Renkler Kişisel Dünyamızı Nasıl Etkiliyor?

Her gün farklı duygular içerisinde güne başlar ve gün içerisinde farklı hisler yaşarız bazen çok neşeli bazen de huzursuz oluruz. Dr. Mehmet Yavuz psikolojimizde değişkenlik gösteren pozitif veya negatif etkilerin kullandığımız renklerle ilgili olabileceğini açıklıyor.

Renklerle ilgili araştırmalar, renklerin insan psikolojisinde büyük etkiler yarattığını ve çoğu insanında bundan etkilendiğini açıklar. Dr.Mehmet Yavuz bu konuyu ayrıntılarıyla açıklığa kavuşturuyor; “Kanada’da yapılan bir arastırmada ögrencilerin basarı grafiklerinin basit renk degisimleri ile yükseltilebilecegi gösterilmistir. Aynı arastırma da davranış bozukluğu gösteren bazı öğrencilerin, sınıfların farklı renklere boyanması ile düzelme gösterdikleri belirlenmiştir.”dedi.

Reem Nöroloji Merkezi Kurucusu Dr.Mehmet Yavuz, bireylerin renkleri algılamasını tıbben de açıklıyor; “Aslında gözümüze gelen görüntü iki çesit görme hücresi aracılığı ile taranır. Silindir şeklinde olanlar ışığı, koni şeklinde olanlar ise rengi algılar. Gözümüzde 7 milyon konik ve 100 milyon kadar silindirik hücre vardır. Renge duyarlı konik hücreler ağ tabakasının ortasında ışığa duyarlı silindirik hücreler ise kenarında daha yoğundur. Görme merkezleri, her iki beyinin arka bölümlerinde yer alır. Renkler önce bu oksipital loblardaki merkezlerde analiz edilir. Sonra karmaşik bir işlemle derin beyin yapılarındaki imbik merkezlerle iletişim başlar.

İş görüşmelerinde Mavi, huzur için Yeşil…

Her bir rengin kendine özgü anlamlar taşıdığını ifade eden Yavuz, Ateş kırmızısı, kişi üzerinde gerilim uyandırırken, yeşil renginin rahatlatıcı bir özelliği olduğunu kullanıldığı alanlarda kişilerin huzur bulabileceğini, ifade ediyor. Mavi renginin olumsuz etkilerinin olabileceğini aynı zamanda güven verici bir etkisi olmasından dolayı iş görüşmelerinde bu rengin etkili olabileceğini söylüyor.

Dr. Mehmet Yavuz’a göre; pembe olumsuz etkiyi alarak, rahatlama hissi uyandırırken, kırmızı sevgi duygularını güçlendiriyor.

Özgürlüğün rengi Sarı, saflığın rengi Beyaz…

Sarı renk kullananlar, agresif tavırlar sergilerken, aynı zamanda özgürlüğüne düşkün olanlar da yine bu rengi tercih ediyor. Dr. Yavuz, sarı renginin insanı huzursuz eden etkisinden dolayı evlerde ve dekorasyonda kesinlikle kullanılmaması gerektiğini belirtiyor.

Beyazın saf ve temiz etkisinin yanında Siyah renginin güven ve sadakati sembolize ettiğini söyleyen Dr. Mehmet Yavuz; “Mor renk lüks hayatın ve asaletin rengidir. Mor ile birlikte kahverengi de pozitif etkisi sebebiyle tercih edilmelidir. Özellikle kıyafetlerindeki renk seçimine dikkat eden kişilere bereket ve güvenin simgesi kahverengi ile bayanları her zaman asil gösteren mor rengi tavsiye ediyorum” açıklamasında bulundu.

Renklerin insan davranışını, yönelimlerini ve psikolojisini önemli ölçüde etkilediğinin kesinleştiğini açıklayan Dr. Mehmet Yavuz renkleri doğru kullanımının daha mutlu, daha eğlenceli ve daha neşeli günler yaşatmasının kaçınılmaz oluğunu belirtiyor.

Dr. Mehmet Yavuz
Nöroloji Uzmanı

Oje enfeksiyon oluşumuna neden oluyor

İlk bakışta güzel ve bakımlı görünen tırnakların altında hastalıklı ya da tedaviye muhtaç eller yer alabiliyor.

Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ahmet Arpacı, tedavisi çok da kolay olmayan tırnak hastalıkları ve yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

Tırnaklar için beslenme önemli

Vücutta meydana gelen demir, çinko, folik asit ve B 12 vitaminlerinin eksikliği durumlarında tırnaklarda bir takım bozukluklar meydana gelmektedir. Tırnaklarda kırılma, kabalaşma, çatlama ve tabakalaşma gibi durumlara neden olabilen bu eksiklikleri gidermek için beslenmeye de dikkat etmek gerekmektedir. Kırmızı et, süt ve süt ürünleriyle deniz ürünlerinin tırnak sağlığı için yenmesi şart. Fakat beslenmenin yeterli olmadığı durumlarda bu eksiklikleri karşılamak amacıyla vitamin takviyesi de yapmak gerekir.

El kremi kullanılmalı

Tırnağın yüzde 18’i sudan oluşmaktadır. Su yapısını dengelemek için de nemlendirici balsam türü krem ve solüsyonların kullanılması önerilmektedir. Ayrıca kişinin elini çok fazla deterjanla temas ettirmemesi de gerekmektedir.

Manikür pediküre dikkat

Tırnak hastalıklarının önüne geçmek için manikür ve pediküre de dikkat etmek gerekir. Çünkü tırnak hastalıklarının büyük bir çoğunluğu manikür ve pedikürden geçmektedir. Tırnak bakımını yaptırdığınız yerin hijyen kurallarına uyup uymadığını kontrol etmeniz ve mümkün olduğu kadar tırnaklarınızla oynamamanız gerekmektedir.

Oje enfeksiyon oluşumuna neden olur

Kozmetik ürünlerinin çok büyük bir kısmı cilde zarar vermektedir. Oje de bu ürünlerden biridir. Her ne kadar ojeler güzel bir görünüm sergileseler de; tırnağı havasız bırakır ve bazı enfeksiyonların oluşmasına fırsat tanır.

Beyaz noktaların vitamin eksikliğiyle ilgisi yok

Tırnakların üzerinde bazen beyaz noktacıklar görünebilir. Halk arasında vitamin eksikliği olarak değerlendiren bu durum tırnağın içerisine hava kabarcıklarının girmesiyle oluşur.
Fakat bunun vitamin eksikliğiyle hiçbir ilgisi yoktur. Endişe edecek bir durum da oluşturmamaktadır. Sadece görüntü itibariyle insanları tedirgin etmektedir. Hatta bazen tırnağın tamamen beyazladığı durumlar dahi olabilir. Fakat bu beyazlanmadan korkulmamalıdır, bu durumun da herhangi bir zararı yoktur.

