<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kadin Sagligi, Cinsel Saglik &#187; admin</title>
	<atom:link href="http://saglikliol.net/author/admin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://saglikliol.net</link>
	<description>Saglikli Yasam</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Sep 2010 08:03:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Zayıflığın İnsan Vücudundaki Olumsuz Etkileri</title>
		<link>http://saglikliol.net/zayifligin-insan-vucudundaki-olumsuz-etkileri.html</link>
		<comments>http://saglikliol.net/zayifligin-insan-vucudundaki-olumsuz-etkileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 08:03:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Zayıflığın İnsan Vücudundaki Olumsuz Etkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglikliol.net/?p=2014</guid>
		<description><![CDATA[


 Zayıflık da şişmanlık gibi beraberinde sağlık sorunları getiren  bir problemdir. Zayıflık bireyin bünye kitle oranının 18.5den az olarak tespiri ile tanımlanır. Obezitenin tesbitinde tercih edilen formul zayıflık ölçümü için de aynı tespitlerin yapılabilmesi için imkan sağlamaktadır. Kişinin kg olarak hesabından vücut ağırlığı, boyunun metre ölçüsüyle karesine bölünerek hesaplanmaktadır. Vücüt kitle oranı kg/m2 olarak kabul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zayıflık da şişmanlık gibi beraberinde sağlık sorunları getiren  bir problemdir. Zayıflık bireyin bünye kitle oranının 18.5den az olarak tespiri ile tanımlanır. Obezitenin tesbitinde tercih edilen formul zayıflık ölçümü için de aynı tespitlerin yapılabilmesi için imkan sağlamaktadır. Kişinin kg olarak hesabından vücut ağırlığı, boyunun metre ölçüsüyle karesine bölünerek hesaplanmaktadır. Vücüt kitle oranı kg/m2 olarak kabul edilmektedir. Mesela 1.78 boyunda ve 56 kilogram ağırlığında bir kişi oldukça zayıf olduğu söylenebilmektedir nedeni ise vücut kitle oranı 56/(1.78&#215;1.78)=17.7 olarak ortaya cıkmaktadır. Farklı bir bir uygulama da insanın ideal vucüt kilosunun %20 yüksek oranla diğer oranın önüne geçmesidir. İdeal kilo ülkeden ülkeye, cinsiyete ve yaş biçimlerine göre çeşitli farklılıklar göstermektedir.</p>
<p>Vücut kilosunun zayıf  kalmasının son derece kötü sağlık problemleri yaşamaya imkan sağlayacağı gibi  bireyin ruhsal açıdan da kötü olarak hissetmesine sebebiyet göstermektedir. Zayıf insanların vücut dirençleri normal kilolu kişilere oranla daha düşük seviye olmaktadır.Rahatlıkla vücutlarına mikrop ulaşır ve savunma yapıları onlara karşı savunmasız kalabilmektedir. Olağan kilolu bir bireyin bağışıklık sistemi bu mikropları vücudundaki akyuvarları ile direnç göstererek yok ederken zayıf bireylerde bu farklılık göstermektedir. Direnç göstermeleri çoğu anlarda  mümkün olmamakla birlikte zayıf bireylerin vücut direnci de oldukça zayıftır. Verem rahatsızlıkları, zatürre, solunum yolu hastalıkları, böbrek iltahabı ve tifoya kapılmalarıda daha basittir. Bazı kötü tümör türleri zayıf kişilerde dahasık rastlanmaktadır. Zayıflık insanın özgüvenini kötü bir şekilde kısıtlamaktadır ve dışarıdan bakılınca hayattan kopmuş  ve takatsizlik gibi bir ifade ortaya koymaktadır. Zayıf kişiler bu biçimleri dolayısı ile ruhsal streslere girebilirler ve karşı cinsten insanlar ile anlaşmakta çekinirler. Bu tarz erkek bireylerde  kız arkadaşlarına her türlü imkanı sağlayamamak ve cinsel performans&#8217;ı düşük seviyeler de yaşa cakları tabusundan dolayı cinsel yaşamlarındada sorun yaşamaktalar . Böyle olaylarda beslenme yardımının ve psikolojikterapinin tercih edilmesi ile hastalık tedavi edilebilmektedir.</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-1139353219024191";
/* 300x250, oluşturulma 11.06.2009 */
google_ad_slot = "7279534168";
google_ad_width = 300;
google_ad_height = 250;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p> ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglikliol.net/zayifligin-insan-vucudundaki-olumsuz-etkileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bütün burun biçimsizlikleri estetik cerrahî ile düzeltilebilinir mi ?</title>
		<link>http://saglikliol.net/butun-burun-bicimsizlikleri-estetik-cerrahi-ile-duzeltilebilinir-mi.html</link>
		<comments>http://saglikliol.net/butun-burun-bicimsizlikleri-estetik-cerrahi-ile-duzeltilebilinir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 21:57:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bütün burun biçimsizlikleri estetik cerrahî ile düzeltilebilinir mi ?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglikliol.net/?p=2012</guid>
		<description><![CDATA[


 Yaklaşık bütün biçimsizlikler (deformiteler) estetik cerrahî ile bir dereceye kadar düzeltilebilinir.
En genel burun biçimsizlikleri hangileridir ?
a. Burkuk burun (twisted nose).
b. Burnun veya burun deliklerinin ucunda biçimsizlikler.
c. Burun köprüsünde ve çatısında çöküklük.
d. Çengel veya kambur burun.
Burnun belli bir görünüşü var mıdır ?
Hayır. Değişik toplumların ve ırkların ayrı ayrı güzellik ve kabullenme standartları vardır. Ancak, bugünkü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık bütün biçimsizlikler (deformiteler) estetik cerrahî ile bir dereceye kadar düzeltilebilinir.</p>
<p><strong>En genel burun biçimsizlikleri hangileridir ?</strong><br />
<strong>a. </strong>Burkuk burun (twisted nose).<br />
<strong>b. </strong>Burnun veya burun deliklerinin ucunda biçimsizlikler.<br />
<strong>c. </strong>Burun köprüsünde ve çatısında çöküklük.<br />
<strong>d. </strong>Çengel veya kambur burun.</p>
<p><strong>Burnun belli bir görünüşü var mıdır ?</strong><br />
Hayır. Değişik toplumların ve ırkların ayrı ayrı güzellik ve kabullenme standartları vardır. Ancak, bugünkü toplumda en kabul  edilen ve beğenilen açı dudak ve burun arasında doksan ilâ doksan-beş  derece olan açıdır.</p>
<p><strong>«Kusursuz burun» deyiminden ne anlaşılmaktadır ?</strong><br />
Aslında kusursuz burun diye bir şey yoktur. En fazla denebilecek şey burunun yüze yakışmış olmasıdır.</p>
<p><strong>Buruna yapılan estetik cerrahî sonuçlarının ne olacağını ne gibi faktörler tayin eder ?</strong><br />
<strong>a. </strong>Hastanın yaş durumu. En iyi sonuçlar on altı ile otuz yaşları arasında olanlarda elde edilmektedir.<br />
<strong>b. </strong>Cilt. Cildin inceliği veya kalınlığı ve yağlı olup olmadığı. Bunlar cildin <span style="font-weight: bold; line-height: 1.7; color: #ff0000; border-bottom: 3px double #ff0000;">kalitejsini</span> tayin ederler.<br />
<strong>c. </strong>Biçimsizliğin çapı. Biçimsizlik alanı ne kadar büyükse onu düzeltmek de o derece güç olur.<br />
<strong>d. </strong>Hastanın aklî dengesi. Önemli olmayan kusurları  fazlasıyla önemseyen evhamlı hastalarda iyi sonuçlar elde edilmesi çok  da zor olmaktadır.</p>
<p><strong>Çocuklara yapılan estetik cerrahîde başarı oranları daha yüksek midir ?</strong><br />
Operatörün ameliyat yapmak için burnun tanı teşekkül etmesini beklemesi  gerekir. Bu da bir çocuk ancak on altı yaşında olduktan sonra meydana  gelmektedir.</p>
<p><strong>Burunda estetik cerrahî yapılırken ne gibi işlemlere başvurulur ?</strong><br />
Bütün kesitler burnun içerisinden yapılmaktadır ve burun derisi  gevşetilerek veya altı kazınarak, burun kafesini teşkil eden kemik ve  kıkırdaktan ayrılmaktadır. Ondan sonra operasyon öncesi hazırlanan bir  plân gereğince burun kafesinde yapılan kesintilerle istenilen biçim  verilmektedir. Deri bundan sonra <span style="font-weight: bold; line-height: 1.7; color: #ff0000; border-bottom: 3px double #ff0000;">yeni</span> biçim verilen kafes üzerine yayılmakta ve burun dikilmektedir. Burnun  içerisine tampon yerleştirildikten sonra burun dışından konan bir  sargıyla kemik ve kıkırdak istenilen şekilde tutulmaktadır. Zaman  geçince deri yeni yapılan kemik ve kıkırdak kafesi üzerinde yerleşecektir.</p>
<p><strong>Burunda estetik cerrahî yapıldıktan sonra izler kalmakta mıdır ?</strong><br />
Hayır. Çünkü kesitler genellikle burun boşluğu içerisinde veya burun deliklerinin yayılan kısımlarında yapılmaktadır.</p>
<p><strong>Ameliyat olacak kişi beğendiği bir burun tipini seçebilir mi ?</strong><br />
Ancak bir dereceye kadar. Operatör önce burundaki sakatlıkları ortadan  kaldıracak ve ancak ondan sonra buruna hastanın beğenebileceği bir şekil  vermeye gayret edecektir. Hasta, ameliyat öncesi şunu bilmelidir ki,  ameliyat sonrasında meydana gelecek burun hakkında kesin bir öngörü  mümkün değildir.</p>
<p><strong>Hasta ameliyat öncesi yeni burnun ne şekil alacağı hakkında yaklaşık bir bilgi edinebilir mi ?</strong><br />
