddi destek sağladığı ifade edildi. Destek kararlarının, jelin ilk denemelerinde olumlu sonuç alınmasından sonra verildiği açıklandı.
Geliştirilmekte olan jelin kadınlar tarafından kullanılacağı ifade ediliyor. Jelin, HIV’in bulaşma riskini en az üçte bir oranında azaltması öngörülüyor.
AIDS nedir, AIDS’den nasıl korunmalıyız?
07 Ağustos 2009 admin
Kategori: Genel sağlık
Çağımızın vebası olarak da adlandırılabilen ve tedavisi henüz bulunamayan AIDS hastalığına yakalanmamak için özellikle cinsel konularda dikkatli olmak gerekiyor. Peki, nedir bu AIDS ve AIDS hastalığına neden olan HIV virüsü? İşte cevaplar…
Özel Şafak Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Aziz Hacıbektaşoğlu’nun verdiği bilgilere göre; HIV, İngilizce “Human Immunodeficiency Virus” kelimelerinin baş harflerinin bir araya gelmesiyle oluşan bir kelimedir ve AIDS hastalığına sebep olan virüsün adıdır. Bu virüs, insanların diğer hastalıklara karşı direncini (bağışıklığını) zayıflatır.
Nedeni HIV virüsüdür
AIDS ise, İngilizce “Acquired Immunodeficiency Syndrome” kelimelerinin baş harflerinin bir araya gelmesiyle oluşan bir kelimedir ve Türkçe “Kazanılmış İmmün Yetmezlik Sendromu” anlamına gelir.
Bazı ülkelerde AIDS için aynı zamanda slim (zayıf, ince) kelimesi de kullanılmaktadır. HIV, küçük bir virüstür ve bulaştığı kişileri zayıf düşürerek vücudun hastalıklar ile savaşma yeteneğini ortadan kaldırır.
Vücutlarında HIV virüsünü taşıyan kişilerin hastalığı zaman içinde AIDS’e dönüşür.
Öldürücü bir hastalıktır
Normalde vücudumuz akyuvarlarımız tarafından korunur. Akyuvarlarımız, hastalık etkenleriyle savaşarak vücudumuzu korurlar.
Savaş sırasında bazı hastalık etkenleri bizi hasta edebilirse de sonuçta akyuvarlar galip gelir ve iyileşiriz.
HIV güçlü bir virüstür ve vücuda girince akyuvarlara saldırır. Uzun süren bir savaştan sonra, HIV akyuvarları zayıf düşürür. Sonuçta vücudun savunması çok zayıflar.
Akyuvarlar olmadan hastalık yapan mikroplarla mücadele etmek mümkün değildir ve hastalıklara teslim olunur. Bunun sonucunda da ölüm gelir.
HIV’den korunmak için neler yapmalı?
07 Ağustos 2009 admin
Kategori: Genel sağlık
HIV virüsü bilinen tüm diğer virüslerin aksine insanın vücuduna genel olarak değil de sadece bağışıklık sistemine saldırır ve insanı öldüren de HIV’in kendisi değil bağışıklık sisteminin çökmesi sonucunda vücuda yerleşip “meydanı boş bularak” normalde vereceğinden çok daha fazla zarar verebilen fırsatçı virüslerdir.
HIV İngilizce’deki Human Immunodeficiency Virus sözcüklerinin baş harflerinden oluşan bir sözcüktür ve “İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü” şeklinde çevrilebilir.
HIV’in beyne de yerleştiği söylenmektedir, ancak bunun olup olmadığı ya da hastalığın hangi aşamasında olduğuna dair çok net bir bilgi yoktur. Buna karşın HIV virüsü kapan hastaların çoğunun belirli bir süre sonra hafıza kaybı başta olmak üzere bunamayı anımsatan belirtiler göstermesi, virüsün özellikle de herhangi bir tedavi yöntemi uygulanmadığında bağışıklık sisteminin yanı sıra beyni de mesken tuttuğu tezini her geçen gün güçlendirmektedir.
HIV’in etkisiyle bağışıklık sisteminin hastalıklarla savaşacak antikorları üretmesini sağlayan hücreler her geçen gün azalır. Hücreler belli bir oranın altına düştüğündeyse vücut artık en ufak bir enfeksiyonla bile mücadele edemeyecek hale gelir ve hasta ancak salt ilaç tedavisiyle giderilebilen enfeksiyonları yenebilir. İlaçların değil sadece bağışıklık sisteminden gelen antikorların yenebildiği bazı virüslerin (grip ve bronşitin bazı türleri gibi) vücuda girmesi durumundaysa hasta ölür.
AIDS nedir?
AIDS, İngilizce’deki Acquired Immune Deficiency Syndrome sözcüklerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır ve kabaca “Edinsel Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” olarak çevrilebilir. Teknik olarak, HIV bulaşan hastanın hastalık belirtileri gösterecek duruma gelmesi ve test sonucunda kanının HIV+ çıkması halinde kendisine AIDS teşhisi konur. Yani kısaca HIV virüsünü kapan ve bu virüs tarafından hastalanan kişi AIDS hastasıdır.
Nasıl bulaşır? Nasıl korunulur? Tedavisi var mıdır?
Aslında bu virüsün bulaşması sanıldığından çok daha zordur, ama “delikanlı adama birşey olmaz” diyen cahil kesmi korumak için her an her yerden HIV kapılabilir gibi lanse ettirilmektedir. “AIDS olma olasılığı bindiğin uçağın düşme olasılığıyla hemen hemen aynıdır” demek pek bilimsel olmamakla beraber aslında gerçeğe oldukça yakın bir varsayımdır.