Şeytan Tırnağı Deyip Geçmeyin

Şeytan tırnağı kişinin yapısı ve tırnakla çok oynanmasına bağlı olarak ortaya çıkar. Gerekli tedavi yapılmazsa mikrop kapıp dolamaya dahi dönüşebilir. Antibiyotik tedavisi ya da lokal anesteziyle steril bir şekilde kesilerek parmağa müdahale edilebilir.

İç Hastalıkları Tırnak Bozulmalarına Neden Olabilir

Bazen iç organ hastalıklarında, romatizmal hastalıklarda, kalp, karaciğer ve akciğer hastalıklarında tırnaklarda bazı bozulmalar olabilir. Tırnağın bazen de genetik olarak küçük kalması ya da batık çıkması durumu söz konusudur.

Tedavisi En Zor Mantarlar: Tırnak Mantarları

Tırnağı hastalandıran en önemli nedenlerin başında mantarlar gelmektedir. Tırnak hastalıklarının yüzde 60’ı mantarlardır. Tırnağın serbest kenarından girer. Islaklık, nemlilik, karanlık, kapalılık, dar ayakkabı, travma ya da sıkışmayla, başkasının ayakkabısını giymekle, ve manikür-pedikürde vücuda girmektedir. Şayet kişinin vücut direnci düşükse, şeker hastasıysa, uzun süre antibiyotik kullandıysa ya da kortizon kullanmışsa bu mikropların vücuda girmesine ortam hazırlar.

Bu mantarlar tırnakta kalınlaşma, kırılma, sararma ve çizgilenme yapar. Mantarların batması durumunda ise dolama oluşmaktadır. Bu tür mantarlar elden çok ayakta görülmektedir. Tedavisi en zor olan mantar, tırnak mantarlarıdır.

Sedef ya da sıkıntı hastalıklar da tırnak bozukluklarına neden olabilir. Bu durumda yüksük tırnak denilen noktacıklı bir görünüm ortaya çıkar, enine ya da boyuna çizgilenme, tırnak yatağının üzerinde kamburlaşma ve bombeleşme meydana gelebilir.

Sağlıklı Tırnakların Sırrı

Hem güzel görünümlü, hem de sağlıklı tırnaklara sahip olmak alınacak bazı önlemlerle mümkün. İşte sağlıklı tırnakların sırrı:

- Tırnakları Kısa Kesmek Gerekmektedir.
- Manikür ve Pediküre Dikkat Etmek Şart
- Elleri ve Ayakları Nemli Bırakmamak Gerekir.
- Tırnak Yemek Enfeksiyonlara Ortam Hazırlar.
- Aşırı Antibiyotik ve Kortizon Tüketimi Tırnak Yapısını Bozar.
- Başkalarının terlik ya da ayakkabılarını giymek sakıncalıdır.
- Beslenmeye dikkat etmek, et, süt ve balık ürünlerinden tüketmek gerekmektedir.

Doğru Diş Fırçalama Tekniği

Temel ağız bakımında önemli olan kullanılan ürün değil dişlerin düzenli ve doğru tekniklerle fırçalanmasıdır. Piyasada pek çok ürün bulunmaktadır. Oysa siz doğru tekniklerle diş fırçaladığınızda tam bir ağız bakımı yapmış olursunuz. Böylelikle pahalı ürünlere hiç gerek olmadığı da anlaşılacaktır.

Dişlerinizde sorunların olmaması için öncelikle diş fırçalama ve diş aralarını temizlemeyi alışkanlık edinmelisiniz. Yemek sonraları diş aralarında kalan yiyecek artıkları bakteri oluşturduğundan günde en az iki defa diş fırçlamak ve en az bir kez diş aralarını temizlemek gerekir.

Ancak doğrusu her öğün ve aralardaki atıştırmalar sonrası dişlerin fırçalanamasıdır. Fırçalama süresi de en az üç ya da beş dakika olmalıdır v Florlu diş macunu kullanmalıdır.

Bir önemli nokta da diş aralarının öncelikle temizlenmesi ve fırçalamaya sonra geçilmesidir. Bu sayede gevşetilen yiyecek artıklarını fırçalama ile daha iyi temizleyebilirsiniz.

Dişlerinizi fırçalamaya önce; fırçanızı yatay şekilde tutarak dış kısımları sonra iç kısımları ile öne ve arkaya sürterek başlamalısınız. Daha sonra iç ve dış kısımları ile üst ve alt dişlerinizi dikey yönde fırçalayın.

Aynı zamanda fırçanızı hem dişler hem de diş eti üzerinde gezdirmelisiniz. Diş aralarını da fırçayı 45 derecelik açıyla tutarak fırçalamaya devam edin.

Diş ipini de iki elinizin orta parmaklarına dolayın ve alt dişlere; diş ipini işaret parmağınıza sarın aradaki kısmı diş aralarına geçirerek yavaşça ileri geri hareket ettirin.

Aynı işlemi üst dişleriniz için de uygulayın yalnız diş etlerinizi kesmemesi için diş ipini yavaş ve dikkatlice hareket ettirin.

Erken boşalmanın 10 nedeni var

Yazan: admin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: Cinsel Sağlık

Hem kendini hem de partnerini cezalandırıyor olabilirler…

Erken boşalan erkek bilinçdışı olarak hem kendini hem de partnerini cezalandırıyor olabilir

Türk erkeklerinin %70′nin erken boşaldığını ifade eden CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Erken boşalmayı hemen her erkek aynı şekilde yaşar gibi görünse de aslında erken boşalmanın her biri farklı nedenden kaynaklanan 10 tipi vardır. 4′ü fiziksel nedenli, 5′i psikolojik ya da ilişkisel nedenli ve 1 tanesi de diğer bir cinsel fonksiyon bozukluğunun eşlik ettiği karışık tip olmak üzere inceleyeceğimiz erken boşalma çeşitleri özellikle klasik ve geleneksel yöntemlerin sonuç vermemesini anlamada bizi aydınlatacak bir sınıflama olacaktır.