Evet. Yaklaşık bir biçim- öngörülebilir.</p>
<p><strong>Bir buruna yeni şekil verilmesi için ne gibi materyeller kullanılır ?</strong><br />
En iyi şekil ameliyat olacak kişiden bir kemik veya kıkırdak parçası  alınmasıdır. Bu genellikle kalça kemiğinden veya bir kaburga  kıkırdağından alınmaktadır.</p>
<p><strong>Burunda estetik cerrahî  ne kadar sürer ?</strong><br />
Yaklaşık bir saat.</p>
<p><strong>Burunda estetik cerrahîler sancıya meydan verir mi ?</strong><br />
Hayır.</p>
<p><strong>Ne tür bir anestezi kullanılır ?</strong><br />
Müsekkinlerle takviye edilen lokal anestezi.</p>
<p><strong>Bu gibi ameliyatlarda ne kadar süre hastanede kalınması gerekir ?</strong><br />
İki ile dört gün arası.</p>
<p><strong>Böyîe bir ameliyattan sonra gözlerin renginin solması veya şişmeleri genel  bir şey midir ?</strong><br />
Evet. Ancak bu <span style="font-weight: bold; line-height: 1.7; color: #ff0000; border-bottom: 3px double #ff0000;">durum</span> yaklaşık kırk sekiz saat içerisinde normale dönmeye başlayacaksa da, tam normal hale gelmesi bir veya iki hafta sürebilir.</p>
<p><strong>Bir estetik cerrahîden sonra tamponlar ve sargılar ne kadar süre sonra çıkarılır ?</strong><br />
Beş ile yedi gün arasında.</p>
<p><strong>Burunda yapılan bir estetik cerrahî <span style="font-weight: bold; line-height: 1.7; cursor: pointer; color: #ff0000; border-bottom: 3px double #ff0000;">koku</span> hassasına zarar verir mi ?</strong><br />
Hayır.</p>
<p><strong>Burunda yapılan bir estetik cerrahîden ne kadar süre sonra <span style="font-weight: bold; line-height: 1.7; color: #ff0000; border-bottom: 3px double #ff0000;">rahat</span> nefes alınabilinecektir ?</strong><br />
Burun içerisindeki tampon alındıktan sonradır ki, bu yaklaşık beş ilâ yedi gündür.</p>
<p><strong>Bir estetik cerrahîyi müteakip burun tamamen iyileştikten sonra yaralanmaması için özel dikkat sarf edilmesi gerekli midir ?</strong><br />
Hayır. Estetik cerrahîden sonraki burun herhangi bir burun kadar kuvvetlidir.</p>
<p><strong>Estetik cerrahî gören burunlar aylarca veya yıllarca sonra  sarkma veya şekil değiştirme eğilimleri gösterirler mi ?</strong><br />
Hayır. Operasyondan sonra aldıkları şekilleri muhafaza ederler.</p>
<p><strong>Estetik cerrahîden sonra burun şişkinliği bazı hallerde aylarca devam edebilir mi ?</strong><br />
Evet, Burnun yeni biçimini tam anlamıyla alması için bazen aylarca ve bazen de bir yıl şişkinliğin tam olarak geçmesini beklemek gerekebilir.</p>
<p><strong>Burunda yapılan estetik cerrahîden ne kadar süre sonra hasta işine gidebilecek ve sosyal toplantılara katılabilecektir ?</strong><br />
Biraz şişkinlik kalması halinde bile yaklaşık iki hafta içerisinde.</p>
<p><strong>Bir estetik cerrahî başarısız olmuşsa bunun peşinden ikinci bir operasyon yapılabilinir mi ?</strong><br />
Evet. Ancak ikinci operasyona başvurulmadan birkaç ay beklenmesi tavsiye  edilir. Bu şekilde ilk ameliyat sonrası iyileşme stabilizasyonuna  gelişmiş olur.</p>
<p><strong>Buruna yapılan estetik cerrahîlerin başarı oranı nedir ?</strong><br />
Genel düzelme yaklaşık bütün ameliyatlarda elde edilmektedir ve genel  olarak hastaların memnuniyet oranı da yüksektir. Sonuçlar iyi olmazsa  her zaman için ikinci bir operasyon olanağı mevcuttur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglikliol.net/butun-burun-bicimsizlikleri-estetik-cerrahi-ile-duzeltilebilinir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeker hastaları spor yapabilir mi ?</title>
		<link>http://saglikliol.net/seker-hastalari-spor-yapabilir-mi.html</link>
		<comments>http://saglikliol.net/seker-hastalari-spor-yapabilir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 21:55:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Şeker hastaları spor yapabilir mi ?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglikliol.net/?p=2009</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle  egzersiz, sağlıklı yaşamın bir parçasıdır. Düzenli yapılacak fizik  egzer­sizi kan şekeri seviye­sini düşürmeye, insülinin vücutta daha  et­kili olmasına yardım­cı olur.
Ayrıca:
- Daha fazla enerji verir.
- Kan dolaşımını düzenler
- Kasları güçlendirir.
- Kolesterol seviyesini düzenler. Kötü huylu (LDL) kolesterolü azaltıp, iyi huylu kolesterolü (HDL) arttırır.
- Kalp krizi riskini önler ya da geciktirir.
- Terlemek suretiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle  egzersiz, sağlıklı yaşamın bir parçasıdır. Düzenli yapılacak fizik  egzer­sizi kan şekeri seviye­sini düşürmeye, insülinin vücutta daha  et­kili olmasına yardım­cı olur.<br />
Ayrıca:<br />
- Daha fazla enerji verir.<br />
- Kan dolaşımını düzenler<br />
- Kasları güçlendirir.<br />
- Kolesterol seviyesini düzenler. Kötü huylu (LDL) kolesterolü azaltıp, iyi huylu kolesterolü (HDL) arttırır.<br />
- Kalp krizi riskini önler ya da geciktirir.<br />
- Terlemek suretiyle fazla kiloların azaltıl­masına yardımcı olur.</p>
<p>Sonuç olarak, egzersizin şeker hastaları üzerinde son derece olumlu  etkileri olduğu­nu ve kan şekeri düzeyini düşürdüğünü söy­leyebiliriz.</p>
<p><strong>Kimler şeker taraması yaptırmalı ?</strong><br />
- Her aşırı kilolu, şiş­man olanlar<br />
- Ailesinde şeker hastalı­ğı bulunanlar (birinci dereceden olan akraba­larından biri diyabetikse)<br />
- Gece sık idrara çıkıp, kilo kaybedenler.</p>
<p>Açlık kan şekeri kontrolleri ya da şeker yüklemesi yaptırarak kişinin  potansiyel di­yabetik veya aşikâr diyabetik olup olmadı­ğı anlaşılır.</p>
<p><strong>Kan şekerini etkileyen faktörleri öğrenebilir miyim ?</strong><br />
Kısaca sıralarsak;<br />
Yenilen gıdalar, eg­zersiz ve aktivite, ilaç­lar ve hastalıklar, alkol  ve kan şekerini ayarla­yan önemli bir organ olan karaciğerin  rahat­sızlıkları kan şekerinin regülasyonunu etki­ler</p>
<p><strong>Hasta olduğum zaman neler yemeliyim ?</strong><br />
Eğer düzenli olarak yiyebiliyorsanız, ge­nelde uyguladığınız yemek yeme programı­nızı bozmayın.<br />
Eğer iştahsız iseniz, fakat bazı yemekleri tolere edebiliyorsanız;  kızarmış ekmek, tahıl, çorba türü şeyler yiyin, meyve suyu ya da süt  için.</p>
<p>Yok eğer katı yiyecekleri hiç yiyemiyorsanız ve insülin kullanıyor  veya oral antidiyabetik alıyorsanız, atladığınız öğünlerdeki  karbonhidratları yerine koymak için meyve suyu ya da tatlı meşrubatlar  içmelisiniz.</p>
<p><strong>25 yıllık şeker hastasıyım, son bir yıla kadar şekerim gayet  iyi regüle idi. Ancak son bir yıldır, insülin dozunu arttırmama rağmen  hala normale yakın kan şekeri öl­çümleri elde edemiyorum. Sorun sizce ne  olabilir ? </strong><br />
Kan şekerinizin yıllarca normal seyrettik­ten sonra insülin dozunu  arttırmanıza rağ­men kontrolden çıkmasının nedenlerinden bazıları şunlar  olabilir:<br />
• Aldığınız gıda miktarını arttırmış olabi­lirsiniz.<br />
• Stresli ve sıkıntılı bir dönem geçiriyor olabilirsiniz.<br />
• Uzun süren bir hastalık (örneğin ateşli bir enfeksiyon hastalığı) insülin, ihtiyacınızı arttı­rabilir.<br />
• Kilo almış olabilir­siniz.<br />
• Aynı bölgeye tekrar tekrar iğne yapmanıza bağlı gelişen şişlikler  teknik sorunlar çı­karabilir. Yahut kullandığınız insülin, eğer soğuk  zincire riayet edilmeden muhafaza edilmişse, etkinliği azalmış olabilir.</p>
<p>Bunların dışında hiçbir belirgin neden ol­maksızın da, insülin ihtiyacı büyük oranda artabilir.<br />
Şeker kontrolünü, en iyi şekilde yapma­nıza yardımcı olacak bir çok  doğal yöntem vardır. Bunları aşağıdaki başlıklar altında  sı­ralayabiliriz:<br />
- DİYET<br />
- EGZERSİZ<br />
- STRES KONTROLÜ</p>
<p><strong>Stres, kan şekeri değerlerini etkileyebilir mi ?</strong><br />
Evet.<br />
Ancak bu etkilenmenin derecesi kişiden kişiye değişiklik gösterir.<br />
Stres bazı insanlarda kan şekerini yükselt­me eğiliminde iken,  bazılarında hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) riskini arttırabilir.</p>
<p><strong>Kan şekeri düşmesinin belirtileri nelerdir ?</strong><br />
Nedenlerine göre, belirtileri sıralayacak olursak:<br />
- Adrenalin (insülin karşı­tı bir hormon) salınmasına bağlı olarak  terleme, titre­me, çarpıntı, açlık, endişe hali, karıncalanma.<br />
- Beyinde şeker azalmasına bağlı olarak konfuzyon mental (kişileri  tanıyamama, bu­lunduğu mekanı bilememe), baş dönmesi, halsizlik,  davranış değişiklikleri, konuşamama, baş ağrısı, yorgunluk gibi  şikayetler orta­ya çıkar.</p>
<p><strong>Kan şekerim düştüğünde yapabileceğim en iyi hareket nedir ?</strong><br />
Bu sorunun ce­vabı, kan şekeriniz düşerken, hangi aşamada fark  ettiği­nize bağlıdır. Er­ken bir aşamada en iyi tedavi, bir şey­ler  yemenizdir.<br />
