Emzirmenin püf noktaları
Yazan: admin 30 Ocak 2010 Cumartesi
Kategori: Çocuk, Diş, Göz, Kadın Sağlığı ve Sağlık Haberleri
->
DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ve ÜNİCEF, bebeklerin yaşamının ilk 4 ayında mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslenmesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin, Anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar. Emzirme, bebeğinizle sizin arasında sağladığı yakın temas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. Bebeğiniz doğduktan sonra ilk yarım saat içinde, sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden, mutlaka onu emzirmelisiniz. İlk 48 saat içinde sık emzirmek, sütün yeterliliği açısından önem taşır .Çünkü sık emzirmeye bağlı olarak süt salgısında artık olacaktır. Bu nedenle, sütünüz henüz gelmemiş bile olsa, sık emzirmeye devam edin.
Kolostorun adı verilen ilk süt, protein bakımın dan oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır. Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum, sonraki birkaç gün içinde normal anne sütüne dönüşecektir.
Kolostrum sıvısı, hamileliğinizin yedinci ayından sonra sağlıyabilir. Bu aylarda dış altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bulunan koyu renkli kısım), baş ve işaret parmaklarıyla yapılacak kısa masajlar, süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir.
Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın. Yeni kaynatılmış ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin. Bebeğinizi mümkün olduğu kadar dik bir pozisyonda kucağınızı alın. Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın. Bebeğinizin, meme başını çevresindeki meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın. Böylece, bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir. Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamayacaktır.
Biyolojik yaş
Yazan: admin 30 Ocak 2010 Cumartesi
Kategori: Genel sağlık
Kötü yaşayan bir insan için uzun süre yaşamak hiçbir şey ifade etmez. Kendinizi düşünün: Çok kilolusunuz ya da aşırı yemek yiyorsunuz (çok şişman olmamakla birlikte) anti-aging hormonu çok hızlı bir şekilde azalır. Yorgunluktan, kas erimesinden, kilo almaktan, çeşitli ağrılardan libido düşüklüğünden, öfkeden dişlerinizi sıkmaktan, kötü yaşamaktan yakınırsınız. Ya da hormonların yavaş çalışmasından ötürü daha şanslı olsaydınız daha iyi bir sağlığınız ve uzun bir ömrünüz olacaktı.
Bu iki yaşa da sahibiz. Doğum tarihimizle başlayan ve her yıl bir mum üflediğimiz kronolojik yaş ve organlarımızın yıpranmasına bağlı olan biyolojik yaş. “Çok yaşlı olan” bir sürü insan tanıyoruz ki yaşları diğerlerinin sözlerine rağmen neredeyse sonsuza kadar güzel bir havada, uysallık içerisinde, hevesle ve gençlikle birbirlerine ve yaşama bağlılar. Başka bir deyişle, genç olarak var olurlar “yaşlı” ve damarları formda olan bir organizmaya bağlı yaşarlar, (onların yaşlarını damarlarından anlarız) Yaşamsal alışkanlıklarımız değişkenliğimize önemli ölçüde etki eder. Örneğin biliyoruz ki sigara içenlerin ciltleri içmeyenlere göre daha çabuk kırışır. Ve şüphesiz bu iç kısımlara da yansır, sigara damarlara ve akciğere zarar verir, beslenmeyi bozar ve diğer organlara da doğrudan kötü etki yapar.
Gerçek yaşlarını doğrulamak için iyi bir araç (biyolojik) anti-aging hormonunun kanlarındaki dozajını bulmaktır. Böylece normale dönüşü teyit edebilir ve hormonlarındaki doğal üretimi uzatmak için yaşam alışkanlıklarını iyileştirebilir.
Ve Okinavva’da
Yapılan araştırmalarla bu görüş geniş ölçüde bizim yüz yaşını aşmış Okinawa’lıların neden bu kadar genç göründüğünü büyük oranda açıklar. Onlann sağlık bilgileri insan vücudunun ihtiyaçlarıyla bağdaşmaktadır, bizim kendimizi hızla yaşlandırmamızdan çok daha iyi olarak onlar toplum olarak yaşlanmayı yavaşlatmışlardır.