Psikolojik ve ilişkisel nedenler oldukça karmaşık ve birbirine bağlıdır, o nedenle bunları iyi anlamak gerekir. Erken boşalmanın sadece nedenleri değil, etkileri de karmaşıktır. Erken boşalma erkeğin öz saygısı, cinsel yaşantısı ve ilişkisi üzerinde yıkıcı bir etki yaratabilir. Kişi öfke, aşağılanma, hayal kırıklığı, kızma, yetersizlik, utanç ya da suçluluk doğuran eski deneyimlerini ve egosunu rahatsız eden birçok özrünü bilinç dışına itmekle kalmaz, bunları hiç yaşanmamış gibi de algılayabilir. Günahkârlık, suçluluk, bedel ödeme, kendini cezalandırma, kapalılık, saldırganlık, derin endişe, zevk ve yetenek etrafındaki çatışmaları gizlemek için erken boşalmanın ne anlam ifade ettiği mutlaka üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Çünkü erken boşalan erkek, bilinçdışı olarak, hem kendini hem de partnerini
cezalandırıyor olabilir. Ayrıcı tıpkı bir döngü gibi, bu etkiler erken boşalma
sorununun daha da kötüleşmesine neden olabilir. Bu nedenle erkeğin hangi tip ya da tiplerde erken boşalmaya sahip olduğunu belirleme boşalma refleksini kontrol etmede özel ve etkili yaklaşımların geliştirilmesi için önem arz eder.” dedi.

Erken boşalmanın 10 tipi var
Erken boşalmaya tanı koyma sürecinin önemine dikkat çeken CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Kişiyi ilk önce ömür boyu olan ve daha sonra sonradan kazanılmış olan erken boşalma tiplerine göre değerlendirmek gerekir. Erken boşalmanın 4 tipi (nörolojik sisteme bağlı erken boşalma, özgüven eksikliğine bağlı erken boşalma, psikolojik sisteme bağlı erken boşalma ve psikoseksüel beceri
eksikliğinden kaynaklanan erken boşalma) ömür boyu süren erken boşalma tipini ifade eder, geri kalan 6 tip ise (fiziksel hastalığa bağlı erken boşalma, fiziksel yaralanmaya bağlı erken boşalma, ilacın yan etkisine bağlı erken boşalma, psikolojik streslere bağlı erken boşalma, ilişki stresine bağlı erken boşalma ve karışık tip erken boşalma) sonradan kazanışmış erken boşalmayı işaret eder. En yaygın erken boşalma tipleri; özgüven eksikliğine bağlı erken boşalma, psikolojik streslere bağlı erken boşalma, karışık tip erken boşalma (genellikle sertleşme sorunları gibi başka bir cinsel işlev bozukluğu ile birlikte görülen erken boşalma) ve psikoseksüel beceri eksikliğinden kaynaklanan erken boşalmadır. Daha sonra en yaygın olanlar ilişki stresine bağlı erken boşalma, psikolojik sisteme bağlı erken boşalma, nörolojik sisteme bağlı erken boşalma ve fiziksel hastalığa bağlı erken boşalma (genellikle prostat iltihaplanması)’dır. Fiziksel yaralanmaya bağlı erken boşalma ve ilacın yan etkisine bağlı erken boşalma ise daha nadirdir.” dedi.

Erken boşalma tedavi yöntem ve teknikleri
Erken boşalmanın cinsel terapi ile %100 tedavi edilebileceğini CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Ancak cinsel terapiste giderek cinsel terapi alacak imkanı olmayanlar aşağıda önerdiğimiz egzersizleri kendi başlarına veya partnerleriyle uyguladıklarında boşalma denetimi kazanma sürecine girebilirler.

Düzenli bir partneri olan erkekler; önce sevişmeli, tam bir sertleşme olduktan sonra sırtüstü yatmalı ve bütün dikkatlerini penisten aldıkları duyumlara odaklamalıdırlar. Bu sırada partneri ilk aşamada kuru elle, ikinci aşamada ise bebe yağı ile penisini uyararak mastürbasyon yapmaya başlamalıdır. Penisine odaklanan erkek, boşalmak üzere olduğunu hissettiğinde partnerine ‘dur’ demelidir. Dur-başla tekniği adı verilen bu uygulamada erkek, acil boşalma isteği geçene kadar makat ve yumurtalıklarının olduğu bölgeyi 3 kez sıkar ve çok yavaşça gevşetir, sonra ‘başla’ diyerek partnerinden yeniden penisini uyarmaya başlamasını ister. Bu şekilde en az 30 dakika partnerinin dur-başla şeklinde yaptığı mastürbasyon ile kendini kontrol etmeyi öğrenen erkek, isterse kendini ödüllendirmek için boşalabilir. Bu sayede boşalmadan hemen önceki duyumları tekrar tekrar uzatılmış olarak yaşayan erkek,yüksek uyarılma düzeylerinde kendini kontrol etmeyi öğrenir. Mastürbasyon ile boşalma denetimi sağlandıktan sonra, aşamalı olarak kadının üstte olduğu bir pozisyonda cinsel birleşmeye izin verilir. Cinsel birleşme aşamasında da ‘dur’ deyince penis içerde hareketsiz tutularak beklenir, acil boşalma isteği geçene kadar erkek makat ve yumurtalıklarının olduğu bölgeyi 3 kez sıkar ve çok yavaşça gevşetir, sonra partnerine ‘başla’ diyerek devam etmesini ister. Düzenli bir cinsel partneri olmayan veya herhangi bir nedenle cinsel terapiye partneriyle katılamayan erkek ise; yukarıda anlatılan dur-başla egzersizini kendi başına yapar. Mastürbasyonda boşalma denetimini kazanan erkek yine yukarıda anlatıldığı gibi partneriyle ilişkiye girebilir. Ayrıca dur-başla tekniği ile senkronize bir şekilde kasıklardaki kasları kasma ve gevşetme, ritmik nefes alıp verme metotları da kullanılabilir. Bu egzersizler ile erkek sadece uzun süreli boşalma kontrolü sağlanmakla kalmaz, aynı zamanda penisin sertleşmesini ve orgazmının kalitesini de yükseltir.” dedi.

Yoganın yararları

Yazan: admin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: Yoga

İnsanlar yüz binlerce yıldan beri Yoga yapmaktadır, çünkü Yoga onlara çeşitli yararlar sağlamaktadır. Bu bölümde Orijinal Yoga Sistemi’nin sağladığı yararların kısa bir özetini vereceğiz. Yoga sistemini uygulamaya başladığınızda bu yararlara ulaşabileceksiniz. Burada anlatacaklarımız Orijinal Yoga Sistemi sayesinde elde edeceğiniz faydalardır. Günümüzde yaygın olan “yoga” türleri veya ekolleri bu yararları sağlayamaz.

Yama olarak bilinen prensipler icra edilince olumlu eğilimler güçlenir, pozitif enerji ve motivasyon artar ve insan kendini evrenin bir parçası olarak hisseder.

Niyama olarak anılan prensipler hayata geçirildiğinde olumsuz eğilimler giderilir, kötü alışkanlıklar yenilir, negatif enerji atılır ve insan kendisinin evrenin tüm canlı varlıklarıyla bir aile olduğunun farkına varır.