Bulaşma yolları arasında cinsel ilişki en üst sırada yer alırken, bunun bir numaralı nedeni aslında diğer bulaşma yollarının cinsel ilişkiye göre çok daha az karşılaşılan olgular olmasıdır.
Virüsün “kesin bulaşır” denilebileceği tek durum kan naklidir. HIV+ olan bir kanı alan hastanın virüsü kapmaması teknik olarak imkânsıza yakındır. En yaygın bulaşma yolu olan cinsel ilişkideyse sağlıklı bir erkeğin hastalıklı bir kadından virüsü kapma olasılığı aslında %2′nin üzerinde değildir. Tabi ki hesap bu kadar basit olmadığı için dikkatli olmakta sonsuz yarar vardır. Zira şu akılda bulundurulmalıdır ki, söz konusu %2 sizin karşınıza ilk seferinde de çıkabilir.
Hastalığın en yaygın bulaşma yolunun vajinal cinsel ilişki olmasının bir numaralı nedeni gayet basit biçimde insanların çoğunun heteroseksüel olmasıdır. Eşcinsel ilişkide virüsün daha kolay bulaşmasının nedeniyse anüsteki damarların son derece hassas olması ve ilişki sırasında kolaylıkla çatlayıp kan açığa çıkarmasıdır.
HIV virüsü vücut salgılarında bulunur. Kan, sperm, vajinal salgılar, tükürük, ter, gözyaşı, virüsü barındırabilecek bileşimlerdir. Ancak bunlardan sperm, kan ve vajinal salgılar dışındakilerle virüsün bulaşıp bulaşmadığına dair kesin bir bilgi yoktur. Genel inanışa göre bu üçü dışındaki salgılardaki virüs sayısı son derece düşük olacağından bunlarla virüs bulaşmaz, virüsün öpüşmeyle bulaşmamasının nedeni de budur. Ki bu da tartışmaya açık bir konu olmaya devam etmektedir.
Anüste ilişki sırasında kanama olması halinde gerek aktif gerekse pasif partner risk altındadır, çünkü diğer tarafın kanında olması muhtemel bir virüs her an geçebilir. Buna karşın pasif partner her zaman için daha yüksek risk altındadır, çünkü temas yüzeyi daha fazladır. Anüsün ve vajinanın organla temas eden tüm yüzeyi mukoza esaslı olduğu için virüsü direk olarak kapma olasılığı yüksektir, erkek organındaysa baş kısmı dışında hiç bir bölümde risk bu kadar yüksek olmamakla beraber organda olabilecek kılcal kesikler bile virüsü kapma riskini kat kat arttırır. Gözle görülemeyecek kesikleri HIV virüsü görüp geçiş yolu olarak kullanabilir. Ancak virüs lateks bir engeli aşamaz, o yüzden prezervatif kullanımı, organda ne kadar çatlak olursa olsun her iki partneri de korur. Erkeklerin yanı sıra kadınlar da iç prezervatif kullanarak virüsten korunabilirler.
Birden fazla partneri olan kişilere, özellikle de kadınlara, kesinlikle bu şekilde korunmaları tavsiye edilir. Virüsün oral seksle bulaşma olasılığıysa standart ilişkiye çok düşük olmakla birlikte mevcuttur. Oral ilişkide ağzında yara ve kesikler olan partnerin virüsü kapması olasıdır, bu nedenle bu tür ilişkide de prezervatif kullanılması özellikle partnerlerden biri diğerinden emin olmadığında son derece mantıklıdır.
Virüsün diğer bulaşma yolları ortak şırınga kullanımı ve kan naklidir. Hasta kanın sağlıklı insanın kanıyla temas edeceği her durum potansiyel risk taşır. Berber ve dişçiden de virüsün geçme olasılığı vardır, bu yüzden berberin kullandığı kesici aletlerin tek kullanımlık olması, diş hekimininse maksimum hijyen şartları altında faaliyet göstermesi esastır. HIV, virüsü taşıyan insanla tokalaşmakla, aynı yatağa yatmakla, aynı koltuğa oturmakla, aynı bardaktan su içmekle, aynı tabaktan yemekle bulaşmaz, bu nedenle hastaların günlük yaşamdan tecrit edilmesine gerek yoktur.
Her türlü cinsel ilişkide prezervatif kullanımı, tek eşlilik, dişçi ve berberlerin hijyeni, kan nakillerinde kanın hatasız şekilde kontrolden geçirilmesi gibi parametreler izlendikçe hastalığın yayılması zorlaşacaktır. Uyuşturucu için olsun başka bir sebepten olsun şırıngayla vücuduna sıvı enjekte eden kişilerin kesinlikle başkalarının kullandığı şırıngaları kullanmaması gereklidir. Zira kullanılan şırıngayı başkası kullanmışsa ve o kişi HIV+ ise, şırıngayı kullanan diğer kişilere de virüsün bulaşması ürkütücü boyutta yüksek bir olasılıktır.
Her ne kadar HIV virüsünün bilinen etkili tedavi yöntemleri olsa da bunların çoğu hastanın yaşam kalitesini yükseltmeye ve ömrünü biraz uzatmaya yöneliktir.
AIDS olan hastaların ezici çoğunluğu yaşamlarının son dönemini hastane yatağında perişan şekilde geçirerek ölürler. Bu nedenle tedaviyi düşünmeden önce korunmak esastır. Hastalığı kapan kişinin kurtulması sıfıra yakın bir olasılık olduğundan öncelikle hastalığa yakalanmamaya özen gösterilmelidir.