Eğer ana öğün zamanınız yakın değilse meyve, sandviç veya bisküvi gibi hafif şeyler atıştırabilirsiniz.<br />
Ancak, kan şekeriniz fazla düştüyse, hızla emilebilecek türde karbonhidrat almalısı­nız.<br />
Bu amaçla şeker, tatlı, meyve suyu, normal (diyet olmayan) kola veya  limonata içebilirsiniz.Yanınıza acil durumlarda kullanmak üzere çok  çabuk emilen glikoz tabletleri taşıyabilir­siniz.</p>
<p><strong>Şeker hastalığını etkileyebilecek ilaçların bir listesini verir misiniz ?</strong><br />
Şeker hastalığında kesinlikle kullanılma­ması gereken hiçbir ilaç yoktur. Ancak şu ilaçları kullanırken dikkatli olunmalıdır:<br />
- Kortizon içeren ilaçlar (prednisolon)<br />
- Kortizon içeren fısfisların (Örneğin: Bekloforte) olumsuz bir etkisi yoktur.<br />
- Tiyazid grubu idrar söktürücüler (Tür­kiye’de yalnızca bazı ilaçlarda ek olarak var.)<br />
- Doğum kontrol hapları<br />
- Hormon yerine koyma tedavisi (Menopozda örn. Klimen)<br />
- Belli bronş genişleticiler (Örn: Ventolin) kan şe­kerini hafif derecede yük­seltebilir.<br />
- Betablokerler (Dideral, Tensinor gibi tansiyon ilaçları) kan şekeri düşmesinin be­lirtilerinin kaybolmasına neden olabilir.<br />
- Büyüme hormon tedavisi (kan şekerini yükseltir.)</p>
<p>Eğer insülin kullanan şeker hastası ise­niz, şifalı bitki tedavisine başlamadan önce aile doktorunuza danışmalısınız.<br />
Her ne kadar bu tedavi, bazı vakalarda medikai şifacı ve aile  doktorunuzun kont­rolünde insülin dozunda belirli oranda azaltma  yapılabilirse de, insülinden tama­men kurtulabileceğinizi ümit etmeyin.</p>
<p><strong>Doktorum, şeker hastalığı teşhisi ko­nulduğunda sigarayı  bırakmam gerektiği­ni söyledi. Sigara ve şeker hastalığının bir arada  yol açtığı özel bir sağlık sorunu var mı ? Kilo vermem gerekiyor, ancak  eğer sigarayı bırakırsam, kilo vermek bir tarafa, alacağımdan  korkuyorum. Ne yapmalıyım ?</strong><br />
Sigara, akciğerler dışında atardamar sistemine de zarar verir.<br />
Uzun süredir şeker hastası olan birinde, zaten hızlı seyreden damar sertliğinden dolaşım sorunu vardır.<br />
Sigara içmeğe devam ederek bu riski daha da arttırmak, yapılacak hata değildir.</p>
<p>Şeker hastalığı sizin için beklenmedik bir sürprizse, kilo vermek ve  sigarayı bırakmak suretiyle hayatınızda bir değişiklik yapmak,  sağlığınız için kaçınılmaz bir fedakarlık ola­caktır.<br />
Bir çok insan bu ikisini pekala başarmak­tadır.</p>
<p>Yaşamınızda yapacağınız bir devrim nite­liğindeki bu değişim, size sağlıklı ve uzun bir ömür sağlayacaktır.<br />
Sigarayı bı­rakmanıza destek olacak pek çok yön­tem vardır. Doktorunu­zun tavsiyesi ile nikotin bantları veya nikotin sakızları ya da akupunktur uygula­masından birisi size yararlı olabilir.</p>
<p><strong>Şeker hastası olduğumu yeni öğren­dim. Oral antidiyabetik  kullanıyorum. Ancak geleceğe yönelik oldukça fazla kay­gılarım var.  Evlilik yapabilir, çocuk sahi­bi olabilir miyim ?</strong><br />
Şeker hastalığı teş­hisi konulduğunda kişi suçluluk, eksiklik, üzüntü,  öfke umut­suzluk ve şaşkınlık gibi bir dizi duygu arasında bocalar. Ama  bütün bunlar, genellikle, has­talık konusunda yeterince bilgi sahibi  olma­maktan kaynaklanır.<br />
Öte yandan, diyabete bir gecede alışıp ka­bulleneceğinizi de sanmayın. Bu, biraz za­man alacaktır.<br />
Eğer anne ya da baba iseniz, suçluluk ve geleceğe yönelik korku duymanız  doğaldır. Ama hastalık hakkında bilgi sahibi oldukça hepsi  kaybolacaktır.</p>
<p>Diyabet üzerine duyacağınız hurafelere aldırmayın.<br />
Bunları kısaca sıralayacak olursak:<br />
• Şeker hastalığı çok şeker yemekten ol­maz.<br />
• Şeker hastalığı ölümcül bir hasta­lık değildir.<br />
Doğru tedaviyle normal bir hayat, uzun bir ömür sü­rebilirsiniz.<br />
• Şeker hastalığı, hayattan zevk almanızı engellemez.<br />
Hem yiyeceklerin, hem de yaşamın tadını çıkarabilirsiniz.<br />
• Şeker hastalığı özürlü olmak anlamına gelmez.<br />
• Tatile çıkabilir ve herkes gibi normal bir yaşam sürdürebilirsiniz.<br />
• Şeker hastalığı çocuk sahibi olmanızı engelleyemez.</p>
<p><strong>Vitaminlerin ya da bitkisel destek ürünlerinin diyabetimin kontrolüne fay­dası olur mu ?</strong><br />
Eğer her gün meyve, sebze ve tahılla<br />
dengeli bir şekilde besleniyorsanız, muhte­melen ihtiyacınız olan vitaminleri zaten alı­yorsunuz.<br />
E ve C vitaminleri gibi antioksidan des­tekleyicilerin diyabetli hastalara iyi geldiğine dair kanıtlar bulunmaktadır.</p>
<p>Ginseng de bazı bireylerin kan şekerlerinde düşme sağlaya­bilir.<br />
Ginseng mad­desi Kore’den gelmektedir ve<br />
toz haline getirilmiş kökün, şaşırtıcı etkilere<br />
sahip olduğu söylenmektedir.</p>
<p>Ginseng yemek sonralarında kan şekerini düşürmede faydalı olabilmektedir.<br />
Ginseng sindirimi geciktirmekte olup, muhtemelen karbonhidratların emilimi üze­rine de aynı etkiyi göstermektedir.</p>
<p>Fakat yine de diyabetin kontrolüne yar­dımcı vitaminlerin ve destek  ürünlerinin kul­lanımına dair yeterli bilimsel veri bulunma­maktadır.<br />
Bazı bitkisel ürünler, diyabet ilaçları ile kötü yönde etkileşebilmektedir.</p>
<p><strong>Şeker hastaları için bazı otların kulla­nıldığını duydum. Bunlarla ilgili bilgi ve­rebilir misiniz ?</strong><br />
Şeker hastalarında yüksek kan şekerini düşürdüğü söylenen pek çok ot  vardır. Bunlardan birisi Batı Afri­ka’da yetişen bir yemiş, di­ğeri  karela veya acı su ka­bağı olarak adlandırılan tropikal bir bitkidir.<br />
Ayrıca ısırgan otu, sarı kantaron, keçi boynuzu, kara hindiba kökü kullanılabilir.</p>
<p>Bunlar karaciğer ve pankreasın fonksiyon­larını geliştirir ve çoğu  bitki gibi acı bir tat­ları olduğundan tek başına değil de, başka bir  şeyin içine ilave edilerek verilir.</p>
<p>Eğer insülin kullanan şeker hastası iseniz, şifalı bitki tedavisine başlamadan önce aile doktorunuza danışmaksınız.</p>
<p>Her ne kadar bu tedavi, bazı vakalarda medikal şifacı ve aile  doktorunuzun kontro­lünde insülin dozunda belirli oranda azaltma  yapılabilirse de, insülinden tamamen kurtu­labileceğinizi ümit etmeyin.</p>
<p><strong>Hemoglobin Alc nedir ve normal de­ğerleri hangi aralıktadır ?</strong><br />
HbAlc, akciğerlerdeki oksijeni kan dola­şımı aracılığı ile bütün  dokulara ileten kırmı­zı bir pigment olan hemoglobinin bir bileşe­nidir.</p>
<p>HbAlc değişik labora­tuar yöntemleri ile dola­şımdaki hemoglobinin lk  bir yüzdesi olarak ölçü­lebilir. HbAlc kimyasal bir bağla glikoza  bağ­lanmış hemoglobin­den ibarettir. Mevcut HbAlc düzeyi doğrudan  hemoglobin içeren alyuvarların yaşam süresi olan 120 gün içeri­sindeki  ortalama kan şekerine bağlıdır. Bu test, kan şekeri kontrolünün bir  dökümünü vermesi nedeniyle geliştirilen yöntemlerin içinde en  başarılısıdır.</p>
<p>HbAlc geçmiş 2 ila 3 ay boyunca kan şe­kerinin iniş ve çıkışlarının bir ortalamasını yansıtır.<br />
Kan şekeri iyi regüle edilmiş bir şeker has­tasında HbAlc değeri, %3-5,5 arasında çıkacaktır.</p>
<p><strong>Şeker hastalığı, bir erkek olarak cinsel yaşamımı etkiler mi ?</strong><br />
Hayır. Gerek erkek, gerekse kadın şeker hastalarının büyük çoğunluğu tamamen normal bir cinsel yaşam sürebilirler. Sorunlar olabilir, ancak bunların şeker hastalığı ile il­gisi yoktur.</p>
<p>Herhangi bir nedenle hastalık kontrolden çıkar ve kan şekeri çok yükselirse cinsel yaşam olumsuz etkilenebilir.</p>
<p>Şeker hastalığına bağlı damar veya si­nir hasarı bulunan az sayıda  hastada ikti­darsızlık görülebilir, ancak bu sık rastla­nılan bir durum  değildir.</p>
<p>Önerimiz endişelerinizi kan şekerinizi dengede ve kontrol altında tutmak üzerine yoğunlaştırmanızdır.<br />
Şeker hastalığınızı kontrol altında tutmak için elinizden gelenin en  fazlasını yaptığınız takdirde, gelecekte karşılaşacağınız sorunla­rın en  alt düzeyde olacağından kuşkunuz ol­masın.</p>
<p><strong>Günde dört kez kalem kullanarak en­jeksiyon yapmanın avantajı nedir ?</strong><br />
Günümüzde artık insülin kullanımı, insü­lin enjektörleri ile değil de  insülin kalemleri ile yapılmakta. Uygulama kolaylığı ve emni­yeti  açısından büyük rahatlık sağlayan bu alet, içinde kartuşu bulunan bir  kaleme ben­zer, fakat kartuşu mürekkep yerine insülin ile doludur ve  gittikçe daha popüler olmaktadır.<br />
Çoklu enjeksiyonun mantığı, normal pankreasın taklit edilmesidir. Bazal  metabo­lizma karşılanması için gece yatarken uzun etkili bir insülin  yapılır. Yemeklerden önce de kısa etkili insülin kullanılmak suretiyle  normale en yakın insülin ihtiyacı vücuda sağ­lanmış olur.</p>
<p>Düzensiz bir yaşam süren hastalar insülin kalemlerinden daha fazla yarar görebilirler.<br />