Asana olarak adlandırılan duruşlar omurgayı çeşitli biçimlerde çalıştırarak esnetir, yumuşatır ve sağlıklı hale getirir. Merkezi sinir sistemi oksijenli kanla beslenir ve güçlenir. Vücut çalışmaları eklemleri esnetir, kasları güçlendirir ve uzatır, iç organları uyarır ve canlandırır. Bloke olmuş enerjiyi serbest bırakır, beden enerjik ve canlı olur. Tüm beden, organlar ve kaslar besleyici maddeler, oksijenli kan ve biyoenerjiyle yıkanır. Her bir hücre arınır, yenilenir ve canlanır. Solunum, sinir, kardiyovasküler, dolaşım, sindirim ve boşaltım sistemleri daha sağlıklı olur ve verimli çalışır. Beyinsel fonksiyonlar düzene girer, zihin keskinleşir, stres atılır ve yorgunluk giderilir.

Yoga duruşları kan ve lenf dolaşımını geliştirmekte ve daha iyi bir hale getirmektedir. Baş aşağı duruşlar beyne ve akciğerlere daha fazla kan gitmesini sağlar. Neticede bu organlar oksijenli kanla yıkanarak canlanır ve arınır, beyin hücrelerinde birikmiş toksinler atılır ve beyin fonksiyonları gelişir. Bacaklar birikmiş kirli kandan kurtulur ve dinlenir. Yerçekiminin etkisi tersine çevrildiği için kalp beyine kan pompalama görevinden özgür kalarak rahatlar. Sempatik sinir sistemi uyarıldığı için beden gevşer ve uyku kalitesi yükselir. Ruh hali ve yaşama bakış açısı olumlu bir şekilde değişir.

Bükülme hareketlerini içeren duruşlar bedene doğal bir masaj yaparak kasları ve iç organları canlandırır, kan dolaşımını artırır, besin maddelerinin taşınmasını hızlandırır ve toksinlerin dışarı atılmasını sağlar. Omurga, bel, kalça ve kasıkla ilgili sorunlar giderilir. Toksinler atılır ve vücut temizlenir.

Öne doğru eğilme hareketlerini içeren duruşlar karın bölgesindeki iç organlara baskı uygular, hareketlendirir ve arındırır. Sindirim ve boşaltım sistemleri uyarılır ve daha verimli çalışmaya başlar. Vücudun arka kasları ve eklemleri esneklik kazanır. Böbrekler ve böbreküstü bezleri rahatlar, yorgunluk atılır, idrar sistemi daha verimli çalışarak enerji tazelenir. Zihin dinginleşir ve farkındalık artar. İnsan kendi içine yönelince, duygular yatışarak heyecan ve endişe azalır.

Arkaya doğru eğilme hareketlerini içeren duruşlar akciğerleri genişletir, kalbi güçlendirir, akciğerlere alınan hava miktarını artırır ve dolaşımı hızlandırır. Omurga, vücudun ön kasları ve eklemleri esner. Böbreklere ve böbreküstü bezlerine baskı uygulanır, bu organlar uyarılır ve sağlık kazanır. İnsan dışa yönelir, zindeleşip neşelenir, üzüntü ve keder gibi içte saklanan duygular serbest bırakılır.

Belirli duruşlar kalp ve damar sağlığına çok yararlıdır. Yoga duruşları kalbi aerobik, pedal çevirme ya da koşma gibi yormaz. Kalp uyumlu bir şekilde uyarılır, canlanır ve yenilenir.

Yoga duruşları yerçekiminin etkisini azaltarak kasların ve organların yaşlanmasını ve sarkmasını frenlemektedir. Yoga felsefesine göre: “Esnek omurga genç beden demektir.” Yoga duruşları sayesinde omurga esnek, güçlü ve sağlıklı kalmaktadır. Bedensel denge ve koordinasyon gelişmekte, beden duruşu düzelmekte ve bedensel hareketlerin farkındalığı artmaktadır.

Duruşların doğru ve düzenli uygulanması sayesinde kaslar esneklik kazanır, güçlenir ve daha kolay uyum sağlar. Solunum ve dolaşım sistemi daha verimli çalışır, kemikler kuvvetlenir, insülin duyarlılığı ve boşaltım işlevi düzene girer, bağışıklık sistemi ve stresle olumlu şekilde başa çıkma yeteneği gelişir, sağlıklı lipit ve kolesterol metabolizması oluşur ve mevcut kronik rahatsızlıklar giderilir.

Yoga duruşları forma girmek ve formda kalmak için etkili bir araçtır. Eklemler esnekleşir, uzun ve yağ içermeyen kaslar gelişir. Kas gücü, esneklik, eklemlerin hareket alanı, dayanma yetisi ve dayanıklılık artar. Beden yeni hareket biçimleri öğrenir.

Belirli Yoga duruşları erkeklerin prostat sorununun çözülmesine yardımcı olur. Prostat ve lenf bezleri sağlık kazanır, lenf sistemi gelişir, lenf sıvısının dolaşımı ve atık maddelerin dışarı atılımı artar. Sert ve sıkışık kaslar gevşer, uzar ve esnek hale gelir.

Belirli duruşlar kadınlarda adet öncesi, menopoz öncesi ve menopoz dönemi belirtilerini ortadan kaldırmaktadır. Üreme organları sağlık kazanır ve rahatsızlıklar giderilir. Karın bölgesindeki gerginlik ve şişkinlik, sırt ağrıları, yorgunluk, kramp ve aşırı kanama giderilir.

Menopoz öncesi ve menopoz dönemi yaşanan yorgunluk, uykusuzluk, değişken ruh hali, sıcak basması, beden yağlarının düzensiz dağılımı ve düzensiz adet görme azalır.

Asana teknikleri günlük yaşamdaki bedensel duruşu düzeltici tesirler taşır. Birey vücut duruşunun daha fazla farkına varır ve günlük yaşamında duruşunu düzeltir. Daha iyi bir fiziksel denge ve duruşa kavuşur. Doğru bedensel duruş birçok rahatsızlıkları önler ve ortadan kaldırır.

Yanlış duruş alışkanlığı boyun, baş ve omuz ağrılarına neden olmaktadır, çünkü boynun doğal kavisi bozulmuştur. Yuvarlak omuzlar ve çökük göğüs kafesi akciğerlerin tam çalışmasını engellemektedir. Yetersiz solunum moral bozukluğuna, keyifsizliğe ve bıkkınlığa neden olmaktadır. Çökmüş bel, öne doğru yatan leğen kemiği ve sırtın alt kısmındaki kısaltmış ve gergin kaslar sırt ağrılarına yol açmaktadır. Asana teknikleri sayesinde kazanılan doğru bedensel duruş tüm bu rahatsızlıkları gidermektedir.