AZT ve birkaç bilinen tedavi yöntemi hastalığa yakalananların yaşam süresini ve yaşam kalitesini kayda değer şekilde yükseltmektedir ancak bu tedavi yöntemleri de genellikle ayda 1000 Dolar ve üzerinde maliyetleri olan ve şiddetli yan etkileriyle kanser tedavisini aratmayan yöntemlerdir.
Şüpheli bir ilişki veya kan naklinden, kısacası virüsle temas etmiş olma olasılığınızın yüksek olduğunu düşündüğünüz bir durumda profilaksi adı verilen bir tedavi yöntemi uygulanır. Bu tedaviye virüsle temas edildikten hemen sonra başlanmalı ve doktorun önerisine göre en az 72 saat (tavsiye edilen 1 ay ve üzeri) boyunca devam edilmelidir.
Profilaksi vücuda aşırı yoğun antibiyotik verilmesi ve virüsün sersemletilerek çoğalmasının önlenmesi esasını taşır. Şu ana kadar bilinen en etkili tedavi yöntemi olmakla ve hastalığa yakalananların önemli bir kısmının kanında virüse bir süre sonra rastlanmamasını sağlamakla birlikte, bu yöntem de son derece yorucu ve masraflıdır ve ara vermeden devam edilmesi, devam edilirken de sürekli test yapılması gereklidir. Ne yazık ki bu yöntemle bile hastalıktan korunulması genellikle mümkün olmamaktadır, o yüzden tıptaki olası gelişmeleri ve hali hazırda bulunan bunun gibi yöntemleri de hesaba katmadan her halükârda virüsten korunmak en akıllı yöntemdir.
Hastalığın belirtileri nelerdir? Kesin olarak hasta olup olmadığımı nasıl anlarım?
AIDS’in belirtileri bir çok hastalıkla karıştırılabileceği ve en sonunda somatorom denilen (hastalık hastası) durumu ortaya çıkarabileceği için son derece dikkatle incelenmeli ve en ufak bir kuşkuda doktorculuk oynamak yerine test yaptırılmalıdır.
Aşağıdaki belirtiler AIDS’in belirtileri olarak bilinir, ancak şüphelenilen durumlarda genellikle psikolojik olarak tüm belirtiler ortaya çıkacağından hemen test yaptırıp boş endişelere kapılmamak en iyisidir. Bu belirtilerin birkaç tanesi bir anda varsa, AIDS olma olasılığınız herhangi bir başka kişiden daha yüksektir:
- Hiç bir tedaviye cevap vermeyen sürekli kuru öksürük
- Ağızda çıkan ve yine hiç bir şekilde geçmeyen aftlar
- Tekrarlayan ya da çok uzun süreyle (2 haftadan fazla) devam eden ishal
- Hızlı ve sürekli kilo kaybı
- Zaman zaman iştahsızlık ile birlikte seyreden sürekli yorgunluk hali
- Nedensiz gece terlemeleri
- Sırt başta olmak üzere deride çıkan ve çok uzun süre geçmeyen pembe sert başlı irice yaralar (Bunların olması ve geçmemesi genelde bağışıklık sistemiyle ilgili bir sorununuz olduğunu belirtir, ancak bu basit bir alerjiden AIDS’e kadar her şey olabilir ve genellikle AIDS değildir. Egzama için AIDS korkusu taşımayın!)
- Nedensiz gece terlemeleri
- Koltuk altında ve boyunda çıkan ve inmeyen bezeler
- Nefes darlığı
Bu belirtileri gösteriyorsanız bir test yaptırmanız tavsiye edilir. Eczanelerden alınan testlerde yalancı negatif ve yalancı pozitif sonuçlara sık rastlandığından Eliza adı verilen testi yaptırmanız önerilir. Ancak bu test virüsün kendisini değil vücudun ona karşı ortaya çıkardığı antikorları arar, bu antikorların çıkması da bünyeden bünyeye değişmekle birlikte tipik olarak 3 ay ile 1 yıl arasında alır. Yani virüs olsa bile en az 6 ay geçmeden yaptırılan bir test temiz sonuç verebilir.
Alternatif olarak PCR testi bulunur, bu testin değil yöntemin adıdır. PCR testi antikoru değil virüsün kendisini arar. Virüslerin çoğalma hızı bünyeye göre değişebilir, ancak HIV virüsü vücuda girdikten genellikle 3 hafta sonra PCR testlerinde kendini gösterir. Bu süre ender olarak 2 ayı bulabilir. Yani virüsü kapmış olmaktan korktuğunuz andan 3-4 ay sonra yaptırılmış bir PCR testinde sonuç temiz çıktıysa çok büyük bir olasılıkla HIV virüsü taşımıyorsunuz denilebilir. Bu test ne yazık ki çok az yerde yapılmaktadır ve ücreti oldukça yüksektir. Ancak emin olmanın tek yolu da odur.
Öte yandan, yukarıdaki belirtileri görürseniz öncelikle daha ucuz olan Eliza testini yaptırmanız önerilir, zira söz konusu belirtiler virüs bulaştıktan en az 2-3 yıl sonra ortaya çıkar. Eliza testinin doğruluk oranı %98 olarak saptanmıştır. HIV+ gösteren bir Eliza testi sonucu alındığında bu PCR testiyle doğrulanır ve PCR testi temiz çıkıyorsa Eliza testine itibar edilmez, hasta AIDS değildir. Temiz çıkan Eliza testiyse hemen hemen her zaman doğrudur, zira yalancı pozitiflik yalancı negatiflikten çok daha fazla rastlanılan bir durumdur.