Sonuç olarak, onlann doğal hormon oranları (gençlik) çok yüksektir ve bizimkine göre çok daha yavaş bir şekilde azalır. Ostrojen, protesgeron, testosteron, büyüme hormonu ve aynı değerdeki DHEA kanlarında önemli oranda bulunur.
Diğer yandan Okinavva beslenmesinin yaşlanmaya karşı iki avantajı daha vardır: Onlar çok az serbest radikaller açıgaçıkarır ve çok fazla anti-oksidan üretirler.
Yaşlanmayı hızlandıranlar
* Çok yemek
* Alışkanlık faktörleri: sigara, alkol
* Stres
* Sedanterite
* Yalnızlık
* Depresyon
Genç kalmaya yardım edenler
* Kalori sınırlaması
* Fiziksel egzersiz
* Dengeli bir beslenme
* Zihin egzersizleri, oyunlar
* Arkadaşlarınızla dışarı çıkmak
* İyi huylu olmak
Makyaj Nasıl Temizlenir
Yazan: admin 29 Ocak 2010 Cuma
Kategori: Çocuk, Diş, Göz, Kadın Sağlığı ve Sağlık Haberleri
->
Kullandığınız makyaj malzemeleri büyük bir olasılıkla mineral makyaj ürünleri olmayacaktır bu durumda yüzünüze uyguladığınız makyaj gün boyunca derinizdeki gözeneklerin kapanmasına ve bu şekilde cildinizin dış etkilere karşı açık olmasına sebep olacaktır.
Gün boyunca dış etkilere maruz kalan bir cilt gün sonunda tam olarak başarılı bir şekilde temizlenmediğinde uzun vadeli zararlı sonuçlara yol açabilir. Makyaj temizleme konusu düşündüğünüzden çok daha fazla önem taşıyor… Bu yüzden makyaj temizleme teknikleri konusunda az da olsa bilgi sahibi olmalı ve bu bilgileri makyajınızı temizlerken uygulamalısınız…
Kullandığınız tonik yerine bitki sularını tercih edebilirsiniz, bu cildinizde yaşadığınız minik sorunlara çözüm olacaktır. Fakat uzun süredir siyah nokta tedavisi görüyorsanız bu değişikliği pek önermemekteyiz…
Eğer çok yağlı bir cilde sahipseniz ya da hava sizi oldukça çok terletecek kadar sıcak bir aralıkda seyrediyor ise sabahları cildinizi süt bazlı bir temizleme ürünüyle temizlemenizde fayda bulunmaktadır, fakat bu durumların olmadığı koşullarda böyle bir zorundalığınız da bulunmamaktadır.
Akşam yapmanız gereken cilt temizleme işlemini bir şekilde yapamadıysanız ve sabah kalktığınızda ne yapmanız gerektiğini soruyorsanız önerilerimize kulak verin. Her gün cildiniz temizlemeniz cilt yaşlanmanızın gecikmesi anlamına gelecektir, bu sebeple işinizi sabaha bırakmış dahil olsanız makyajınızı temizleme ürününüz ile temizlemeli ve cildinizi kozmetik ürünlerden arındırmalısınız… Eğer dışarı çıkmanız gerekiyor ve tekrar makyaj yapacaksanız bir süre beklemenizi önermekteyiz…
Sivilce Lekeleri ve Tedavileri
Yazan: admin 29 Ocak 2010 Cuma
Kategori: Genel sağlık
Çoğu insan yaşamlarında sivilce sorunlarıyla karşılaşırlar. Çoğu zaman sivilceler iz bırakmaz. Fakat bazı insanlarda sivilceler, yara izleri bırakabilir. Uzun yıllar bu izleri taşıma mecburiyetinde kalabilirler. Kişiyi rahatsız etmekle kalmayıp, sosyal çevrede kendine güvenini kaybedebilirler.