Doğru yöntem kullan­mak kaydı ile insülin kalemleri ve tek kulla­nımlık  enjektörler pek sorun oluşturmaz. Çoğu insan enjektör­lerin sorun teşkil  ettiğini düşünür, berabe­rinde taşımanın zor olduğu kanısındadır. Ancak  bir bölüm insan daha kolaylıkla kulla­nabildiklerini ifade eder.</p>
<p><strong>Şeker hastalığının tam olarak tedavisi mümkün mü ?</strong><br />
Hayır. Günümüzde araştırmacılar diyabe­tin gelişimini önlemek ya da  ortadan kaldır­mak için yollar arıyor. Ancak henüz bu ko­nuda umut  verici bir gelişme yok. Şu an için doktorlar hastalığı sadece tedavi  edebiliyor­lar, ortadan kaldıramıyorlar.</p>
<p><strong>Şeker hastalığı olan çoğu bireyin, tanı konulmadan önce tahminen ne kadar sü­redir şeker hastalığı vardır ?</strong><br />
Tip I diyabet, ge­nellikle daha ani ve de ciddi olarak orta­ya çıktığı  için, genel­likle birkaç ay içeri­sinde tanı konulur. Fakat Tip II  diyabetlilerin ise, teşhis konulmadan evvel, ortalama 8 yıllık  hastalıkları vardır. Doktorunuzun yapacağı düzenli kontrollerde,  istenilebilecek tam kan çalış­maları ile hastalıkların (Diyabet dahil)  bu ka­dar uzun bir süre fark edilmeden gitme ihti­mali önlenmiş olur.</p>
<p><strong>Doktorum artık hap yerine insülin kul­lanmam gerektiğini  söylüyor. Karbonhid­rat alımını kısıtlarsam, insülin kullanma­ma gerek  kalmayabilir mi ?</strong><br />
Hayır. Eğer fazla kilonuz varsa ve ihtiyacınızdan da­ha fazla  yiyorsanız, sıkı bir diyet yapmak ve kilo vermek suretiyle insülin  ihtiyacınızı bir ölçüde ortadan kaldırabilirsiniz.<br />
Eğer zaten ihtiyacınız olduğu kadar yiyorsanız, bu miktarın altına  düşmek kilo kaybetmenize ve kendinizi güçsüz hissetme­nize neden olur.<br />
Dolayısıyla, eğer fazla yiyorsanız yiyecek­lerinizi kısıtlayın ve kan  şekerinizi bu şekilde kontrol altına almayı deneyin. Ancak diyeti­nize  tam olarak uyuyorsanız, boşuna aç kal­mayın. İnsüline geçme önerisini  kabul edin ve her şeyin ne kadar farklı olacağını görün.</p>
<p><strong>Eğer diyabeti olan yakın bir akrabam (anne, baba ya da kardeş) varsa, benim de gelecekte hasta olma ihtimalim ne kadar­dır ?</strong><br />
Henüz tam olarak anlaşılamamış ne­denlerden dolayı, şeker hastalığına  yakalanma riskiniz, diyabetik yakınını­zın anneniz ya da babanız  olmasına göre değişir.<br />
Aşağıdaki tablo, aile hikayesi dikkate alı­narak size diyabet olma riskinizin ne kadar olduğunu göstermektedir:<br />
<img src="http://images.saglikbilgisi.gen.tr/img/sekerhastaligi4.jpg" alt="şeker hastalığı" /></p>
<p><strong>Diyabetik nefropati denilen şeker has­talarında görülen böbrek hasarı hakkında bilgilendirir misiniz ?</strong><br />
Böbreklerimizin içinde milyonlarca adet ufacık kan damarları (kılcal  damarlar) bulun­makta olup, bu damarlar atık maddeleri, ka­nınızdan  süzerek, idrarınız ile atmanızı sağ­lar.<br />
Şeker hastalığı, sıklıkla da daha sizin herhangi bir şi­kayetiniz ortada yokken, bu ince ve narin sistemi hasara uğratabilir.<br />
Tip I diyabeti olan her 10 hastadan 3′ünde eninde sonunda nefropati  denilen bu böbrek hastalığı gelişirken, bu rakam Tip II diyabetlilerde  her 10 kişiden birdir. Bu farklılığın kısmen nedeni, Tip I diyabeti olan  kişilerin tipik olarak hastalığa daha erken yaşta yakalanmalarıdır.  Şeker hastalığı kişide ne kadar uzun süredir varsa, böbreğinizin hasara  uğrama riski de o denli fazladır.</p>
<p>Erken dönemlerde, böbrek tutulumu çok az şikayete yol açar.  Genellikle hasar ileri bir safhaya ulaşınca, şu şikayetler ortaya çıkar:<br />
•  Ayak bileklerinde, eller veya ayaklarda şişmeler.<br />
•  Yüksek tansiyon<br />
•  Nefes darlığı<br />
•  Bulantı ve kusma<br />
•  Yorgunluk hissi<br />
•  Kuru ve kaşıntılı cilt<br />
•  İştahsızlık<br />
•  Konsantrasyon bozukluğu</p>
<p>Böbrek hasarı yavaş yavaş ve sinsi bir şe­kilde ilerleyerek böbrek yetmezliği safhasına kadar ulaşır.<br />
Olay bu safhaya varmadan yapılacak en önemli yaklaşımlar:<br />
1- Şeker düzeyini norma­le yakın seviyelerde tut­mak (HbAlc &lt; 5,5 )<br />
2- Hipertansiyonu kont­rol altına almak<br />
3- Albüminüri varsa, sıkı tuz diyeti uygulamak<br />
4- Eğer üre değeri normalin üstünde ise, protein kısıtlaması yapmak.</p>
<p>Son evre böbrek hastalığı olarak da bilinen ciddi hasarın tedavisi,  diyaliz (peritor veya hemodiyaliz ) ve böbrek naklidir (çoğu kez  kadavradan)</p>
<p><strong>İnsülin kullanan insanların, ara öğün almaları şart mıdır ?</strong><br />
Bazen evet. Pankreasınız normal şekilde çalışırken, yemek yediğinizde  insülin salgıla­maya başlar; sindirim tamamlandıktan sonra salgılamayı  keser. Enjekte edilen insülin, bel­li zamanlarda en yüksek düzeyine  ulaştığın­dan, o zamanlarda bir miktar karbonhidrat almanız gerekir.  Aksi halde kan şekeriniz düşer. Bu durumda aldığınız karbonhidratın  liften’zengin olması halinde emiliminin daha uzun süreceğini belirtmemiz  lazım.</p>
<p>Ara öğün almak si­ze zor geliyorsa, kısa etkili bir insü­lin yerine  orta etki­li insülin kullana­rak bu gereksinimi azaltabilirsiniz. Ancak  özellikle aktif olan insanların, uzun etkili in­sülin kullanırken bile,  ara öğün alması gere­kebilir.</p>
<p><strong>İnsülin kullanan insanların, ara öğün almaları şart mıdır ?</strong><br />
Bazen evet. Pankreasınız normal şekilde çalışırken, yemek yediğinizde  insülin salgıla­maya başlar; sindirim tamamlandıktan sonra salgılamayı  keser. Enjekte edilen insülin, bel­li zamanlarda en yüksek düzeyine  ulaştığın­dan, o zamanlarda bir miktar karbonhidrat almanız gerekir.  Aksi halde kan şekeriniz düşer. Bu durumda aldığınız karbonhidratın  liften zengin olması halinde emiliminin daha uzun süreceğini belirtmemiz  lazım.</p>
<p>Ara öğün almak si­ze zor geliyorsa, kısa etkili bir insü­lin yerine  orta etki­li insülin kullana­rak bu gereksinimi azaltabilirsiniz. Ancak  özellikle aktif olan insanların, uzun etkili in­sülin kullanırken bile,  ara öğün alması gere­kebilir.</p>
<p><strong>Şeker hastası olan 18 yaşındaki kızını kilo vermeye  çalışıyor, Düşük karbonhid­ratlı bir diyete çok sıkı şekilde uymasına  rağmen niye kilo veremediğini öğrenebi­lir miyim ?</strong><br />
Sadece karbonhid­rat alımının kısıtla­ması kilo vermesini  sağlamayabilir. Kilo vermesi için, top­lam kilo alımını kı­sıtlama  gerekir ki, bu da öncelikle yağ olmak üzere protein tüketimini de  azaltması anla­mına gelir.<br />
Kızınız kızartmalar, şekerli gıdalar ve peynir­den kaçınmalı; normal süt  yerine yağsız sütü tercih etmeli; tereyağı ve margarin tüketimini  kısıtlamalıdır.</p>
<p>Liften zengin karbonhidratlar içeren bir diyet kan şekerinde daha az  oynamalara yol açacağından, kızınız tarafından daha rahat­lıkla  uygulanabilir.</p>
<p>Adet dönemlerinde kan şekeri değerle­rimin çok değiştiğini  gözlemliyorum. Bu durumda, kan şekerimi dengede tutmam zorlaşıyor. Şeker  hastalığı ile ilgili pek çok kitap okudum, ancak bu konuda bir bilgi  bulamadım.</p>
<p>Kan şekeri düzeylerinin adet dönemlerin­de dalgalanmalar göstermesi  çok normaldir. Çoğu kadın adet süresince kan şekerlerinin yüksek  olduğunu, kanamadan sonra ise nor­male döndüğünü söyler.<br />
Bazı hastaların insülin dozlarım birkaç ünite arttırması gerekebilir.<br />
Her kadm kendi durumunu değerlendir­meli ve eğer varsa fazladan insülin  ihtiyacını belirlemelidir. Bu ayarlamaları ne şekilde ya­pabileceğinizi  öğrenmek üzere başvuracağı­nız kişi, doktorunuz olmalıdır.</p>
<p><strong>Eğer diyabetim var ise, çocuğumda da çıkma ihtimali ne kadardır ?</strong><br />
Tip I ya da Tip II diyabeti olan bir çocuk sahibi olma ihtimaliniz konusunda, size bir genetik danışman yardımcı olabilir.</p>
<p>Amerikan Diyabet Birliğine göre Tip I di­yabeti olan 25 yaş ya da  daha üstü bir anne­nin çocuğunun şeker hastası olma riski an­nesi ve  babası diyabetik olmayan bir çocuğunkine eşdeğer olup, %1 dir. Bu riski,  anne­nin yaşı çocuk doğduğunda 2 5′in altında ise %4′dür.<br />
Eğer babasında Tip I diyabet var ise, risk %6 ya çıkar.</p>
<p>Eğer ebeveynlerin her ikisi de 11 yaşların­dan evvel Tip I diyabet olmuşlar ise bu risk iki katına çıkmaktadır.</p>
<p>Diğer taraftan Tip II diyabet ailesel olarak giden bir  rahatsızlıktır. Yemek ve egzersize bağlı yaşam tarzı değişiklikleri  çocuğunuzun erişkin yaşta Tip II diyabeti olup olmayaca­ğını belirlemede  genetik faktörlere göre da­ha önemlidir. Bu önce çelişki gibi gözükü­yorsa da,  özellikle Tip II diyabetiklerde kilo fazlalığı çok önemlidir. Eğer kişi genetik olarak potansiyel Tip II Diyabet adayı iken ide­al kiloda ya da zayıf  ise bu kişinin diyabete yakalanma riski çok azalacaktır. Yani burada genetik yatkınlıktan daha baskın olan, fazla kilolu olmaktır.</p>