Hayvanlardan bulaştığı doğru mudur? Kaç yılda kendini gösterir? Hastalanan kaç yıl yaşar? AIDS olan herkes ölür mü?
Hastalığın ilk olarak Afrika’da mantolu maymun denilen hayvanla cinsel ilişkiye giren sapık Avrupalı misyonerlerden yayıldığı yaygın bir inanış olmakla birlikte kesin bir kanıtı ya da karşı tezi yoktur. Mantolu maymun başta olmak üzere çoğu maymun cinsinin bu virüsü taşıdığı ancak seropozitif olmasına rağmen hastalanmadığı bilinmektedir, ama ne yazık ki konuyla ilgili elde edilmiş en derin bilgi de budur.
İnsandaki AIDS’e benzeyen ve aynı şeklide seyreden tek hayvan hastalığı kedilerde görülen FIV (Feline Immunodeficiency Virus) olmakla birlikte, yapılan çalışmalarda bu hastalığın kediden insana geçmediği ve insanları etkilemediği saptanmıştır.
HIV virüsünün her bünyedeki seyri farklıdır. Çoğu insanda belirtiler 3 yıldan önce çıkmaz, hatta bazı insanlarda bu sürenin 15 yılı bulduğu görülür. Hastalanan kişinin ömrü de virüsü kaptıktan sonra 10 ila 25 yıl arasında değişebilir. Bu süre AZT ve benzeri ilaç kokteyli tedavileriyle uzatılabilir ve hastanın ölümcül duruma gelene kadarki yaşamı büyük ölçüde normal bir insanınkinden farksız seyreder. Ancak şu akılda bulundurulmalıdır ki bu tedavilerin hiç biri ömrü uzatmaktan ve yaşam kalitesini arttırmaktan öteye gitmez ve HIV virüsünü kapan insanların %99′undan fazlası virüsün bağışıklık sistemini çökertmesi sonucu vücudu etkisi altına alan fırsatçı virüslerin yarattığı komplikasyonlar sonucu ölür.
Ölmeyen %1 ise seropozitif denilen, virüsü taşımasına karşın hastalanmayan ancak bulaştırabilen kişilerdir. Virüse karşı bağışıklığı olan bu kişilerin esrarı henüz tam anlamıyla çözülememiştir, ancak virüse karşı koruyan geni aktarmak üzerine çalışmalar sürmektedir. Bu kişilerle cinsel ilişkiye girmek ya da bunlardan kan almak virüsü kapmaya sebep olur, o yüzden sağlıklı görünüşlerine aldanmamak ve onları tecrit etmemenin yanında bu tür konulara da özen göstermek gerekir.
Ayrıca bu şekilde virüs taşıyan bir kadın da genel olarak doğurduğu bebeğine virüsü bulaştırır. Bu şekilde virüsü taşıyıp da hastalanmamayı sağlayan gen Türkiye’de az kişide bulunmaktadır, bilinmeyen bir nedenle Kuzey Avrupa ırklarında bu gene ve zencilerde de aynı işi gören bir başka gene nisbeten sık rastlanmaktadır. Bu kişilerin kendi yaşamı sağlıklı bir insandan farksız seyreder, ancak virüs bulaştırma potansiyelleri AIDS’ten ölmek üzere olan bir hastadan sadece biraz daha düşüktür.
Hasta olan biri nelere dikkat etmelidir? Diğer hastalıklar HIV bulaşmasını kolaylaştırır mı?
Virüsü taşıyan ve hastalanan bir kişinin derhal tedaviye başlaması ömrünü uzatacak ve kalan yıllarının bir kısmını “kaliteli” bir şekilde yaşamasını sağlayacaktır. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa hastanın ömrü o kadar uzadığı gibi, sağlıklı bir insandan farksız kalitede yaşayacağı yılların sayısı da artar.
AIDS olan bir hastanın kesinlikle alkol kullanmaması ve zaten kötü durumunda olan bağışıklık sistemini iyice çökertecek her türlü benzeri maddeden kaçınması gereklidir. Tabi ki en önemlisi soğuk algınlığından kansere kadar hiç bir hastalığa yakalanmamak için azami çabayı göstermektir, zira HIV+ hastası olan bir kişide her türlü hastalık normalin birkaç katı daha şiddetli seyredecek ve normal insanı yatağa bile düşürmeyecek basit bir virüs bile AIDS hastasının hayatını tehdit edecektir.
Ayrıca “battı balık yan gider” mantığından kaçınmalı ve hastalık taşıyan kişilerle cinsel ilişkiye girilmemelidir. Tıp dilinde reenfekte olmak denilen bu durum kandaki virüs sayısını bir anda yükselteceği için hastanın ömründen çalacaktır.
Cinsel hastalıkların çoğu cinsel organlarda yaralar çıkardığından ve dolayısıyla mukozaya dışarıdan teması kolaylaştırdığından HIV kapılmasını kolaylaştırır.
Frengi, bel soğukluğu, herpes, klamidya gibi hastalıklar taşıyanların tedavi olmadan kesinlikle cinsel ilişkiye girmemesi gerekir. Zira diğer partnerin HIV virüsünü taşıyor olması halinde yukarıda adı geçen cinsel hastalıkların cinsel organda çıkardığı yaralar virüsün geçme olasılığını kat kat arttıracaktır. Kadın erkek herkesin bu konuya özen göstermesi, hastalığın yayılmasına kayda değer bir darbe vuracaktır.