Uygun tedavi ile bu lekelerden kurtulabilirsiniz. Sivilceleri sıkmak bu izlerin oluşmasındaki en büyük etkendir. Şuan da siz bu konuyu izlerden kurtulmak için okuyor olabilirsiniz. Ancak halâ sivilceniz varsa bu uyarıyıda dikkate alır ve başka izler olmasını engelleyebilirsiniz.
Lekeler soluk renkte ve açık kahverengide olur. Kimi insanlarda girintili çıkıntılı yara izleride görülebilir. Bu da kişiyi psikolojik olarak sarsıntıya uğratır.
SİVİLCE TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Lazer tedavisi : Ciltteki lekeli bölümleri ortadan kaldırmak için lazer ışınları uygulanan tedavi şeklidir. Sivilce izleri yokedilmesinde %80′e varan başarı söz konusu olabilmektedir.
Kesip çıkarma tedavisi : Bu yöntem büyük sivilce lekerine uygulanmakta olup, kesici bir alet yardımı ile kesip alınır, daha sonra dikiş atılır. Bu yöntemde ufak bir dikiş izi kalması kaçınılmazdır. Ancak büyük lekeden kurtulmak için buna katlanmalısınız.
Deri altı tedavisi : Bu yöntem basit bir cerrahi operasyonu ile gerçekleşir. İğne veya küçük kesici bir alet deriye batırılır, yüzeye paralel olacak şekilde deriyi ayırır. Burada ki amaç çukur olan yerleri düzeltmektir.
Dolgu tedavisi : Bu tedavide dermal dolgu malzemelerinden faydalanılır. Sivilce ve yara izine şırınga edilir, çukur yara izi yükseltilir. Bir kaç ayda tekrarlanması gerekir.
Sac Ekimi ve Yuz Estetigi
Yazan: admin 29 Ocak 2010 Cuma
Kategori: Kategorilenmemiş
Sac ekimi ve yuz estetigi hakkinda aradiginiz bir cok bilgi asagida yer alan estetik videomuzda sizleri bekliyor.
Yuz operasyonlari hakkinda bilgiler, kac yas sonrasi yuz estetigi yapilmaya basliyor,kaz ayaklari, mimik cizgileri vb, sorunlar hakkinda bilgiler. Botox hakkinda ayrintili anlatim, ayrica sac ekimi ile ilgili merak ettiginiz bir cok sorunun cevabini uzman doktor Op. Dr. Dilek Avşar cevaplandirmasi seklinde videomuzdan izleyebilirsiniz.
Yuz operasyonlari hakkinda bilgiler, kac yas sonrasi yuz estetigi yapilmaya basliyor,kaz ayaklari, mimik cizgileri vb, sorunlar hakkinda bilgiler. Botox hakkinda ayrintili anlatim, ayrica sac ekimi ile ilgili merak ettiginiz bir cok sorunun cevabini uzman doktor Op. Dr. Dilek Avşar cevaplandirmasi seklinde videomuzdan izleyebilirsiniz.
Adet dönemlerinde egzersiz
Yazan: admin 29 Ocak 2010 Cuma
Kategori: Cinsel Sağlık
Kadınlar, âdet dönemlerinde egzersiz yapmakla ilgili bazı endişeler yaşayabiliyor.
Oysa uzmanlar egzersizden kaçınmak için herhangi bir neden olmadığını vurguluyor. Hatta egzersiz, âdet öncesi yaşanan semptomları azaltabiliyor. Yapılan araştırmalar birçok kadın atletin âdet dönemlerinde altın madalyalar kazanabildiğini gösteriyor. Ancak yine de performans düzeyi her kadında farklı gözleniyor. Bazı kadınlar âdet dönemlerinde kendilerini daha yorgun hissedebiliyor. Uzmanlar, performansta küçük düşüşler yaşansa da âdet dönemlerinde egzersizin güvenli olduğu noktasında birleşiyor.
Rahim ağzı kanseri aşısı artık daha ucuz!