Doğru bedensel duruş sayesinde iskeletteki bütün kemikler baştan ayaklara kadar düzgün bir şekilde sıralanmaktadır. Uyluk kemikleri leğene doğru biçimde oturduğunda iki kalça aynı hizada durmakta, dengeli bir kuyruksokumu kemiği oluşmakta ve omurga düzgün bir pozisyon almaktadır. Kuyruksokumunun, omurgayı destekleme görevi nedeniyle dengeli olması omurganın sağlığı açısından yaşamsal önem taşımaktadır.

Bozuk bedensel duruş, kuyruksokumunun işlevsel bozukluğuna sebep olmakta ve kronik sırt ağrılarıyla sonuçlanmaktadır. Yoga duruşları sayesinde kuyruksokumu ve leğen omurgaya gerekli desteği sağlar, dengeli bir omurga oluşur, gövde gerekli desteğe sahip olur ve her yönde rahatlıkla eğilebilir. Kemikler yerli yerine oturur, eklemler kemiklere doğru biçimde bağlanır, kaslar dengeli çalışarak koordinasyonu sağlar ve organlar doğru yerde bulunduğu için görevlerini en iyi şekilde yaparlar.

Yoga duruşları aracılığıyla gelişen doğru ve dengeli bir bedensel duruş fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal dengeyi de sağlar. Baş, boyun, sırt ve bel ağrıları ve bu yüzden çekilen konsantrasyon ve düşünme güçlüğü, sinirlilik, gerginlik ve öfke yatıştırılır.

Çeşitli bilimsel araştırmalara göre Yoga duruşlarının doğru ve düzenli uygulanması kemik yoğunluğunu korumakta ve artırmakta, osteoporozu ve kemiklerin kolayca kırılmasını engellemektedir.

Yoga duruşları bedeni canlandırmakta, uyarmakta, güçlendirmekte ve kan dolaşımını geliştirmektedir. Pelvis bölgesindeki organlar güçlenmekte, cinsel organları destekleyen kaslar, perine kasları ve pelvis tabanı esneklik kazanmaktadır. Bu organlar ve kaslar taze kan, oksijen ve besin maddeleriyle dolmaktadır. Böylece tensel duyarlılık, uyumluluk ve cinsel yaşam kalitesi artmaktadır.

Yoga teknikleri sayesinde astım, artrit, kalp rahatsızlığı, obezite, osteoporoz, madde bağımlılığı, depresyon, migren, sinüs sorunları gibi kronik rahatsızlıklar hafiflemekte ve zaman içinde geçmektedir. Kanser hastalığına çok iyi gelmektedir. Hastalığın yol açtığı stres ve uygulanan tıbbi tedavinin yan etkileriyle baş etmede yardımcı rol almaktadır. Multipl skleroz hastalığının tedavisinde de son derece yararlı sonuçlar vermektedir.

Pranayama olarak adlandırılan solunum teknikleri, nefes alışverişlerini düzene sokar, solunum rahatsızlıklarını giderir ve zihnin kontrol edilmesini sağlar. Bu teknikler beden-zihin sistemini bir bütün olarak yeniler ve enerjik kılar. Solunum sistemi canlanır ve güçlenir. Sinir sistemi sakinleşir ve yatışır. Kanda oksijen oranı artar ve dolaşım hızlanır. Vücudun bütün hücreleri arınır, beslenir ve yaşam gücü kazanır. Doğru ve düzenli olarak yapılan Pranayama teknikleri çok çeşitli iyileştirici etkilere sahiptir. Yorgunluk atılır, bedendeki enerji akımları güçlenir, yaşam enerjisi dengelenir, organlar yenilenir, duygular yatışır ve zihin dinginliğe kavuşur.

Hızlı ve yüzeysel nefes endişe ve korkuları tetiklemektedir. Solunum teknikleri sayesinde nefes derinleşmekte ve yavaşlamakta, sinir sistemi gevşemekte ve duygular yatışmaktadır. Kalp atışları düzene girmekte ve kardiyovasküler sistemin çalışma ritmi sağlıklı bir ritme göre ayarlanmaktadır. Kalp rahatlamakta ve güçlenmektedir.

Orijinal Yoga Sistemi’nin bu basamağında biyoenerji teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler sayesinde bedenin biyoenerji alanı güçlenmekte, genişlemekte, enerjetik blokajlar çözülmekte, beden daha enerjik ve sağlıklı olmaktadır.

Pratyahara olarak bilinen teknikler bilinçli gevşeme yeteneğinin gelişmesini sağlar. Bunlar, içe dönme, içsel arayış ve gelişim için olağanüstü tekniklerdir. Bilinçli gevşeme teknikleri, organizmayı sistematik olarak derin bir gevşeme durumuna getirmektedir. Beden gevşeyince zihin susmakta, sinirler boşalmakta ve kas gerginliği atılmaktadır. Beden derin gevşeme haline geçince nefes alışveriş hızı azalmaktadır, akciğerler rahatlamakta ve solunum sistemi dinlenmektedir.

Nefes alışveriş hızı düşünce kalp atışları da yavaşlamaktadır. Böylelikle kalp dinlenir ve yıpranmaz. Dolaşım sistemi olumlu şekilde etkilenir ve düzene girer. Tetikte olan sempatik sinir sistemi gevşemeye başlar. Sonra da parasempatik sinir sistemi gevşer. Daha sonra endokrin sistemi gevşemeye başlar. Stres yüzünden devamlı adrenalin salgılayan ve aşırı çalışan böbreküstü bezleri dinlenir. Endokrin sisteminin dinlenmesi fiziksel ve duygusal sağlığı da olumlu yönde etkilemektedir.

Bilinçli derin gevşeme ile organizmanın bütün sistemleri olumlu bir şekilde etkilenir, yorgunluk ve uykusuzluk giderilir, birikmiş gerginlik atılır, enerji blokajları çözülür ve bol bol enerji depolanır.

Orijinal Yoga Sistemi’nin bu basamağında Çakra (vücuttaki enerji merkezleri) teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler sayesinde bedende bulunan enerji merkezleri uyandırılmakta, aktifleştirilmek-te ve sağlıklı çalışmaktadır. Bedendeki enerji akımları güçlenmekte, beden enerjik hale ulaşmakta, beynin çalışma kapasitesi artmakta, doğaüstü yetenekler gelişmekte ve bilinç arınmaktadır.

Orijinal Yoga Sistemi’nin Pratyahara basamağında Kundalini (vücuttaki evrim enerjisi) teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler, enerji merkezlerinin daha verimli çalışmasına, beyin kapasitesinin artmasına, enerji blokajlarının çözülmesine, duyguların güçlenmesine, bilincin yükselmesi ve tüm organizmanın yenilenmesine katkıda bulunmaktadır

Dharana olarak bilinen konsantrasyon tekniklerinin, zihin fonksiyonları üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Zihin yavaşlamakta, olumsuz düşüncelerden ve enerjiden kurtulmakta, imgeleme yeteneği ve odaklanma gücü gelişmektedir.