Ayrıca hayat kadınlarıyla ve travestilerle para karşılığı ilişkiye girenlerin gerek kendilerini gerekse ilişkiye girdikleri kişileri (ve tabi ki varsa eşlerini) büyük riske attıklarının bilincine vararak yukarıda bahsi geçen konuya ve prezervatif kullanımına maksimum özeni göstermeleri gerekmektedir.
Ayrıca bir erkek AIDS olduysa eşcinsel, bir kadın da fahişe diye damgalanmamalıdır. Zira bunlarla ilgisi olmayan insanlar da hastalığı kapabileceği gibi, öyle biri bile olsa düştüğü durumda aşağılanmaya değil desteğe ihtiyacı olduğunu akılda bulundurmak gerekir.
Aids nedir ve nasıl bulaşır ?
06 Temmuz 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
HIV kelimesinin açılımı Human Immunodeficiency Virüs’tür (İnsanların Bağışıklık Sisteminin Çökmesine Neden Olan Virüs). Bu ifade, bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açabilen bir virüs anlamına gelmektedir. Bağışıklık sisteminiz normalde, sizi bakteri ve virüs gibi mikroplardan korur. HIV, vücut sıvıları yoluyla bulaşır. HIV virüsü taşıyan birisiyle korunmadan seks yaparsanız veya aynı iğneyi paylaşırsanız HIV virüsü size de bulaşır. Ya da HIV virüsü taşıyan bir anne HIV’i bebeğine bulaştırabilir.
HIV nedir ?
HIV, AIDS’e yol açan virüstür. HIV, Human Immunodeficiency Virus (Bağışıklık Sisteminin Çökmesine Neden Olan Virüs) kelimelerinin kısaltmasıdır.
HIV virüsü taşıyan insanlar “HIV pozitif” veya “HIV enfeksiyonlu” olarak adlandırılır.
HIV virüsü, bağışıklık sisteminize zarar vererek sizi hasta eder. Bağışıklık sistemi vücudunuzu mikroplardan korur. Bağışıklık sisteminiz çalışmadığında, mikroplar sizi daha kolay hasta edebilir.
Ancak, hasta görünmeyebilir veya hissetmeyebilirsiniz. HIV virüsü taşıdığınızı bile bilmeyebilirsiniz.
AIDS nedir ?
AIDS, HIV virüsü bağışıklık sisteminizi zayıf hale getirdikten sonra ortaya çıkan hastalıktır. AIDS, Acquired Immunodeficiency Syndrome (Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu) kelimelerinin kısaltmasıdır.
AIDS hastası insanlar, bağışıklık sistemi güçlü olan insanları etkilemeyen mikroplar nedeniyle kötü enfeksiyonlara yakalanırlar. AIDS hastası olmadan yıllar önce HIV virüsü almış olabilirsiniz.
HIV virüsü nasıl bulaşır ?
HIV virüsü iki temel yolla bulaşır.
Seks
HIV vücudunuza HIV virüsü taşıyan birisinin kanı, spermi veya vajinal akıntıları yoluyla bulaşır. Bu durum, vajinal, anal veya oral seks sırasında gerçekleşebilir.
Lateksten yapılmış bir prezervatif kullanarak HIV virüsünden korunabilirsiniz. Doğum kontrol hapları ve lateks olmayan prezervatifler, sizi HIV virüsünden koruyamaz.
HIV virüsü hem bir erkekten hem de bir kadından bulaşabilir. Herhangi bir cinsel hastalığınız varsa HIV virüsünün size bulaşma ihtimali daha yüksektir.
İlaçlar
HIV virüsü taşıyan birisiyle kirli bir iğneyi paylaşırsanız, virüs bulaşabilir. Dövme ve vücuda piercing yaptırma işlemlerinde kullanılan iğneler, temiz değilse HIV bulaştırabilir.
HIV virüsünden korunma yolları
1) Cinsel ilişki sırasında lateksli prezevatif kullanmak.
2) Başkasının kullandığı iğne vb. kana değen maddeleri kullanmak.Vücuda yapılan dövme ve piercing gibi işlemlerde kullanılan iğneler temiz değil ise hiv virüsüne yakalanma riskiniz artar.
- Hiv virüsü öpüşmekle,tuvaletlerden,aynı havayı solumak,tükürük, gözyaşı, ter, aksırık, öksürük, idrar, deriye dokunma, okşama, kucaklama,yiyecekler, içecekler, çatal, kaşık, bardak, tabak, duş, çeşme musluğu, yüzme havuzu, deniz, sauna, hamam Sivrisinek ve diğer böceklerin sokması ile hiv virüsü bulaşmaz
HIV kadınlara nasıl bulaşır
Bir Erkekle Seks %36
İğne Paylaşımı %14
Sebebi Bilinmiyor %50
HIV ile ilgili Uyarı İşaretleri
Bazı HIV virüsü belirtileri şunlardır :
1-Öksürme, ishal, kilo kaybı, gece terlemesi, yorgunluk hissi
2-İlginç renkli veya kokulu bir vajina akıntısı
3-Yinelenen veya kalıcı vajina enfeksiyonları
4-Vajinada veya vajina çevresindeki yara veya acı
5-Adet dönemlerinde ani bir değişim
6-Adet dönemleri arasında karın ağrısı
7-Seks sırasındaki olağandışı acı veya ağrı
8-Dilinizde veya ağzınızın içinde beyaz noktalar veya yaralar
HIV testi yaptırma
Aşağıdaki durumlar sizin için geçerliyse HIV testi yaptırmalısınız:
İğneleri paylaşıyorsanız
Eşiniz ilaç kullanmışsa veya kullanıyorsa
Vücudunuzda herhangi bir HIV belirtisi varsa
Prezervatif kullanmadan seks yaptıysanız da test
yaptırmalısınız. Test yaptırmak basit ve kolaydır. Test sonucunda virüs taşıyıp taşımadığınızı öğrenebilirsiniz. Ancak, virüsün bağışıklık sisteminize ne kadar zarar verdiğini öğrenemezsiniz.