Yazan: admin 29 Ocak 2010 Cuma
Kategori: Genel sağlık
GlaxoSmithKline (GSK), tüm dünyada kadınlar için ciddi bir sağlık tehdidi oluşturan rahim ağzı kanserine (serviks kanserine) karşı mücadelede önemli bir karar aldı.
Hastalığa karşı etkili korunma sağlayan GSK aşısına erişimi kolaylaştırmak için firma, aşının doz fiyatını daha fazla kadının aşıya erişebilmesi için 129.37 TL’ye indirdi. Böylece dünyada olduğu gibi Türkiye’de de daha fazla kadın bu tehlikeli kanser türünden aşılanarak korunabilecek.
Dünyada genç kızlar ve kadınlar arasında kanser hastalığından kaynaklanan ölümlerin ikinci en büyük nedenini oluşturan rahim ağzı kanserine (serviks kanserine) karşı mücadelede çok önemli bir adım atıldı. Araştırmacı ilaç firması GlaxoSmithKline, 3 doz olarak ugulanan rahim ağzı (HPV) kanseri aşısının doz fiyatını 129.37-TL’ye indirdi. Böylece tüm dünyada ve Türkiye’de aşıya erişim artabilecektir.
GSK Türkiye Genel Müdürü Yiğit Gürçay konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“GSK olarak, bütün kadınların rahim ağzı kanserine karşı korunma hakkı olduğuna inanıyoruz. GSK’nın dünya çapında benimsediği bu yaklaşım sonucunda ülkemizde de rahimağzı kanseri (HPV) aşısına erişimin artmasına ve bunun sonucunda hastalıktan yaşamlarını yitirenlerin sayısı düşerken, rahim ağzı kanserinin Türkiye’nin sınırlı kaynakları üzerindeki baskısı ve ekonomik faturasının da azalmasına katkıda bulunmaktan mutluluk duyuyoruz.”
Kadınlar için en ciddi sağlık sorunlarından biri
Dünyada her yıl 510.000 kadını etkilediği tahmin edilen hastalıktan yılda 288.000 kişi yaşamını yitiriyor. Türkiye’de ise her gün 4 kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konulmakta ve her gün iki kadın bu hastalıktan ölüyor.
Bugüne kadar HPV virüsünün yaklaşık 100 türü tespit edildi. Bunların 15’i rahim ağzı kanserine yol açabilmektedir.
Rahimağzı ( Serviks ) Kanseri Hakkında:
Rahim ağzı kanseri (serviks kanseri), tüm dünyada kadınlarda en sık görülen ikinci kanser tipidir. Tüm dünyada, her iki dakikada bir, rahim ağzı kanseri nedeni ile bir kadın yaşamını yitirmektedir. Meme kanseri ilk sırada yer almasına rağmen kaybedilen yaşam yılı olarak bakıldığında rahim ağzı kanseri, meme kanserinin önünde yer almaktadır.
Rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık %100’üne (%99,7) “İnsan Papilloma Virüs” türleri (HPV) yol açmaktadır. Bunlar çok yaygın görülen, belirti göstermeyen ve oldukça bulaşıcı, kılıfsız DNA virüsleridir. Tüm dünyada kadınların yüzde 80’den fazlasının yaşam süreleri içinde HPV virüsü enfeksiyonu yaşayacağı tahmin edilmektedir.Bugüne kadar HPV virüsünün yaklaşık 100 türü tespit edilmiştir. Bunların 15’i rahim ağzı kanserine yol açabilmektedir. Dünyada rahim ağzı kanseri vakalarının % 70’ine HPV16 ve 18 virüs tipleri yol açmaktadır. Bu ikisinden sonra en yaygın görülen HPV tipleri 45, 33 ve 31’dir.