<p><strong>Çok yemek yeme zaafımı kırabilmek için, bana yardımcı olabilecek yaklaşımlar nelerdir ?</strong><br />
Bu stratejileri sıralayacak olursak:<br />
- Bir yemek günlüğü tutun, her gün ne­ler yediğinizi yazın. Böylece  yemek kayıt defterinizi ya da günlüğünüzü haftalık ola­rak gözden  geçirerek potansiyel problemleri ve başarıya ulaşmanızı engelleyen  sorunları ortaya koyun.<br />
- Herhangi bir şey ye­meden evvel, kendini­ze gerçekten aç olup olmadığınızı sorun.<br />
- Sağlıksız bir şeyi ca­nınız çektiğinde dik­katinizi dağıtmaya bakın.  Bir arkadaşınızı ça­ğırın, yürüyüş yapın ya da bir yerlere gidin.<br />
- Yemek yeme işini sadece mutfak ya da yemek masası ile sınırlandırın.  Oturma odası ya da yatak odanızda veya yürürken ya da et­rafta  dolaşırken yemek yemeyin.<br />
- Yemek yediğinizde yemek yeme üzerine odaklanın. Televizyon seyretmeyin, kitap okumayın ya da telefonla ko­nuşmayın.<br />
- Çevrenizde yüksek kalorili gıdalar sakla­mayın. Eğer bunlar evin dışında ise, yemeniz de mümkün olmayacaktır.<br />
-  Yiyecekleri, dolaplarda ya da buzdola­bında olduğu gibi göremeyeceğiniz yerlerde saklayın.</p>
<p><strong>Mademki şeker hastalığının asıl nede­ni, vücuda alınan  besinleri enerjiye dö­nüştüren insülinin vücut tarafından  üre­tilememesi, o halde insülinin görevi ne­dir ?</strong><br />
Insülin 51 adet amino asitten olu­şan bir pro­teindir.<br />
İnsülin, şe­kerin bir enerji kaynağı olarak vücut tarafın­dan  kullanılmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda yine vücudun yağ ve  proteinleri yakmasını önlemek için karaciğer ve kaslarda şekeri depolama  işlemini de gerçekleştirir.<br />
Dolayısıyla insanın sağlıklı bir yaşam sür­dürmesi için olmazsa olmaz hayati bir hor­mondur.<br />
Normal olarak insülin, ye­nen bir yemeğin ardından kan dolaşımına  katılır. Gö­revi, nişastalı ve şekerli besinlerden sağlanan gli­kozun  beyin ve sinir hüc­relerine ulaşmasını ger­çekleştirmektir. Çünkü hem  beyin, hem de sinir hücreleri, yakıt olarak glikozdan başka bir madde  kullanmaz.<br />
İnsülin, glikozun kas hücrelerine girerek yanması için gereken bir tür anahtardır.<br />
Kanda insülin olmadığı takdirde, glikoz hücre içine giremez ve kanda başıboş bir hal­de gezmeye başlar.<br />
Kandaki şeker seviyesi aşırı yükseldiğinde, fazla glikoz böbrek eşiğini  geçerek idrara ka­rışır. Fazla glikoz, vücuttan atılırken berabe­rinde  suyu da sürükler, bu nedenle vücutta­ki diğer hücrelerden su çekilir ve  bu durum müthiş bir susama hissine ve su kaybına ne­den olur.</p>
<p><strong>Mademki fazla kilolu olmak, diyabet için (özellikle erişkin tip) en büyük risk faktörü, o halde neden kilo alıyoruz ?</strong><br />
Kalori hesabına dayalı, dolayısıyla kısıtla­yıcı olan geleneksel rejim  anlayışı, eğer kalı­tımsal faktörler etken değilse, sadece çok ye­mek  yediğiniz için şişmanladığınıza inandı­racaktır.</p>
<p>Oysa siz bunun doğru olmadığını biliyor­sunuz.<br />
Çünkü zayıflamak uğruna yedikleri ye­mek miktarlarını azaltmayı  deneyen­lerin çoğu, fazla ki­lolarını kalıcı olarak atmayı  başarama­dıkları gibi, birçokları birkaç ay sonra kendi­lerini  başlangıçtan daha kilolu bulmuşlardır.</p>
<p>Vücuttaki yağ depolarının sorumlusu, fazla enerji içeren yiyecekler  değil, tüketilen yiyeceklerin yapısı yani besinsel özellikleridir.</p>
<p>“Neden kilo alıyoruz” un açıklaması, kan şekerinin önemi ve bunun  sonucu vü­cutta yağ depolanmasının kolaylaşması üze­rinde  yapılandırılmıştır.</p>
<p>Glikozun organizmanın yakıtı olduğunu hepimiz biliyoruz.<br />
Çalışmaları için glikoza ihtiyaç duyan bü­tün organlar (beyin, kalp, böbrekler, kaslar …) için geçici glikoz deposu kandır.</p>
<p>Bu depoda teorik olarak 1 litre kanda, 1 gram glikoz bulunmaktadır.  Bu oranın üstü­ne çıkıldığında hemen düzenleyici bir meka­nizma devreye  girer. Bu mekanizma, insülin salgılayan ve çok önemli bir organ olan  pankreasın kontrolü altındadır.</p>
<p>İnsülin hormonunun ana özelliği, ihtiyaç duyan organların glikoz  girişini sağlayarak, kan şekeri oranını düşürmesidir. İkinci fonk­siyonu  ise vücutta yağ depolanmasını kolay­laştırmaktır.<br />
Normal olarak kan şekerini düşürmek amacıyla pankreasın ürettiği insülin  miktarı, direkt olarak kan şekeri oranının yüksekliği ile orantılıdır.  Örneğin kan şekerini yüksel­ten bir meyve yediğimizde, çok önemli bir  oran söz konusu olmadığından, pankreas kan şekerini düşürmek için çok az  insülin salgılar. Ama tersi bir durum söz konusu ol­duğunda, örneğin  kan şekerini çok fazla yükseltecek bir şekerleme yediğimizde, kan<br />
şekeri seviyesini tekrar normale getirmek için pankreas, yüksek dozda insülin salgılamak durumunda kalır.</p>
<p>Hangi durum söz konusu olursa olsun, insülin tarafından kanda tutulan  glikoz, ya karaciğerde “glikojen” şeklinde depolanır ya da beyin,  böbrek veya alyuvarlar gibi ona ih­tiyacı olan organlar tarafından  kullanılır.<br />
Glikoz enerji olarak kullanılmadığı zaman yağa dönüşür.<br />
Eğer bir kişide kilo alma ya da aşırı şişmanlık has­talığı söz konusuysa  ne­deni, pankreasın çalışma bozukluğudur. Bu durumlarda kişide yüksek  insülin (hiperinsülinemi) sorunu mevcuttur.<br />
Vücutta anormal yağ depolanmasına, yüksek insülin miktarının yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.</p>
<p><strong>Peki fazla kiloyu, şeker hastalığı açısın­dan bu derece önemli kılan nedir ?</strong><br />
Yağ, vücut hücrelerimizin insülin hormo­nuna karşı olan cevaplarını  değiştirir. Bu hücrelerin insülinin etkilerine karşı daha di­rençli  olmalarını sağlar ki, bu durum da insülinin kanımızdan hücrelere soktuğu  (gli­koz ) miktarını azaltır.</p>
<p>Sonuçta kan dolaşımınızda daha fazla şe­ker kalarak, kan şekeri düzeyini arttırır.<br />
Kilo verdikçe, hücrelerimizin insüline kar­şı cevaplarında artış olur ve dolayısıyla insülin etkisini daha iyi gösterebilir.</p>
<p>Kilo kaybının derecesi de illa fazla olması gerekmez.<br />
5-10 kiloluk ya da kilonuzun % 5-10′u oranında bir kilo kaybı, bir  taraftan kan şekerinizi, diğer taraftan da kan koleste­rolünüzü ve de  kan basıncınızı düşürebi­lir.</p>
<p><strong>Tokluk kan şekeri yüksekliği, kalp hastalıkları riskini de artırıyor</strong><br />
Diyabet hastalarının kanında çok miktar­da bulunan glikozun yani şekerin  damar sertliğine neden olmasıyla, kalbe gelen kan miktarı azalıyor.  Bunun sonucu olarak hisse­dilen göğüs ağrısı, kalp krizine veya ani kar-diyak ölümlere neden oluyor. Uzmanlar, özellikle  öğünlerden iki saat sonra ortaya çı­kan tokluk kan şekeri yüksekliğinin,  bu riski arttırabileceğine dikkat çekiyorlar.</p>
<p>Şeker hastalığı olmayan kişilerde yemek­ten sonra pankreasta üretilen  insülin hormo­nu, hızlı bir şekilde salgılanıyor. Ancak tip 2 şeker  hastalarında, bu hızlı erken dönem in­sülin salgılanması kayboluyor.</p>
<p>Açlık kan şekeri normal olan kişilerde, öğünler­den 2 saat sonra  ölçülen kan şekeri yüksek olabi­liyor ve gizli şeker bulu­nabiliyor.  Sadece açlık kan şekeri kontrolü ve tanısının, tip 2 diyabette yetersiz  olduğunu açıklayan uzmanlar, 100 hastadan 31′inin açlık kan şekerinin  nor­mal olmasına rağmen tokluk kan şekerine bakıldığında şeker hastası  tanısı aldıkları­nı vurguluyorlar.</p>
<p><strong>Diyabetiklerin ilaç tedavisini ve diyeti kendi başına bırakması sakıncalı</strong><br />
İlaç ve insülin alan, hatta diyet yapan di­yabetiklerin, bunları  kesinlikle aksatmaması gerekiyor. Çünkü bu ilaçların etki süreleri, 8-12  saat arasında değişiyor ve hasta bu ilaç­ları almayı kendi başına  bırakırsa, kalp ve tansiyon hastalıkları riskini daha da artırmış oluyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglikliol.net/seker-hastalari-spor-yapabilir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Botoks ile ilgili bilgi ve yorumlar</title>
		<link>http://saglikliol.net/botoks-ile-ilgili-bilgi-ve-yorumlar.html</link>
		<comments>http://saglikliol.net/botoks-ile-ilgili-bilgi-ve-yorumlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 21:53:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk, Diş, Göz, Kadın Sağlığı ve Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Botoks ile ilgili bilgi ve yorumlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglikliol.net/?p=2007</guid>
		<description><![CDATA[Tüm gazete manşetleri ve televizyonlardaki şov programlan­ılın  şimdilerde vazgeçilmez konusu botokstur. Bu gözde uygula­mayla  yüzünüzdeki tüm yaşlılık belirtilerinin en hızlı ve kolay şe­kilde yok  edileceği vurgulanıyor. Ne var ki, Botoks son derece cid­di bir tıbbi uygulama olup doktora danışılmadan  yapılmamalı, gü­venilir ve işin ehli kişiler tarafından  gerçekleştirilmelidir.