Nasıl test yaptırabilirim
Bazı yerlerde, adınızı vermeniz gerekmez, testin sonuçları yalnızca size bildirilecektir.
Diğer yerlerde, sonuçlar sağlık yetkilinize veya danışmanınıza da bildirilir. Ancak, sağlık yetkilileri genellikle siz izin vermedikçe sonuçları başkasına vermezler.
Tedavi olma
HIV için herhangi bir tedavi bulunmamaktadır. HIV virüsü taşıyan binlerce kişide yapılan çalışmalar, kombinasyon tedavisinin, insanların daha iyi hissetmesine ve daha uzun yaşamasına yardımcı olabildiğini göstermiştir.
Bir doktorla, hemşireyle veya danışmanla konuşun. Tedavi seçenekleri hakkında size daha fazla bilgi verebilir.
Gereken Cevapları Alma
Bugün, birçok yerde AIDS testi yaptırabilir ve AIDS konusundaki sorularınıza yanıt alabilirsiniz:
Sağlık bakanlığına bağlı birimlerde veya yerel sağlık kuruluşlarında
Devlet kliniklerinde
Özel doktorlarda
Özel laboratuarlarda
Birçok devlet kliniğinde
test işlemi ücretsiz olarak veya çok az bir ücretle gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, doktorunuz da HIV testi yapabilir ve sonuçları verebilir. Evde test yaptığınız takdirde sonuçlar için danışabileceğiniz yerler bulunmaktadır.
Hamile olan veya hamile kalmayı planlayan kadınlar için daha fazla bilgi verilebilir.
HIV virüsüyle nasıl savaşabilirsiniz ?
HIV virüsü taşıdığınızı bir kere öğrendikten sonra, sağlık uzmanlarıyla birlikte hareket etmeniz her zaman çok önemlidir. Nasıl yürüdüğünü biliyorsanız, tedavinize devam etmek her zaman daha kolaydır. Virüs nasıl çoğalıyor? İlaçlar, virüsle savaşmanıza nasıl yardım ediyor? Virüsünüzün ve ilaç tedavinizin ne durumda olduğunu daha iyi anlamanıza yardımcı olmak için bu soruların cevapları verilmiştir.
HIV de dahil olmak üzere virüsler, kendi kendilerini kopyalayamazlar, çoğalamazlar.Varlığını sürdürmek için HIV virüsünün vücudunuzdaki sağlıklı bir hücreyi işgal etmesi gerekmektedir
HIV virüsü, CD4 hücrelerini işgal etmeye eğilimlidir. CD4 hücreleri vücudun bağışıklık sisteminin sizi hasta edebilecek mikrop ve virüslere karşı korumasına yardımcı olan özel hücrelerdir
SIK SORULAN SORULAR:
Ben HIV (+) Bir Kişiyim. Bu AIDS Hastası Olduğum Anlamına mı Geliyor?
“HIV (+)” test sonuçları, sizin AIDS’e neden olan virusla (HIV) enfekte olduğunuz anlamına geliyor. CD4+ T hücre sayınız 200hücre/mm3′ün altına düştüğünde ve/veya AIDS ile ilişkili bir hastalık (fırsatçı enfeksiyonlar ve Kaposi Sarkomu gibi) gelişirse HIV AIDS hastalığına doğru ilerler.
CD4+ T hücre sayısı ne demektir?
CD4+ T hücre sayısı kişinin ölçülen CD4+ T hücre miktarı demektir. HIV kişinin bu hücrelerini enfekte eder ve çoğalmak (kendi kopyasını yapar) için bu hücreleri kullanır. Bu hücreler zarar gördükçe kişinin bağışıklık sistemi zayıflar ve kişi fırsatçı enfeksiyonlara (bakteriyel, viral, parazit ve mantar gibi) daha çabuk yakalanır.
Viral yük nedir ?
Viral yük insanın kanında bulunan virus (HIV) miktarıdır. Yüksek miktarda viral yükü olan olan kişi, düşük viral yükü olan kişiden daha çabuk AIDS geliştirir.
CD4+ T hücresi nedir ?
CD4+T hücrelerine, akyuvarlar, T yardımcı hücreleri de denilmektedir. İnsan bağışıklık sisteminde diğer hücrelerle birlikte hastalıklara karşı savaşırlar. HIV, çoğalmak için bu hücreleri kullanır. Sağlıklı bir kimsede CD4+T hücre sayısı 800-1200/mm3 kadardır.
Hangi testler yapılabilir ?
Türkiye’de kan ve kan ürünlerini toplayan ve saklayan merkezlerde (Kan Bankaları-Kızılay Kan Merkezi gibi) alınan her kan bağışında, HIV, Hepatit-B ve Hepatit-C virus antikorları veya antijenleri açısından tarama yapılması kanunen gereklidir.
Nerelerde bakılabilir ?