Rahim ağzı kanseri (serviks kanseri) rastlanan her kadında HPV bulunur, ancak her HPV bulunan kadında bu kanser türü gelişmeyebilir. Yardımcı faktörler HPV enfeksiyonunun kansere dönüşmesinde önemli rol oynamaktadır. Kansere yol açan HPV ile enfekte kadınlarda rahim ağzı kanseri ile ilişkili faktörler şöyle sıralanmaktadır:
• Erken yaşta cinsel ilişki,
• Çok sayıda gebelik,
• Sigara kullanımı,
• Cinsel Yolla Bulaşan Hastalık geçirmiş olmak .
HPV enfeksiyonu kolayca bulaşabilmektedir. Bunun için cinsel ilişki şart değildir, cildin cilde temas ile de bulaşmaktadır. Kondom kullanılması riski azaltmakla birlikte, tamamen koruyucu değildir.
Dünyada her yıl 510.000 kadını etkilediği tahmin edilen hastalıktan yılda 288.000 kişi yaşamını yitirmektedir. Türkiye’de ise her gün 4 kadına rahim ağzı (serviks) kanseri teşhisi konulmakta ve günde iki kadın bu hastalıktan ölmektedir.
Aşılanmayla birlikte düzenli pap smear taraması yapılması bu hastalıktan korunmak için en ideal yoldur. Aşılar öncelikli koruma yöntemi olarak uygulanmaktadır. Hastalık gelişen kişilerde tedavi yolu ile hastalığın inatçı hale gelmesinin önlenmesi ise sekonder korunma yöntemidir. Özellikle yaygın tarama programları olmayan ülkelerde aşı, rahim ağzı (serviks) kanserinin önlenmesinde çok önemlidir.
Multidisipliner olan rahim ağzı kanseri tedavisinde aşağıdaki yöntemler uygulanmaktadır:
• Cerrahi tedavi,
• Radyoterapi,
• Kemoterapi,
• Rehabilitasyon,
• Palyatif bakım.
Cinsel ilişkide ideal süre: 7- 13 dakika arası
Yazan: admin 29 Ocak 2010 Cuma
Kategori: Cinsel Sağlık
Stockholm’de düzenlenen Avrupa Üroloji Birliği (EAU) kongresinde sunulan araştırmalar, tatmin sağlayıcı cinsel ilişki süresinin sanılanın çok daha altında olduğunu ortaya koydu
ABD Mid-Michigan Sağlık Merkezleri Tıbbi Direktörü Dr. Matt Rosenberg, “Cinsel ilişkinin saatlerce sürmesi gerektiği yönündeki genel kanının aksine, ABD ve Kanadalı cinsel ilişki terapistlerinin yürüttüğü yeni bir çalışmada, tatmin edici cinsel ilişkinin 7 ila 13 dakika arasında sürdüğü ortaya koyuldu” dedi. Bu sürenin yaşla birlikte düştüğüne işaret eden Rosenberg, “Dünya nüfusu yaşlanmaya devam ettikçe, 40 yaşın üzerindeki erkeklerde sertleşme sorununun yaygınlığı artacak. Bu sorunun çözümünde hedefler, yalnızca sertliği artırmak yerine, tatmin edici bir cinsel yaşamın yeniden sağlanmasına yöneltilecek olursa tedavinin sonuçları iyileşir” diye konuştu. Cinsel tatmini partneriyle paylaşmanın erkeğin cinsel deneyiminin önemli bir unsuru olduğuna işaret eden Rosenberg, bu konuda son dönemde geliştirilen ilaçların olumlu etki gösterdiğini söyleyerek, “Araştırmalar Bayer Schering Pharma’nın ilacı Levitra’nın uzun ve sürekli sertleşme sağladığı belirlendi” dedi.
Aşk ve seks bağımlılığı da tedavi ister
Yazan: admin 29 Ocak 2010 Cuma
Kategori: Cinsel Sağlık
Sadece uyuşturucu ya da alkolun bir bağımlılık olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü aşk da seks de bir bağımlılık ve bazen tedavi edilmesi gereken bir bağımlılık olabiliyor.