Konsantrasyon sırasında zihinden geçenler ilgisiz bir gözlemci gibi uzaktan izlenilir. Düşüncelerin, onlara tutunmadan, akıp gitmesine ve zihnin boşalmasına izin verilir. Zihin dalgalanmaları bağımsızca gözlemlenir ve yaşanan anın değeri anlaşılır. Bireyin geçmiş ve gelecekle ilgili düşünceleri atılınca bu zaman birimleriyle ilgili olayların yükü üzerinden kalkar ve gereksiz endişeler yok olur. Birey kendisine odaklanmayı öğrenir ve günlük kaygılardan uzaklaşır.

Böylece zihin sakinleşir, yaşamın temposu yavaşlar ve zorluklarla daha kolay başa çıkılır. Bakış açısı değişir, olumsuzluk içeren olayların sonuçları büyütülmez. Olumsuz düşünceler kontrol altına alınır, düşünce akışı olumlu yöne yönlendirilir ve duygusal tutarsızlık yok olur. Yeni olumlu evrensel düşünce biçimleri ortaya çıkar.

Birey, zihin olarak bilinen şeyin sadece kafanın içinde olmadığını, bir zihinsel enerji alanı oluşturduğunu algılar. Bu zihinsel enerji alanı arınır, güçlenir, pozitifleşir, genişler, blokajlardan kurtulur ve yenilenir.

Dhyana olarak tanımlanan meditasyon teknikleri yaşamın anlamını kavramak ve içsel bilgeliği geliştirmek için etkili araçlardır. Bu teknikler sayesinde zihinsel gerginlik ve duygusal huzursuzluk ortadan kalkar, gerçek benlik algılanarak içsel gerçeklikle bağ kurulur. Doğuştan gelen içsel anlayış ve farkındalık uyanır. Spiritüel varoluş biçimleri ortaya çıkar.
Meditasyon sırasında, vücudun bütün hücrelerinin içine işlemiş bilinç enerjisi bir noktada toplanmaktadır. Beden-bilinç sistemi birleşmekte ve insan birlik bilincini yaşamaktadır. Bütün canlılarla bir ve aynı olduğunun bilincine varmaktadır. Diğer varlıklarla ve gerçek içsel benlikle yabancılaşma sona ermektedir. Birey boşluk ve kaygı duygularıyla boğuşmaktan kurtulmaktadır. Maneviyat yeni bir anlam kazanmakta, birey içsel doyuma ulaşmakta ve içindeki boşluğu doldurmaktadır.

Samadhi olarak bilinen süperkonsantrasyon teknikleri gerçek ruhi benliğin gerçekleşmesi ve yaşanmasına olanak sağlamaktadır. Bireysel ruh ile Evrensel Ruh arasındaki bağlantı net bir şekilde algılanmaktadır. Bireysel ruh Evrensel Ruh ile bütünleşmekte ve ölümsüz, bilgi ve mutlulukla dolu olan doğasını algılamaktadır. Birey Evrensel Ruh’un bir parçası olduğunun farkına varmakta ve onunla iletişim kurmaktadır.

Yoga sayesinde vücutla ilgili olumlu imge, özgüven ve pozitif özsaygı gelişmektedir. Birey kendisine ilişkin daha gerçekçi, olumlu ve rahat bir görüş kazanmaktadır. Beden daha çevik, esnek ve güçlü, zihin berrak, duygular dengeli hal aldığı için fiziksel, zihinsel ve duygusal istikrar ve güven oluşmaktadır. Beden-zihin diyalogunun gelişmesi neticesinde birey bedenin ihtiyaçlarına kulak vermeye başlamaktadır. İçsel ses uyanmakta, birey içinden gelen sesi duymakta ve iç sesini dinlemeyi öğrenmektedir. İç dünyasını dinleyerek uygun içsel iletilere doğru bir şekilde karşılık vermektedir.

Duygusal denge gelişince birey duygularını daha iyi anlamaya başlar. Duygusal kontrol sayesinde birey aşırı yemek yeme alışkanlığından kurtulur. Açlık hissi rahatsız etmez, öfkeye ve diğer olumsuz hislere neden olmaz, açlığa dayanıklılık artar ve açlık korkusu yok olur. Birey yalnızca gerçekten acıktığı zaman insan doğasına uygun, besin değeri yüksek, sağlıklı ve doğal yiyecekler tüketmeye başlar. Böylece doğru beslenme sağlığa bir bütün olarak olumlu katkıda bulunur.

Beslenme konusunda, “Yoga kilo verdirir mi?” sorusuyla devamlı olarak karşılaşmaktayız. Bu soruya bilimsel araştırmalara dayanarak kesin bir cevap veriyoruz. Evet, Yoga kesinlikle dengeli, sağlıklı ve kalıcı bir zayıflamaya yardımcı oluyor. Sadece hareketler değil, uygulanan tüm teknikler ve geliştirilen tavır da zayıflamaya katkı sağlayan unsurlardır. Doğru solunum, dengeli sinir sistemi, gevşeme, mide fonksiyonlarının düzene girmesi, sindirim sisteminin doğru çalışması, duygusal rahatlama, yaşamdan gerçekten zevk alma sayesinde birey doğal ve kendi kendini düzenleyen bir beslenme alışkanlığına kavuşur.

Günümüzün stresli yaşamı kemik yoğunluğu üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta ve osteoporoza neden olmaktadır. Sık sık adrenalin salgılanması kemiklerdeki kalsiyumu tüketmekte ve hormon dengesini bozmaktadır. Yoga teknikleri stresin etkisini azaltmakta, gerekli dengeleri kurmakta ve kemik yoğunluğunu artırmaktadır.

Yoga sayesinde beden imgesi ve özgüven artmaktadır. Neticede cinsel yaşam güçlenip gelişmektedir. Cinsel ilişki sırasında fiziksel görünüm ve performansla ilgili çekingenlik, yargı ve kaygılar yok olmaktadır. Birey bedeni konusunda kendini rahat hissetmekte ve yakınlık içeren bu tür ilişkilerde endişelerden özgür olmaktadır. Birey gevşek, sabırlı ve enerjik olduğu için daha iyi duygusal bağ kurabilmektedir. Yatakta rahat, kaygısız ve beklentisiz olduğu için cinsel yaşamın kalitesi artmaktadır.