Tanı ELISA yöntemiyle konur. ELISA virusun bulaşmasından sonra 10-12 haftada sonuç verebilir.
HIV tedavisine başlamadan önce doktorunuz tam bir hikaye almalı, fizik muayene yapmalı ve kan testlerini istemelidir. Bu testler tam kan sayımı, viral yük testi ve CD4+ T hücre sayımını içerir. Ayrıca enfeksiyonlar için gerekli diğer testler (sifiliz, tüberkülin deri testi, toksoplazma antikor testi ve kadınlar için jinekolojik Pap Smear testi) yapılmalıdır. Viral Yük testi ve CD4+ T hücre ölçme testi, HIV tedavisine başlamadan önce mutlaka yapılmalıdır.
Nasıl bir doktora gitmeliyim ?HIV tedavisi kompleks bir tedavi olduğundan doktorunuzda HIV ve AIDS tedavisi konusunda uzman olmalıdır. Tedaviniz hakkında karar verirken yakından çalışabileceğiniz birine ihtiyacınız olur ve bu yüzden kendinizi rahat hissedebileceğiniz bir kişi olmalıdır. Bu HIV tedavisinin yararları ve riskleri hakkında herşeyi rahatlıkla sorabilmeniz için önemlidir. Ayrıca Türkiye ‘de AIDS tanı ve tedavisi hakkında sizi yönlendirebilecek ve yardımcı olabilecek merkezler bulunmaktadır.
Cinsel yaşamı yok eden faktörler
30 Haziran 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
İşte ilişkiyi çıkmaza sokan ve cinsel hayatı keyifsizleştiren nedenlerden bazıları..
Uzmanlara göre çiftler cinsel sorunlar nedeniyle cinsel ilişkiye ilgilerini kaybedip, cinsel hayatlarında keyifsizlik yaşıyorlar. Bu sorunlara katkıda bulunan faktörler arasında çok fazla alkol; bazı ilaçlar ve kontrol altında olmayan tıbbi sorunlar; yorgunluk ve iyileşme stresi, korku, evlilik çatışmaları, önceki cinsel sorunlar, ailevi, hukuki ya da mali sorunlar veya depresyon ya da diğer stresler geliyor. Kadınların cinsel yaşamını keyifsiz kılan sorunların başında ağrılı cinsel ilişki geliyor. Ağrılı cinsel ilişki yani “disparoni” organik ve yüzeysel nedenlerden oluşuyor.
YÜZEYSEL NEDENLER
Vajina girişindeki ve içindeki iltihaplar, vajinanın kayganlığını sağlayan bezlerin iltihabı ciddi ağrılara yol açıyor ve cinsel ilişkiyle bu ağrı artıyor. Travmatik faktörler, düşmeye bağlı tahriş cinsel ilişkide ağrıya neden oluyor. Kadınlarda vaginal sıvı yeterli olmayabilir ve bu ilişkiyi ağrılı hale getirebilir. Bazı kadınlar cinsel olarak uyarılmayabilirler (frijidite).
DERİN DİSPARONİ
Alt karın bölgesinde rahmi ve rahmin arka boşluğunu ve tüpleri etkileyen hastalıklar nedeniyle ortaya çıkabilir. Enfeksiyonlar, daha önce karın içinde geçirilen ameliyatlara bağlı karın içi yarıklar da ağrı nedenidir. Yumurtalıklardaki kistler, rahimdeki saplı miyomlar, karın zarı altındaki miyomlar da derin ağrıya neden olur. Cinsel ilişkinin başlangıcında ağrı olmasa bile ilişkinin ritmine bağlı olarak ağrı artar. Rahim boynundaki ve vajinaya doğru uzanan miyomlar ise cinsel ilişki sırasında kanamaya yol açar. Rahim boynundaki kanserlerde de cinsel ilişkide kanama meydana gelir. Bu yüzden ağrılı cinsel ilişki doktora başvurulması için çok önemli faktördür. Nedeninin kesinlikle belirlenmesi gereklidir. Historektomi, apandist ameliyatları ağrılı cinsel ilişkiye neden olmazlar. Ancak ameliyatın kalitesiyle ilgili bir sorun söz konusuysa, ameliyattan sonra yara izi kalmışsa cinsel ilişkide ağrı olabilir.
BULAŞICI HASTALIKLAR
Genital herpes, bel soğukluğu, AIDS… Bu hastalıkların tedavi edilmediği takdirde kısırlıktan iç organ iltihabına, erken doğumdan anne karnındaki bebeğin ölümüne kadar pek çok ciddi sorun doğuruyor. Üstelik bazıları sadece cinsel ilişkiyle değil, yakın beden teması, öpüşmeyle bile geçebiliyor. Kimi hastalıklar ağrı, akıntı, idrar yaparken yanma gibi belirtiler verirken, kimileri ise sinsi sinsi ilerliyor. Bu hastalıkların fiziksel şikayetleri cinsel yaşamı da keyifsiz hatta imkansız kılıyor.