Batem 2006 yılında kurulan bir bağımlılık tedavi merkezi. Alkol ve madde bağımlılığı dışında başka bağımlılıklar üzerinde de çalışıyor. Alışveriş, internet, kumar, seks, ilişki, aşk, yeme bağımlılığını tedavi etmeye çalışıyorlar. Batem’in psikologu Alper Aksoy ile aşk ve seks bağımlılığı hakkında konuştuk.
Aksoy, “Kişiler zaten kendi teşhislerini koyarak geliyorlar. İnsanlar bu bağımlılıkları ilk önce araştırıyorlar ve sonrasında bu alışkanlıklarının kendilerine zarar vermeye başladığını düşündüklerinde bize başvuruyorlar” diyor.
‘Adam evli fakat ne olursa olsun ondan vazgeçemiyor’
Aşk bağımlılığı sürekli birilerine aşık olan mı yoksa birine takılıp kalmak mı oluyor?
Takılıp kalmak oluyor. Kişi benliğini kaybetmeye başlıyor. Karşısındaki kişi hayatının temeli olmaya başlıyor. Kişiden zarar görmesine rağmen bu kişiyi bırakamıyor. Birlikte olduğu adam evli olabilir adamın evli olduğunu biliyor fakat adamdan bir türlü vazgeçemiyor. Bu adamın kendisiyle evlenmeyeceğini, eşinden ayrılmayacağını bilse de ilişkiyi sürdürmeye devam ediyor. İşini aksatıyor, sürekli msn’de konuşmaya başlıyor, facebook üzerinden takip etmeye başlıyor. Kontrolsüz bir şekilde kişiyi takip ediyor. Sürekli onunla birlikte olmak istiyor, onunla olmadığı zaman kiminle olduğunu, ne yaptığını merak ediyor.
Eşi evden kovuyor ama çağırınca yine gidiyor
Anlattıklarınız aslında bizlere çok yabancı şeyler değil. Bu söylediklerinize bakarsak bugünlerde herkes aşk bağımlısı gibi görünüyor… Çok sevmek apayrı bir şey fakat problemler ortaya çıkmaya başlıyor. Eğer hayatımız etkilenmeye başlıyorsa sorun olmaya başlıyor. Hepimiz aşık oluyoruz, hepimiz sevdiğimiz kişiyi merak ediyoruz ama çok fazla o kişiyi takip etmeye başlıyorsak, evi, işi ihmal ediyorsak o zaman sorun var demektir. Örneğin bir hasta eşinden boşanıyor fakat ondan kopamadığı için eski eşi çağırdıkça gidiyor ve sadece cinsel olarak birlikte olmaya devam ediyor. Ama sonra adam kadını kapının önüne koyuyor. Sonra tekrar alıyor ve kişi bunu kabul ediyor. Eşine “hayır” diyemiyor fakat demek istiyor. Sevmenin haricinde artık o kişi olmadan hayatını sürdürememeye başlıyor. Sabah kalkıyor mesaj atıyor mesela “Ben uyandım” diye ve bekliyor. Karşı taraftan mesaj gelmeyince sıkıntıya düşmeye başlıyor. Örneğin mesaj geliyor “Peşimi bırak seni sevmiyorum” diyor. Görüyor musunuz beni çok seviyor fakat duygularını bana gösteremiyor” diyor ya da “Bana acı çektirmek istiyor” diye düşünüyor.
Teknolojinin aşk bağımlılığı üzerinde etkisi çok büyük o zaman…
Çok daha kolay insanlarla birlikte olabiliyorlar, daha kolay insanları takip edebiliyorlar. Özel yaşam denilen şey artık yok. İnternet üzerinden herkes birbirini takip ediyor. Artık kavgalar bile birbirlerini silmekle oluyor. Bu tür bağımlılıkların oluşmasını kolaylaştırdı.
Seksi çok sevmek seks bağımlılığı mı?