Bu yeni akım yani [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm gazete manşetleri ve televizyonlardaki şov programlan­ılın  şimdilerde vazgeçilmez konusu botokstur. Bu gözde uygula­mayla  yüzünüzdeki tüm yaşlılık belirtilerinin en hızlı ve kolay şe­kilde yok  edileceği vurgulanıyor. Ne var ki, Botoks son derece cid­di bir tıbbi uygulama olup doktora danışılmadan  yapılmamalı, gü­venilir ve işin ehli kişiler tarafından  gerçekleştirilmelidir.</p>
<p>Bu yeni akım yani Botoks uygulaması ameliyatsız gerçekleş­tirilen kozmetik uygulamasını yeğleyen kişilerce masum bir eğlen­ce olarak  değerlendirilmektedir. Ama Dallas’taki Teksas Üniversi­tesine bağlı  Güneybatı Tıp Merkezi’nin estetik cerrahi bölüm baş­kanına göre bu  uygulamanın istenmeyen sonuçlar doğurabileceği gerçeği bir kenara  atılmamalıdır.</p>
<p>Dr. Rod Rohrich bu uygulamaya sıcak bakan herkesi şu sözlerle uyarıyor: “Bu  uygulamalara katılmayı düşünen kişilerin işlemi uy­gulayacak kişinin  işin ehli olup olmadığı araştırmaları çok önemli­dir. Botoks yalnızca yetkili ve eğitimli bir doktor tarafından uygu­lanmalıdır. Bu  uygulama kırışıklığı önleyen bir kremin kullanılma­sına benzemez. Botoks sonuçta bir ilaçtır ve onun da bazı yan etki­leri vardır.</p>
<p>“Küçük dozlarda Botoks adeleye enjekte edildiğinde ilaç ade-lenin kasılmasına neden olan hareketi bloke eder. İşte Botoks bu şe­kilde gözlerin, alnın ve dudakların kenarındaki kırışıklıkları  yumu­şatır. Uyguladığımız tedavi üç ile dört ay süresince geçerlidir.</p>
<p>“Öte yandan bazı insanlar Botoks uygulaması için uygun aday değildirler. Bu yüzden de her hastanın teker  teker değerlendirilmesi ve uygulama işleminden önce doktor tarafından  söz konusu olabilecek riskler konusunda bilgilendirilmesi  gerekmektedir,” diyor Dr. Rohrich.</p>
<p>Dr. Rohrich aynı zamanda hastaların Botoks ilacının bazı yer­lerde 100 dolara değin düşen fiyatlarda satıldıklannı  ve bu ucuz ilaçlara kesinlikle rağbet etmemeleri gerektiğini ileri  sürüyor. Bo­toks adı altında satılan bu ucuz ilaçların içinde yalnızca  su olduğu da kanıtlanmıştır. “Eğer biri size bu uygulama için hiç de  gerçekçi olmayan ucuz bir fiyat önerdiğinde serumun içinde yalnızca su  ola­bileceğini ve uygulamanın hiçbir işe yaramayacağını göz önünde  bulundurmalısınız.” Dr. Rohrich bazı doktorların hastalarına  uygu­lama sırasında alkol ikram ettiklerini de belirtip, “Alkol ve  tıbbi uygulamalar asla birbirine karıştırılmamalıdır,” diye sözlerine  ekliyor.</p>
<p>Amerikan Estetik Cerrahları Birliği her yıl 1.6 milyondan daha fazla Botoks uygulamasının yapıldığını ve bu uygulamanın Bir­leşik Devletlerde yapılan ameliyatsız estetik ameliyatları ara­sında en yaygını olduğunu açıklamıştır. Botoks bakteri içeren bir protein olan Clostridium botulinum’tan yapılmış olup  gözkapaklarının düşmesine ve yüz hatlarında asimetriye neden olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglikliol.net/botoks-ile-ilgili-bilgi-ve-yorumlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başbakanlıktan ‘cinsel gücü artırıcı ilaç’ uyarısı</title>
		<link>http://saglikliol.net/basbakanliktan-%e2%80%98cinsel-gucu-artirici-ilac%e2%80%99-uyarisi.html</link>
		<comments>http://saglikliol.net/basbakanliktan-%e2%80%98cinsel-gucu-artirici-ilac%e2%80%99-uyarisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 21:50:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Genel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakanlıktan ‘cinsel gücü artırıcı ilaç’ uyarısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglikliol.net/?p=2005</guid>
		<description><![CDATA[Başbakanlığ’a başvuran bir vatandaş, cinsel gücü artıran ilaçlar hakkında bilgi istedi. Başbakanlık’tan vatandaşa verilen yanıtta, bu tür ilaçların üretim ve ithalatına izin verilmediği belirtilerek, “Bu ilaçları esinlikle kullanmayın” denildi.
Başbakanlık, piyasada ya da internette satılan cinsel içerikli ilaç ve ürünler hakkında bilgi isteyen vatandaşın talebini resmi yazı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na iletti. Gıda Kontrol Hizmetleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakanlığ’a başvuran bir vatandaş, cinsel gücü artıran ilaçlar hakkında bilgi istedi. Başbakanlık’tan vatandaşa verilen yanıtta, bu tür ilaçların üretim ve ithalatına izin verilmediği belirtilerek, “Bu ilaçları esinlikle kullanmayın” denildi.</p>
<p>Başbakanlık, piyasada ya da internette satılan cinsel içerikli ilaç ve ürünler hakkında bilgi isteyen vatandaşın talebini resmi yazı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na iletti. Gıda Kontrol Hizmetleri Daire Başkanlığı’ndan Başbakanlığa gelen yanıt ise tekrar başvuru sahibi vatandaşa gönderildi.</p>
<p>Başbakanlık’tan, vatandaşa verilen yanıtta Tarım Bakanlığı’nın ‘takviye edici gıda’ adı altında kilo verdirici, kilo aldırıcı, boy uzatıcı, cinsel performansı artırıcı, sigara bıraktırıcı ve hastalıkları iyileştirici  gibi niteliklerde hiçbir ürüne üretim yada ithal izni vermediği  belirtildi. Başbakanlığın yanıtında şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>“Bu etkilere sahip olduğu iddia edilen ürünlerin, ithalat ya da  üretim izni olmadığı halde yalan beyanla Tarım Bakanlığı’ndan izinli  oldukları ilan edilmektedir. Bu ürüleri pazarlayanlar başka firmalara  ait ithalat ya da üretim izni tarih ve sayılarını kendi ürünlerine  aitmiş gibi göstermektedir. Bu ürünlere ait Tarım Bakanlığı’ndan  insanların günlük tükettikleri gıdalara ek olarak takviye edici gıda niteliğinde verilen ithal ve üretim izinlerini beyan ve taahhüt  ettiklerinin dışında etiket, ambalaj ve reklamlarla satışa sunarak  tüketiciyi yanıltılmaktadır.”</p>
<p>Reklamı da yasak</p>
<p>Yanıtta yapılan reklam ve tanıtımların mevzuata aykırı olduğunun da  altı çizilerek Tarım Bakanlığı tarafından üretim ve ithal izni verilen  ürünlerin www.kkgm.gov.tr internet sitesinde yayımlandığı belirtildi.  Vatandaşa verilen yanıtta şöyle dendi:</p>
<p>“Bu bilgilerin tümü ürünün etiketi üzerinde doğru ve eksiksiz olarak  yer almalıdır. Marka, isim, üretici-ithalatçı firma gibi bilgilerin bir  ya da birkaçının Bakanlığımızca yayımlanan bilgilerden farklı olması  durumunda, takviye edici gıdanın kilo verdirici, kilo aldırıcı, boy  uzatıcı, cinsel performansı arttırıcı, sigara bıraktırıcı ve hastalıkları iyileştirici  bir özelliği olduğu iddia edilmesi durumunda ürünleri kesinlikle  kullanmayınız.</p>
<p>Söz konusu durumlarda yapılan reklam ve tanıtım radyo, televizyon ya da yazılı basında yer alıyor ise Bakanlığımızın yanı sıra Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ na ve radyo televizyon reklamları için Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na (RTÜK) başvurmanız durumunda mevzuat kapsamında bu  kurumların da yaptırım uygulaması sağlanmış olacaktır. Bakanlığımız  tarafından yukarıdaki hususların düzeltilmesi, sorumlular hakkında yasal  işlem uygulanması için halihazırda yürütülen denetimlerimize ek olarak  kapsamlı bir çalışma başlatılmıştır. Bakanlığımıza yaptığınız  başvurunuzda bilgileri verilen ürün yada satış yerine ait bilgiler bu  kapsamda değerlendirmeye alınmıştır.”</p>
<p>Radikal</p>
<p>http://www.haberturk.com/saglik/haber/547216-basbakanliktan-cinsel-gucu-artirici-ilac-uyarisi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglikliol.net/basbakanliktan-%e2%80%98cinsel-gucu-artirici-ilac%e2%80%99-uyarisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kene,sağlık,    Hastalık oluşması ve bulguları:</title>
		<link>http://saglikliol.net/kenesaglik-hastalik-olusmasi-ve-bulgulari.html</link>
		<comments>http://saglikliol.net/kenesaglik-hastalik-olusmasi-ve-bulgulari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 21:46:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Saglikli Yasam]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık oluşması ve bulguları:]]></category>
		<category><![CDATA[kene]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglikliol.net/?p=2000</guid>
		<description><![CDATA[Son yıllarda daha sıkça duyulmaya başlayan, bahar-yaz dönemlerinde artış gösteren ve ağırlıklı olarak keneler aracılığıyla bulaşan virütik bir hastalıktır. İlk olarak 1944 yılında Kırım’da, sonra 1956 yılında Kongo’da tanımlanmış ve sonra aynı hastalık olduğu anlaşılmıştır.