İLAÇLAR YOL AÇABİLİR
Erkek cinselliğini etkileyen nedenlerin başında fiziksel olanlar geliyor. Özellikle belli bir yaştan sonra kalp sorunları için kullanılan birçok ilaç cinsel isteği ve performansı etkiliyor. Bu ilaçlar arasında: Hipertansiyon ilaçları; idrar söktürücü ilaçlar; Trankilizanlar; antidepressanlar ve göğüs ağrısı ya da düzensiz kalp atışı için kullanılan bazı ilaçlar. Bu tür ilaçlar cinsel dürtüyü ve normal cinsel fonksiyonu etkileyebiliyor. Erkeklerin cinsel yaşamını keyifsiz kılan sorunlar arasında ereksiyon olamama ya da ereksiyonu
Keyifsiz ilişkide psikolojik faktörler
- Psikolojik faktörler cinsel ilişkiye yönelik ilgi ve kapasitenin azalmasında önemli rol oynuyor:
- Depresif, üzgün ruh hali,
- Uyumada güçlük çekmek ya da çok uyumak,
- Normalden daha çok ya da az yemek yemek,
- Aşırı kilo ya da aşırı zayıflık,
- Uzmanlar özellikle işte yaşanan stresin altını çiziyor ile stres ve yorgunluğun faturası cinsel isteksizlik olarak çıkar uyarısında bulunuyor.
Birlikteliği canlandırmanın yolları
- Yapılan araştırmalara göre cinsel gereksinimlerini ve kaygılarını tartışan çiftler sorunlarıyla daha iyi baş ediyor.
Iyi iletişim daha iyi cinsel ilişkiye yol açıyor.
- Kaygı ve korkunuzu ya birbirinizle ya da doktorunuzla konuşun.
- Rahatsız edilmeyeceğiniz, tanıdığınız, huzurlu bir yer seçin.
- Yiyeceklerinize dikkat edin, cinsel iştahı artıracak meyve, sebze yiyin. Protein ağırlıklı beslenin. Afrodizyakları yeterince tüketin.
- Yemekten sonra cinsel ilişkiye girmeyin. Uzmanlar 1- 3 saat beklemek gerektiğini belirtiyor. Böylece gıdaların sindirilmesine izin verin. Diğer fiziksel aktiviteler gibi gıdaların sindirilmesi daha fazla kan gerektirir. Gıdaları sindirmek için çok kan kullandığınızda kalbiniz kan gerektiren diğer etkinlikler için daha fazla çalışmak zorunda kalır. l
- Egzersiz kendinizi daha iyi ve daha güvenli hissetmeniz için mükemmel bir yol. En az haftada 3 gün egzersiz yapmaya çalışın. l Dinlenmiş ve stressiz olduğunuz bir zamanı seçin. l
- Cinsel ilişki için en iyi zaman dinlendirici bir gece uykusundan sonra sabah erken ya da kısa bir gündüz uykusu sonrasıdır.
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) – Zührevi Hastalıklar
27 Haziran 2009 admin
Kategori: Cinsel Sağlık
Bu başlık altında toplanan hastalıklar iki insan arasında oluşan cinsel nitelikli yakın tem asla bulaşan mikrobik (bakteri, virüs, parazitlere bağlı) hastalıklardır. Önceleri zührevi hastalıklar olarak anılan bu hastalıkların bir kısmı yanlızca genital bölgede belirtilere neden olurken (kadında vajinal akıntı, erkekte üretradan akıntı, heriki cinste genital bölgede ülser gibi), diğer bir kısmı tüm vücudu etkileyen genel belirtilere neden olurlar (frengi, hepatit B ve AIDS gibi).
Bu hastalıkların bir kısmı için en önemli bulaşma yolu iki insanın cinsel nitelikli yakın teması iken (genital siğil, herpes simpleks, vajinit gibi), diğer bir kısım hastalıklar cinsel yolla bulaşmaya ek olarak kan yoluyla (AIDS ve hepatit B”nin virüsü taşıyan kanın nakledilmesiyle bulaşması gibi, anneden bebeğine henüz doğmadan frengi bulaşması gibi) ve cinsel ilişki dışındaki yakın temasla da bulaşabilmektedir (anneden bebeğine doğum esnasında ya da doğum sonrasında emzirme ve bakım esnasında bulaşan genital siğil, herpes simpleks ve hepatit B gibi, aile içinde günlük yaşam koşullarının paylaşılması sonucu bulaşan hepatit B gibi).
Bu gruptaki hastalıkların bulaşması için heteroseksüel ilişki (kadın-erkek cinsel ilişkisi) koşul olmadığı gibi, bulaşma için gerçek cinsel ilişki olmaksızın enfeksiyonu taşıyan birinin genital bölgesiyle yakın temas bile hastalığı almak için yeterli olabilmektedir (genital siğil gibi). Cinsel yolla bulaşan hastalıklar tüm diğer bulaşıcı hastalıklar gibi bildirimi zorunlu hastalıklar grubunda yeralırlar.
Aşağıda anlatılacak hastalıkların çoğu için cinsel ilişki dışında da çeşitli bulaşma yolları mevcuttur. Bu yüzden bu hastalıklardan birine yakalanan kişinin partnerini, ya da partnerin hastalığa yakalanan kişiyi sadakatsizlikle itham etmesi haksızlık olabilir. Dahası CYBH”larda görülen belirtiler başka hastalıklarda da görülebilir ve yanlızca belirtilere dayanarak, tanı konmadan karşı tarafı suçlamak anlamsızdır.
Cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan kişinin hastalığın varolduğu zaman dilimi içinde ilişkide bulunduğu kişilere durumu bildirmesi ve bu kişilerin de kontrolden geçmeleri için uyarıda bulunması; tedavi bitene kadar, doktorun belirlediği süre içerisinde hiçbir cinsel aktivitede bulunmaması ya da doktorun izniyle prezervatif koruyuculuğu altında ilişkide bulunması partner(ler)ine ve topluma karşı en önemli sorumluluğudur.