Seks bağımlılığının ’sekse aşırı düşkünlük’ olarak algılanmamalıdır. Seks ya da internette porno sitelere girme vb. davranışlarının saplantı haline gelmesi bu davranışın bağımlı olarak ele alınmasını sağlamaktadır. Bu kişiler işlerini ve sorumluluklarını yerine getirememe, gerçeklik duygusundan kopma, ilişkilerde başarısızlık, suçluluk duygusu yaşarlar. Bu yüzden seks bağımlılığı diğer bağımlılık yapan maddelerde olduğu gibi tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.
Günde 5 defa mastürbasyon yapan var
Seks bağımlılığının farkı ne?
Seks bağımlılığı biraz daha farklıdır. Mastürbasyon biraz daha ön plana çıkıyor. Çünkü ergenlik döneminde mastürbasyon devreye giriyor. Kişi mastürbasyon yaparak rahatlamayı öğreniyor. Belirli bir dönem sonra bu davranış kalıcı hale dönüşüyor. Kişi kendini sürekli mastürbasyon yaparken buluyor. Örneğin günde 5 defa mastürbasyon yapıyor. Sabah kalkıp otobüse binip, kadınlara değerek mastürbasyon yapmaya başlayarak keyif alıyor. Kimisi porno izliyor, kimisi internette bu sitelere giriyor. Her gün devam ediyor bunu yapmazsa işe dikkatini toparlayamıyor, kadınları takip ediyor, hayal aleminde o kadınla olmak istiyor, mastürbasyon yapıyor. Bu geçici bir çözüm oluyor. Bazen öyle kişiler var ki şirkette kendine ait bir oda yaptırıyor ve daha rahat mastürbasyon yapıyor. İş seyahatine gidecekse ilk araştırdığı şey seks shop’lar oluyor.
Örnek bir vakanız var mı?
M.O. 42 yaşında ve evli ve 2 çocuğu olan bir erkek. Aşırı mastürbasyon yapmaktan kliniğimize başvurdu. Sürekli aklında cinselliğin olduğunu her gün en az 3 kez mastürbasyon yaptığı söyledi. İş yerinde de zaman zaman kendini kontrol edemediğini ve mastürbasyon yaptığını söylüyor. İş yerinde sürekli internetten porno izliyor. Akşamları ise evde herkes yattıktan sonra gece 2 de porno film izlemeye başlıyor. Baştan çıkartma sahnelerinin onu çok etkilediğini belirtiyor ve sabah 5 e kadar mastürbasyon yapacağı sahneyi arıyor. Çocuklarının artık büyüdüğünü ve kendisini mastürbasyon yaparken yakalayacağından korktuğu için tedaviye başvurduğunu söylüyor.
Bu kişilerin normal seks yaşantısı nasıl oluyor?
Kimisinde eşiyle oluyor fakat mastürbasyon yapmaktan vazgeçemiyor ya da hiç olmuyor. Bu durumdan kurtulmak için evlenenler de var.
Ne kadar süre içinde tedaviden sonuç alıyorsunuz?
Eğer kişi istiyorsa gerçekten üç ayda sonuç olabiliyoruz. 8-12 haftalık bir program fakat bu programdan sonra da kontroller devam etmeli.
Eğer seks bağımlısı olduğunuzu düşünüyorsanız…
Profesyonel yardım almanız sizin için faydalı olabilir. Cinsellikle ilgili olarak kontrolden çıktığını fark etmeniz bir iyileşme yönünde ilk başlangıçtır. Bu noktaya sizi getiren fiziksel, duygusal ya da ekonomik problemler olabilir. İlk başta bunların neler olduğunun saptanması önemli bir aşamadır.
- Cinsellikle ilgili aktivitelerden uzak durmak örneğin sürekli porno izlememek, üye olduğunuz seksle içerikli kanalardan uzak durmak ve partner bulma sitelerinde uzaklaşmak.
- Bağımlılık nedeniyle bozulan ilişkilerini gözden geçirmek ve onları yeniden yapılandırmak.
- Stresinizi kontrol altında tutmak.
Soğukta vücut direnicini arttırmak için..