Keneler, kan emerek beslendikleri için hemen tüm yabani ve evcil hayvanların (inek, koyun, köpek, kemiriciler, yerde beslenen kuşlar vb.) üzerinde bulunabilir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda daha sıkça duyulmaya başlayan, bahar-yaz dönemlerinde artış gösteren ve ağırlıklı olarak keneler aracılığıyla bulaşan virütik bir hastalıktır. İlk olarak 1944 yılında Kırım’da, sonra 1956 yılında Kongo’da tanımlanmış ve sonra aynı hastalık olduğu anlaşılmıştır.</p>
<p>Keneler, kan emerek beslendikleri için hemen tüm yabani ve evcil hayvanların (inek, koyun, köpek, kemiriciler, yerde beslenen kuşlar vb.) üzerinde bulunabilir ve bu hayvanlardan insana geçebilirler. Ayrıca, çalılık ve yeşil, yüksek otlu alanlarda bulunan keneler, beslenmek için doğrudan insanlara da geçip ısırabilirler. Bu nedenle daha çok kırsal bölgelerde ve hayvancılıkla uğraşan kişilerde görülmekle birlikte kentsel alanlardaki uygun ortamlarda da bulunabilirler.</p>
<p>Virüs ile bulaşmış keneler, kan emişini tamamladıktan sonra ayrılırken bir sıvı salgılarlar. Virüs genellikle bu sıvı ile bulaşır. Kan emdikleri ve virüsü bulaştırdıkları tüm canlılar hasta olabilir fakat hastalık genellikle hayvanlarda hafif ve bulgusuz seyreder. Bu nedenle daha az görülmekle birlikte hasta hayvanların salgıları ve kanları aracılığıyla da hastalık bulaşabilir.</p>
<p>Kenelerin kan emişi genellikle uzun bir süreçtir. Sinekler gibi hemen sokup kısa sürede kan emişini bırakmazlar. Kan emmeye başlayan kene, ağız kısmındaki hortumunu cilt içine sokar ve doyuncaya kadar çıkartmaz. Bu hortum, geri çıkışı engellemek için çıkıntılar içerdiğinden kolay çıkmaz. Bu nedenle keneyi çıkartmak için zorlamamak gerekir. Çok zorlandığında sıvıyı erken salgılayıp virüsü bulaştırabilir veya boru kısmı koparak cilt içinde kalabilir. Ayrıca, zorlama kenenin patlayarak enfekte sıvı ve kanının cildimizdeki çiziklerden ya da gözümüze sıçrayarak bulaşmasına yol açabilir. Bu nedenle vücuda yapışık kene görüldüğünde bir cımbızla ağız kısmından tutularak yavaşça sağa-sola oynatılıp bir vida gibi çıkartılmaya çalışmalı ya da bir sağlık kurumuna başvurularak çıkartılması sağlanmalıdır.</p>
<p>Hastalık oluşması ve bulguları:<br />
Hastalık genellikle kene ısırığı ile virüsün bulaşmasından 1-3 gün sonra ortaya çıkar. Bu süre en fazla 9 güne kadar uzayabilir. Hasta hayvanın kan ve vücut sıvıları bulaşmış ise bu durumda hastalığın ortaya çıkışı 13 güne kadar uzayabilmektedir.</p>
<p>Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kol, bacak ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin iştahsızlık bulguları ile başlar. Bazen kusma, karın ağrısı ve ishal olabilir.<br />
İlk günlerde yüz ve göğüste küçük cilt altı kanamaları, gözlerde kızarıklık, gövde, kol ve bacaklarda bir yere çarpmış gibi cilt altı kanamalar oluşabilir.<br />
Burun kanaması, kanlı kusma, kanlı dışkılama, kanlı idrar görülebilir. Vajinal kanamaya da rastlanabilir.<br />
Ağır olgularda hepatit, karaciğer, böbrek, akciğer yetmezlikleri oluşabilir.</p>
<p>Tedavi: Diğer çoğu virüs hastalıklarında olduğu gibi bu hastalığın da doğrudan bir tedavisi ve etkili bir ilacı olmayıp daha çok destek tedavisi ve bulguları gidermeye yönelik tedaviler ve bazı antivirütik ilaçlar uygulanmaktadır.<br />
Erken dönemde başlanılan destek tedavi daha başarılı sonuç vermektedir. Geç başlanılan tedavi ve ağır seyredebilen hastalık öldürücü olabilmektedir.<br />
Hastalığa karşı aşı çalışması yürütülmekle birlikte henüz koruyucu bir aşı geliştirilememiştir.</p>
<p>Korunma:<br />
Hastalık, kenelerin sokması sonrası salgıladıkları sıvıyla, kenelerin çıkartılırken ezilmesi sonucu çıkan sıvı ve kanıyla veya kene sokması sonucu virüsü alıp hasta olmuş hayvanların kan ve salgıları ile bulaşabilmektedir. Bu nedenle:<br />
Mera ve meskenlerde yerleşik keneler kan emerek beslenirler. Hayvanları kenelerden uzak tutarak kenelerin yayılmaları engellenmelidir.</p>
<p>Yeşil ve piknik alanlarına gidildiğinde (su kenarları, otlaklar, çalılık ve yüksek otlu alanlar) uzun giysiler giymeli, bacakları açıkta bırakmamalı, paçalar çorap içine konulup kenenin vücuda ulaşması zorlaştırılmalıdır. Dönüşte tüm vücut kontrol edilip yapışık kene olup olmadığına bakılmalıdır.</p>
<p>Yeşil alanlara giderken böcek kaçırıcı sıvı ve jeller cilde sürülebilir veya giysilere emdirilebilir. Bu maddelerin az da olsa sağlık<br />
sakıncaları olduğu dikkate alınmalıdır. Hayvan besliyorsanız hayvanlarınızı dolaştırırken onlara da bu sıvılardan sürebilirsiniz.<br />
Vücuda yapışık kene tespit edildiğinde keneyi çıkartmak için fazla zorlamamalı, halk arasında yaygın olduğu şekliyle sigara veya kibritle yakma, kenenin üzerine kolonya, alkol veya diğer kimyasal maddeler uygulanmamalıdır. Bu maddeler kenenin daha erken aşamada kusmasına ve enfekte sıvıyı vücudumuza salgılamasına neden olabilir.</p>
<p>Vücuda yapışık kene tespit edildiğinde eldiven takarak ve bir cımbız ile kene vücuda yapışık ağız kısmından tutularak yavaşça sağa-sola sallanarak bir vida gibi çıkartılmalı veya bir sağlık kurumuna başvurularak çıkartılması sağlanmalıdır.<br />
Hasta kişiler ile temasta vücut sıvıları aracılığıyla bulaşma olabileceği unutulmamalıdır.</p>
<p>Artık piknik yapmak da riskli hale geldi.<br />
Kenelerle karşılaşmamanız dileğiyle,</p>
<p>Dr. Murat FIRAT<br />
Halk Sağlığı Uzmanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglikliol.net/kenesaglik-hastalik-olusmasi-ve-bulgulari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanser hastalığından korunmak</title>
		<link>http://saglikliol.net/kanser-hastaligindan-korunmak.html</link>
		<comments>http://saglikliol.net/kanser-hastaligindan-korunmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 21:43:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser hastalığından korunmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglikliol.net/?p=1998</guid>
		<description><![CDATA[İşte Topuz&#8217;un açıklamalarına göre dikkat etmemiz gerekenler&#8230; Kahvaltıda mutlaka köy yumurtası “Bir gününüzü anlatır mısınız?’’ diye sorunca Prof. Topuz, günü başa sarıyor: •Saat 05.30’da kalkarım. Açken bir iki bardak su içerim. •Kahvaltıda mutlaka her sabah organik bir domates ve köy yumurtası yerim. •Soframda organik zeytin, beyaz peynir, biber ve esmer ekmek olur. •Şekersiz, tatlandırıcısız, rezene, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İşte Topuz&#8217;un açıklamalarına göre dikkat etmemiz gerekenler&#8230; Kahvaltıda mutlaka köy yumurtası “Bir gününüzü anlatır mısınız?’’ diye sorunca Prof. Topuz, günü başa sarıyor: •Saat 05.30’da kalkarım. Açken bir iki bardak su içerim. •Kahvaltıda mutlaka her sabah organik bir domates ve köy yumurtası yerim. •Soframda organik zeytin, beyaz peynir, biber ve esmer ekmek olur. •Şekersiz, tatlandırıcısız, rezene, yeşil çay ya da kuşburnu çayı içerim. Saat 07.00’de iş yerimde olurum. •Eğer işim yoksa bilgisayarımı açmam. •Cep telefonu konuşma sürelerim 30 ila 50 saniye sürer. Telefon kullanacağım zaman da kablolu telefon tercih ederim. •Öğlenleri 2-3 meyve, özellikle elma yerim. Olmazsa olmazları •Haftada 2-3 kez balık çorbası için. •Mevsimiyse her gün mutlaka nar ya da nar suyu. •Kırmızı eti 15 günde bir tüketin. •Balık ve hindi eti ile köy tavuğu tercih edin. •Öğle ya da akşam yemeğinde mutlaka zeytinyağlı yiyin. •Yıkanırken bebek şampuanı ya da zeytinyağlı sabun kullanın. •Pamuk yorganda yatın, yatağın üzerine şilte koyun. •Evde halı yok, yerler parke. İlla bir şey sermek isteyen kilim kullanabilir. •Televizyonu 5 metreden izleyin. •Karanlıkta uyuyun. Aydınlıkta uyumak kanser riskini artıran bir etkendir. •Yatak odasına TV, bilgisayar sokmayın. •Tıraş makinesi yerine jilet tercih edin. Tıraş sonrası losyon kullanmayın. •Kavrulmuş kuruyemişlerden de uzak durun. Örneğin fındığı kavurduğunuz zaman fındığın üzerindeki zar erir ki, o da fındığın en yararlı kısmıdır. Cevizi açık almayın, kabuklusunu tercih edin. Badem de kansere karşı çok faydalı. DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ÖNEMLİ HUSUSLAR •Lahana, pazı, hardal otu, karnabahar, brokoli, zerdeçal, yaban mersini, kara erik, kara üzüm tüketilecekler listesinin başına yazılmalı. Kansere karşı etkili olduğu bilinen maddelerin başında flavon geliyor. Flavon bitkisel bir madde ve bitkilerde yaklaşık 4 bin flavon tespit edildi. Flavon açısından en zengin olanı ise kara üzüm. Kara üzümde 150, beyaz üzümde ise 30 flavon bulunuyor! •Kırmızı etten kaçının. •Günde 5-7 porsiyon sebze ve meyve tüketin. •Bakliyat, özellikle mercimek, nohut ve kuru fasulye tüketmeye özen gösterin. •Yine günde 2-3 porsiyon tahıl tüketimini gerekli görüyoruz. •Günde bir çorba kaşığı taze çekilmiş keten tohumu da kolon kanserinden korunmada etkilidir. •Bunların yanı sıra soğan, sarımsak, ada çayı, limon kabuğu çayı, zencefil, biberiye, kekik de tüketilecekler listesinde. •Narın altını çiziyorum. İster meyve olarak ister suyunu sıkarak tüketin ama tüketin! Nar, kolon kanseri tümörüne karşı adeta savaşıyor; yüzde 30 ila yüzde 100 oranında da etkili oluyor. •Günde 2 litre sıvı almaya özen gösterilmeli. •Deniz balıklarında bulunan omega 3’ü de şiddetle öneriyorum. •Alkol ve sigarayı söylememe gerek yok! •Yanmış ızgaradan, içinde katkı maddesi bulunan salam, sosis, sucuk ve meyve sularından, ne olduğu belli olmayan konservelerden uzak durun! •Kemoterapide ise kesinlikle greyfurt yemeyin! H.T. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglikliol.net/kanser-hastaligindan-korunmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mide Kanseri ile ilgili bilgiler</title>
		<link>http://saglikliol.net/mide-kanseri-ile-ilgili-bilgiler.html</link>
		<comments>http://saglikliol.net/mide-kanseri-ile-ilgili-bilgiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 21:42:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Mide Kanseri ile ilgili bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglikliol.net/?p=1996</guid>
		<description><![CDATA[Mide kanseri, karnın sol üst bölgesinde bulunan midenin herhangi bir noktasına yerleşen, genellikle lenf bezleri, karaciğer ve akciğere yayılan bir kanser türü.