GDO hakkında bilmeniz gereken herşey

GDO nedir, ne kadar zararlıdır?
TÜRK insanı genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) nedeniyle sağlığından mı
olacak yoksa bu teknoloji refah ve avantaj mı sağlayacak? 26 Ekim’de yürürlüğe giren gıda ve yem amaçlı GDO’lu ürünlerin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine dair yönetmelik, bu soruların yanında tartışmaları da beraberinde getirdi ve Türkiye’de gündemin zirvesine yerleşti. Daha önce, gerekli denetim olmadığı için ülkeye girişi yasak olan ürünleri tartışan Türkiye, artık genetiği değiştirilmiş
gıdalarla resmi olarak tanışıyor. Bu şu demek: Akrep geni taşıyan pamuk, tavuk genli patates ve balık genli domates hayal ürünü değil, gerçek. Türkiye’de biyogüvenlik yasası olmamasından denetim mekanizmasına ilişkin şüphelere kadar birçok itirazın yapıldığı konuda en merak edilen şey, bu ürünlerin insan
sağlığına olan etkileri. Acaba bu ürünler birçoklarının iddia ettiği gibi gerçek bir tehlike mi yoksa açlığa ve yoksulluğa çare mi? İşte tüm boyutlarıyla GDO dosyası…

Ceyda ERENOĞLU / GAZETE HABERTÜRK

GDO NEDİR?
DOĞADA kendi başına gerçekleşmeyen, sadece laboratuvar ortamında genetik
değişiklik sonucu üretilen organizmalara “Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO)”
denir. Örneğin, mısıra bir bakteriden alınan genin yerleştirilmesi ancak laboratuvar ortamında ve insan eliyle gerçekleşir.

‘3 KUŞAK SONRA KISIRLIK BAŞLAR’
İstanbul Üniv. İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Demirkol:
Prof. Dr. Kenan Demirkol, Türkiye’nin hâlâ bir biyogüvenlik yasası bulunmadığını ve bu yasa olmadığı için ithal edilen bir gıdanın içeriğini incelemenin mümkün olmadığını söylüyor. “Bir doktor olarak ithal edilen gıdada zehir olduğunu düşünür ve varlığını kanıtlayıp açıklarsam, markaya zarar vermekten dava edilirimancak ürünü üreten firmaya hiçbir şey olmaz” diyen Demirkol, GDO’lu ürünlerin alerji riskini artırmanın yanında insan ve hayvanlarda antibiyotiklere karşı direnç oluşumuna da neden olduğunu belirtiyor. Demirkol, yapılan deneylerin en geç üçüncü nesilden itibaren kısırlık görülebileceği sonucunu ortaya çıkardığını vurguluyor

‘AÇIKLAMALAR YETERLİ DEĞİL’
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Bölümü Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın:
Prof. Dr. Ahmet Aydın, hükümet yetkililerinin GDO tohumlarının bebekmamalarında olmayacağı açıklamasını yeterli bulmuyor ve “Madem bebeklere zararlı olduğunu biliyoruz, neden iki-üç yaşındaki çocuklara yediriyoruz?” sorusunu soruyor. Prof. Dr. Aydın’a göre toksinler ve diğer zararlımaddeler, körpe vücutları daha çok etkiliyor. Hamileler ve çocuk sahibi olabilecek genç erkekler de aynı riski taşıyor.

‘KANSER YAPMAZ’ DİYEMEYİZ
İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nden Uzman Dr. Yavuz Dizdar: GDO’lu ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin yeterince araştırılmadığını söyleyen Uzman Dr. Yavuz Dizdar, şu ana kadar bilinen zararlar arasında, ciddi alerjiler ile bir GDO türüne özgü olan ve ölümcül seyreden kas erimesi olduğunu hatırlattı. Dr. Dizdar’a göre, hiç karşılaşılmayan bir genin etkileri tahmin edilemez. Bu nedenle “GDO’lu ürünler, kanser ve Alzheimer gibi hastalıklara neden olmaz!” demek doğru değil. Dr. Dizdar’a göre tükettiğimiz gıdaların güvenli olup olmadığını bilmemiz binlerce yıldır tüketiyor olmamızın bir sonucu. Oysa GDO’lar son 10 yıldır tüketiliyor. Bu anlamda doğada var olmadıkları ve hiçbir güvenlik araştırması yapılmadığı için halkın bilinmeze itilmesine sessiz kalmamak gerekiyor.

‘GDO’YA HAYIR!’ demek için 5 neden
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile ilgili olarak 30’u aşkın sivil toplum kuruluşunu barındıran “GDO’ya Hayır Platformu” kuruldu. Platform GDO’lu ürünlere 5 nedenden dolayı ‘Hayır’ diyor. GDO’nun insan sağlığı üzerine etkileri konusunda
bugüne kadar yapılan araştırmalar, kesin sonuçlara ulaşmamış. Bu nedenle yapılan araştırmalar yetersizdir. GDO’lu ürünler bebekler için yasak, anne babalar için serbesttir. Bu ürünler zararlı ise emziren ya da hamile kadınlar tarafından neden tüketilmekte; iddia edildiği gibi zararlı değilse bebeklere niçin yasaklanmaktadır? Hayvan denekleri üzerinde yapılan denemeler GDO’ların;
kan yapısını bozduğunu, bağışıklık sistemini çökerttiğini, sinir sistemini tahrip ettiğini, organlarda küçülme meydana getirdiğini ve sonraki nesillerde üreme yeteneğini bitirdiğini göstermektedir. GDO’lu ürünlerde antibiyotik direnç geni kullanılmakta ve bunun insan ve hayvan sağlığı açısından son derece zararlı olduğu bilinmektedir. GDO’lu yemlerle beslenen hayvanlar ve ürünler de GDO’lu
sayılmaktadır. Ancak ürünlerin etiketlenmesine ilişkin hiçbir madde yönetmelikte yer almamaktadır.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ NE DİYOR?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), günümüzde uluslararası pazarlarda satılan
GDO’lu ürünlerin risk değerlendirmelerinden geçtiğini ve insan sağlığına etki edecek herhangi bir zararın tespit edilmediğini söylüyor. Ancak genel gıda
hijyeni prensiplerine göre satış öncesi ve sonrasında risk değerlendirmesi ve sıkı
bir denetleme yapılması gerekiyor.

Dumansız hava dişleri koruyor

Bir taraftan sigara yasağının sınırları, kişileri ne kadar zorlayacağı konuşulurken diğer taraftan uzmanlar her geçen gün sigarasız bir yaşamın sağlığa olan katkılarını sıralamaktadırlar .

Başta kalp ve damar hastalıkları, akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara neden olan sigaranın, içerisinde bulundurduğu nikotin ile diş sağlığını da olumsuz yönde etkilediğini belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı sigara içen kişilerin diş ve diş etlerinde çeşitli hastalıklarının gözlenebildiğini kaydediyor.