Yazan: admin 29 Ocak 2010 Cuma
Kategori: Genel sağlık
Soğuk havanın tüm yurtta etkisini hissettirdiği bu dönemde, doğru ve sağlıklı beslenmenin vücut direncini arttırmada büyük önemi olduğu bildirildi.
Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Akman, vücudun doğal savunma sisteminin, hastalıklardan en iyi koruyan sistem olduğunu belirtti. Bu yüzden doğal savunma sistemine önem verilmesi gerektiğini vurgulayan Akman, ”Soğuk havalarda, sağlıklı beslenilmeli, ideal ağırlığımızı korumalı, haftada en az 3 kez 30-45 dakikalık yürüyüşler yapmalı ve gün içinde aktif olmaya çalışmalıyız” dedi.
Herhangi bir engeli olmayan insanların günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketmesini tavsiye eden Akman, vücutta mikrop ve virüslere karşı savaşma özelliği yüksek aktif maddeler içeren ıspanak, karnabahar, lahana, brokoli, Brüksel lahanası, havuç ve turunçgillerin bol miktarda tüketilmesi gerektiğini belirtti.
Protein, sarımsak ve soğan
Akman, vücudun yapı taşı olması bakımından protein kaynakları ve günlük alınan protein miktarının da önemli olduğunu ifade ederek, ”Bu nedenle başka bir sağlık sorunundan dolayı yasaklama veya sınırlama yoksa, yumurta, kırmızı et, tavuk, balık, peynir, süt, yoğurt tüketimimizi arttırmalıyız. Yoğun katkı maddesi içeren hazır besinleri çok sık tüketmemeliyiz. Bol sıvı, şekersiz bitki çayı ve en önemlisi de su tüketimimizi artırmalıyız. Günde yaklaşık 2,5–3 litre su tüketmeliyiz” diye konuştu. Sarımsağın, antimikrobiyal özelliğinden dolayı bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve kanın akışkanlığını sağlayarak kolesterolü düşürdüğünü dile getiren Akman, yemeklere eklenen sarımsak miktarının arttırılmasının bağışıklık sistemini güçlendireceğini, soğanın da içerdiği allisin ve sülfür ile bağışıklık sistemini desteklediğini kaydetti.
Meyve ve sebze tüketimi arttırılmalı
Akman, soğuk havalarda sıvı tüketimi kadar meyve ve sebze tüketimine de ağırlık verilmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: ”Elma, içeriğindeki E ve C gibi antioksidan vitaminlerle bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı vücut direncini artırır. Armut, içerdiği çözünmeyen lif ise bağırsakların düzgün çalışmasını sağlar. Ayrıca C vitamini ve bakır içeriği yüksektir. Tıpkı elma gibi armut da antioksidan etkisiyle vücudu serbest radikallere karşı korur. İyice yıkandıktan sonra kabukları ile tüketilmesi daha sağlıklıdır. Portakal ve mandalina gibi turunçgiller, içerdikleri zengin C vitaminiyle vücudun savunma mekanizmasını kuvvetlendirir. C vitamininin yanı sıra, potasyum, kalsiyum, magnezyum gibi mineralleri de içerir.”
Güne bir bardak taze sıkılmış meyve suyu ile başlamanın hastalıklara karşı vücut direncini arttıracağını ifade eden Akman, sabah kahvaltıda protein alınması, taze nane, maydanoz, marul gibi yeşil sebzelerin tüketilmesi gerektiğini söyledi. Gün içinde elma veya siyah çekirdekli üzüm yenilmesini de öneren Akman, soğuk havalarda tüketilen kuru incir, fındık veya cevizin de zinde tuttuğunu belirtti. Et yerine haftada 2 kez ızgara balık tüketilmesi gerektiğine dikkati çeken Akman, yine et yerine haftada 2 kez kuru fasulye, kuru nohut veya barbunya gibi kuru baklagiller tüketilmesinin de gerekli besin ihtiyacını karşılayabileceğini sözlerine ekledi.
Anadolu ajansı
28/01/2010