En sık görülen kanser türleri arasında 4. ancak kanserden ölümlerde 2. sırada yer alıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat, &#8220;Çeşitli sebeplerden dolayı midenin mukoza zarında tümörler gelişir, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mide kanseri, karnın sol üst bölgesinde bulunan midenin herhangi bir noktasına yerleşen, genellikle lenf bezleri, karaciğer ve akciğere yayılan bir kanser türü.</p>
<p>En sık görülen kanser türleri arasında 4. ancak kanserden ölümlerde 2. sırada yer alıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat, &#8220;Çeşitli sebeplerden dolayı midenin mukoza zarında tümörler gelişir, bu tümörlerden kötü huylu olanlar, kansere yol açar&#8221; diyor.</p>
<p>Mide kanseri, erkeklerde kadınlara oranla 3 kat daha fazla görülüyor. Ülkemizde de sık görülen mide kanserinden dünyada her yıl ortalama 800 bin kişi ölüyor. ABD’de her yıl yaklaşık 25 bin kişi mide kanserine yakalanıyor.</p>
<p>ETLİ BESİNLERE İSTEKSİZLİK VARSA&#8230;</p>
<p>Etli gıdalara isteksizliğin önemli bir mide kanseri belirtisi olduğunu belirten Prof. Polat, hastalığın erken dönemde genellikle belirti vermediğini söylüyor:</p>
<p>&#8220;Başlangıçta hazımsızlık ve şişkinlik, özellikle etli gıdalara karşı isteksizlik görülür. Daha geç dönemlerde ise karın ağrısı, bulantı, kusma, gıda alımından sonra şişkinlik, kilo kaybı görülmektedir. Daha önce herhangi bir şikayeti olmayan 40 yaş üzerinde bir kişide hazımsızlık ve kilo kaybı gibi durumlar, hastalık açısından değerlendirmeyi gerektiren belirtilerdendir.&#8221;</p>
<p>BESLENME ALIŞKANLIĞI VE SİGARA EN ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRÜ</p>
<p>Mide kanserini tetikleyen birçok neden bulunduğunu vurgulayan Prof. Polat, midede kansere yol açabilecek durumları şu şekilde özetliyor:</p>
<p>Beslenme Tarzı: Beslenme alışkanlığının önemli rol oynadığı mide kanserinde özellikle mangalda pişmiş et ve benzeri gıdalar, aşırı tuzlanmış ve salamura yapılmış sebzeler, mide kanserinin oluşumunda etkin rol oynar. Mide kanserinden korunmak amacıyla Akdeniz menüsü tarzında beslenme koruyucu sayılabilecek önlemlerdendir. Taze ve doğal olan sebze ve meyveler yine mide kanserine karşı koruyucu özelliğe sahiptir.</p>
<p>Enfeksiyonlar: Helikobakter pilori, mide kanserine neden olan önemli bir faktördür. Tüm mide kanseri olgularının yüzde 65-85’inde helikobakter pilori enfeksiyonu mevcuttur. Diğer taraftan bakıldığında da tüm helikobakter pilori, enfeksiyonlu olguların yüzde 2’sinde mide kanseri vakasına rastlanmaktadır.</p>
<p>Sigara ve Alkol: Sigara, önemli aynı zamanda da önlenebilir bir mide kanseri nedenidir. Sigaranın mide kanserine olan tetikleyici özelliğine bir de alkol ile birlikte tüketiminin eklenmesi, mide kanseri olma oranını çok daha fazla artırmaktadır. Bunun için sigara ve alkolden uzak durulması önerilmektedir.</p>
<p>Genetik: Birçok hastalık gibi mide kanserinde de genetik faktörlerin etkili olabileceği bilinmektedir. Tüm mide kanserli olguların yaklaşık yüzde 10’unda genetik faktörler ön planda bulunmaktadır.</p>
<p>TEDAVİNİN BAŞARISI İÇİN ERKEN TEŞHİS GEREKLİ</p>
<p>Mide kanseri tanısında en önemli yöntemin endoskopi olduğunu belirten ve &#8220;Risk grubundaki olgulara mutlaka endoskopi yapılmalıdır&#8221; diyen Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat, mide kanserinde tanı ve tedavi yöntemleri hakkında ise şunları söylüyor:</p>
<p>&#8220;Endoskopi uygulamasında, ucunda kamera olan bir boru ile mideye girilir. Eğer ur tespit edilirse, biyopsi yapılır. Kesin tanı için biyopsi kaçınılmazdır. Endoskopinin uygun kullanımı ile hastalığı erken evrede yakalamak mümkün olabilmektedir. Özellikle Japonya&#8217;da endoskopinin etkin kullanımı; erken tanıyı ve buna bağlı olarak hastalıktan kurtularak uzun yaşam sonuçlarını da beraberinde getirmiştir.</p>
<p>Bunun dışında kontrastlı grafiler ve bilgisayarlı tomografi mide kanseri tanısını sağlayan diğer önemli araçlardandır. Mide kanseri tanısının ardından uygulanacak olan tedavi multi disipliner yaklaşımı gerektirir, yani ekip çalışması ile başarı sağlanabilmektedir. Cerrahi olarak tümörün uygun şekilde çıkarılması hastalığın en önemli ve en belirleyici tedavi şeklidir. Hastalığın evresine göre kemoterapi ve radyoterapi uygulanması önemli etkinliğe sahiptir. Eğer lenf bezlerine sıçrama olmuşsa mutlaka kemoterapi yapılmalıdır.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglikliol.net/mide-kanseri-ile-ilgili-bilgiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlanan Kadın ve Erkeklerde Gebeliği Etkileyen Faktörler</title>
		<link>http://saglikliol.net/yaslanan-kadin-ve-erkeklerde-gebeligi-etkileyen-faktorler.html</link>
		<comments>http://saglikliol.net/yaslanan-kadin-ve-erkeklerde-gebeligi-etkileyen-faktorler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 20:30:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlanan Kadın ve Erkeklerde Gebeliği Etkileyen Faktörler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglikliol.net/?p=1994</guid>
		<description><![CDATA[Zamanla meydana gelen faktörlerden dolayı ileri yaşlarla gelen gebe kalma imkanı eskiye oranla azalmaktadır.30 yaşını geçmemiş herhangi bir kadında hamile olabilme ortalaması % 20 iken, 40 yaşını geçmiş kadınlarda ise  bu oran  % 5&#8242;lere kadar düşebilmektedir.
Tüp bebek gibi ileri teknik uygulamalarla yapılan operasyonlar sonucu 40 yaşını geçmiş kadınlarda hamile kalma oranı azalırken, düşük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zamanla meydana gelen faktörlerden dolayı ileri yaşlarla gelen gebe kalma imkanı eskiye oranla azalmaktadır.30 yaşını geçmemiş herhangi bir kadında hamile olabilme ortalaması % 20 iken, 40 yaşını geçmiş kadınlarda ise  bu oran  % 5&#8242;lere kadar düşebilmektedir.</p>
<p>Tüp bebek gibi ileri teknik uygulamalarla yapılan operasyonlar sonucu 40 yaşını geçmiş kadınlarda hamile kalma oranı azalırken, düşük ve sakat bebek riskide yükselmektedir.</p>
<p>Doğurganlıkta rastlanan bu etkileşimler; mevcut sağlık kalitesi yumurtlama sistemlerinde oluşan zamana dayalı farklılıkar ve yumurtalıkta oluşan genel şartlardaki değişiklikler ile meydana gelmektedir.</p>
<p>Hem 40  yaşına gelene  kadar bir çok bayanın hayatında gebe kalmayı etkileyecek faktörlerle yüzyüze gelmiş olmasıda, gebelik organları ile ilgili rahatsızlıklar, dış gebelik, appendisit, endometriosis ya da cerrahi operasyonlarla tedavi görmüş olmaları gebeliği olumsuz yönde etkileyecek faktörler arasında büyük rol almaktadır.</p>
<p>Bebek sahibi olmak düşleyen anne ve babalarda çeşitli operasyonlarla biryıl gibi bir süre sonunda sonuç olarak gelen başarısızlıktan sonra tekrar denenirken, bayanın yaşı 40&#8242;ı geçmiş ise bu süreç en az altı ay kadar bir süre bekletilmelidir.</p>
<p>Yaşlanma  tek olarak bayanlarda sorunlara yol açmaz kesinlikle erkeklerde, kadınlara benzer bir menopoz durumu oluşmamakla birlikte, seksüel  işlemler ve hamile bırakma  kabiliyetinde ihtiyarlıkla ile birlikte belirli düşüşlerle beraber risklerde meydana gelmektedir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglikliol.net/yaslanan-kadin-ve-erkeklerde-gebeligi-etkileyen-faktorler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Varisin Ortaya Çıkma Nedenleri ve Tedavi Yöntemleri</title>
		<link>http://saglikliol.net/varisin-ortaya-cikma-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.html</link>
		<comments>http://saglikliol.net/varisin-ortaya-cikma-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 07:57:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi Yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Varisin Ortaya Çıkma Nedenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglikliol.net/?p=1992</guid>
		<description><![CDATA[Kirli kanı kalbe ileten damarlar tıpta toplardamar olarak kabul edilmektedir. Bu damarlarda kopekcık hareketleri ile  kanın sürekli geriye gitmesini tetiklemektedir. Farklı rahatısızlık nedenlerinden dolayı bu kapak hareketlerinin işlevselliğinde meydana gelen rahatsızlıklar kanın geri gitmesine olanak sağlamayarak ve bununla eş orantılı olarak  belirli süre içerisinde  damarlarda işlev bozukluğu ve açılma ve büyümeler görülmektedir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kirli kanı kalbe ileten damarlar tıpta toplardamar olarak kabul edilmektedir. Bu damarlarda kopekcık hareketleri ile  kanın sürekli geriye gitmesini tetiklemektedir. Farklı rahatısızlık nedenlerinden dolayı bu kapak hareketlerinin işlevselliğinde meydana gelen rahatsızlıklar kanın geri gitmesine olanak sağlamayarak ve bununla eş orantılı olarak  belirli süre içerisinde  damarlarda işlev bozukluğu ve açılma ve büyümeler görülmektedir. Bu şekildede tıpta varis ismiyle adlandırılan hastalık  Maalesef meydana gelmektedir.<br />
-Varisli hastalardaki şikayetler?<br />
Genellikle gece meydana gelen kasılmalar, bacaklarda sancı, şişme,gıdıklanma hissi, yanma ve huzursuzluk şikayetleri sık oranda görülmektedir.<br />
-Bu hastalığa nasıl yakalanılır?<br />
Genetiknedenlerle oluşma oranı yüksek olsada, ayakta sabit vaziyette uzun müddetlerce durma, sürekli oturmak, sıcak suyla banyo aşırı şekilde, güneşte fazla bulunma, gebelik gibi etkenler varis gelişmesine imkan sağlamaktadır. Bazen bir sebeb Ya da daha fazla sebeb varisin oluşmasını tetikleyebilmektedir.<br />
Bu hastalıktan kurtulma yolları ?<br />
Varis seviyesine göre çeşitli lazer cihazları veya kaliteli seanslar sürecinden sonra tedavi edilmektedir.<br />
-Tedavi sancılı mıdır, kaç seans tedavi şart görülmektedir ?<br />
Tedavi uygulama esnasında kişiyi zorlayacak oranda bir sancı meydana gelmez. Varisli alanın büyüklüğüne göre ortalama uygulanması gereken seans sayısı hesaplanır. Haftada 1 veya 2 seans uygulanabilir.Bu yöntemler dahilinde varisten kurtulmak tam anlamıyla mümkündür bir hekime başvurarak seanslar hakkında daha detayli bilgilere ulaşabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglikliol.net/varisin-ortaya-cikma-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->