“Sigara kullanmak ağız kanseri, dişeti çekilmesi, doku bozuklukları, kötü ağız kokusu, dişeti hastalığına yatkınlık, damakta kırmızı renkli iltihabı oluşumu, dişlerin üzerinde katran artıkları veya koyu kahverengi leke gibi birçok rahatsızlığa neden olmaktadır. Bunun yanında ağız kanseri riskini de arttırdığını belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı “ağız kanserinin özellikle son yıllarda çok yaygın bir şekilde görüldüğünü ve bu hastalığa yakalanmış kişilerin büyük bir çoğunun uzun yıllar sigara kullandığını belirtiyor ve sigara kullanımını bırakma ile bu hastalığa yakalanma riskini azaltabilirsiniz” diyor.
Estetiği de kaybettiriyor;

Sigara kullanmak diş kaybına ve gülüşünüzün etkisini kaybetmesine neden olur.

“ Sigara içerisindeki nikotin diş yüzeylerine çökerek bir tabaka oluşturur. Bu tabaka diş estetiğini bozduğu gibi ağızda bakteri oluşumunu hızlandırıp dişlerin çürüğe karşı direncini azaltır. Bunun yanı sıra ağzında diş çürüğü olan birinin sigara içmesi çürüğünün daha hızlı bir şekilde yayılmasına neden olur.”

İçmek kadar solumak da zararlı
Sigara içmek kadar dumanı soluyan kişilerin de dişlerinde büyük bir zarar oluşur. Yapılan birçok çalışma sigara içilen ortamlarda bulunan kişilerin sigara içmeseler bile, içen kişiler kadar sigaradan etkilendikleri ortaya koymuştur.Her yıl binlerce pasif içici sadece sigara dumanını soluduğu için çeşitli hastalıklara yakalanmaktadır ve hatta hayatlarını kaybetmektedirler.”
Dumansız hava sayesinde kişiler sigarayı bırakırlar mı bilinmez ama sigara içmeyenlerin dişlerinin rahat edeceği kesin.

Bebek bakımı ile ilgili bilgiler

Hayatımızın en önemli varlıkları bebeklerimiz;
Yapacağınız doğru uygulamayla, bebeğinizi endişe duymadan yıkayabilir, hatta onun bundan zevk almasını sağlayabilirsiniz.

Özellikle sıcak yaz günlerinde bebeğinize sık sık yaptırmanız gereken banyoların kabus olmaktan çıkmasını istiyorsanız, önerilerimizi mutlaka okuyun.

Nelere dikkat edilmeli?
Suyun ısısını kendiniz ayarlayın. Bebeği yıkayacağınız ortamın yaklaşık 22-33 derece olmasına Özen gösterin. Bebeğinizi altını açıp, soyun. Gözlerindeki çapakları, burnunu, boynunu sıcak suya batırılmış bir havlu ya da pamuk ile sildikten sonra, yüzünü ve ensesini de temizleyin. Sonra kollarından kavrayarak küvet veya leğenin içine oturtun ve tutmaya devam ederek başını yıkayın. Poposunu ve genital organını sıcak suya batırılmış pamukla temizleyin.
Havlusuna yatırıp sardıktan sonra kurulayıp, altını bağlayın.

Sudan Korkuyorsa?
Eğer bebeğiniz sudan korkuyorsa, onu sakın zorlamayın. Suya alışıncaya kadar, onu sıcak suya batırılmış bir havlu ile temizleyin. Tabii bu önerimiz, minik bebekler için geçerli. Bebeğiniz biraz büyükse fazla zorlamadan, banyo faslına birkaç gün ara vererek alıştırın. Bu arada günlük temizliğini, sabunlanmış ve sıcak suya batırılmış bir sünger ile yapın. Banyo sırasında ise çok az su kullanarak yıkayın. Eğer hala korkusu sürüyorsa, oyunlar yaratın. Suyun içinde yüzen oyuncaklar işe yarayacaktır.

Gözleri yanmasın!
Bebeğin saçlarının yıkanması onunda hoşuna gidebilir, ancak gözlerine şampuan kaçmaması şartıyla. Ayrıca, bebeğinizin saçlarını yıpratmamak için iyi bir şampuan seçmelisiniz. Eğer bebeğiniz başının yıkanmasından hoşlanmıyorsa, bir süre ara verip, tekrar deneyin. Hala saçının yıkanmasından rahatsız oluyorsa, elleriyle yüzü nü örtmesini öğreterek, gözlerini şampuandan korumasını sağlayabilirsiniz.

Bebeğiniz bakımı için
Ellerini ve parmaklarını sık sık temizleyin. Çünkü tırnaklar ve parmaklar, mikropların yerleşmesi için ideal bir ortam oluştururlar.

Ayaklar
Bebeğiniz hareketlendiğinde ayakları hemen kirlenir ve çorabındaki iplikler parmak aralarına girer bu yüzden, ayak temizliğinde parmak aralarını sakın unutmayın.

Popo
Bebeği yıkarken poposunun da yeterince temizlendiğinden emin olun sık sık altını kirleten bebeğin en temiz tutulması gereken bölgelerinden biri de poposudur.

Ganital bölgeler
Önce ıslak bebek mendilleri ya da ıslatılmış bir pamukla bebeğin genital bölgelerini temizleyin. Erkek bebeklerde ise penisi hafifçe arkaya çekerek temizledikten sonra, testislerin arkasını iyice temizleyin.

Kulak ve kulak arkası
Kulakların dış kısımlarını temizlemek için pamuklu çubuk kullanın. Kulağın iç kısmını ise temizlemeye çalışmayın, zedeleyebilirsiniz. Kulağın içinde bulunan mumsu salgı, kendi kendine temizlenir. Kulak arkalarında kepeğimsi kabuklar oluşabilir. Bunları bebek yağı ile yumuşatıp ıslak pamukla temizleyebilirsiniz.

Emzirmenin püf noktaları

DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ve ÜNİCEF, bebeklerin yaşamının ilk 4 ayında mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslenmesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin, Anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar. Emzirme, bebeğinizle sizin arasında sağladığı yakın temas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. Bebeğiniz doğduktan sonra ilk yarım saat içinde, sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden, mutlaka onu emzirmelisiniz. İlk 48 saat içinde sık emzirmek, sütün yeterliliği açısından önem taşır .Çünkü sık emzirmeye bağlı olarak süt salgısında artık olacaktır. Bu nedenle, sütünüz henüz gelmemiş bile olsa, sık emzirmeye devam edin.

Kolostorun adı verilen ilk süt, protein bakımın dan oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır. Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum, sonraki birkaç gün içinde normal anne sütüne dönüşecektir.

Kolostrum sıvısı, hamileliğinizin yedinci ayından sonra sağlıyabilir. Bu aylarda dış altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bulunan koyu renkli kısım), baş ve işaret parmaklarıyla yapılacak kısa masajlar, süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir.

Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın. Yeni kaynatılmış ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin. Bebeğinizi mümkün olduğu kadar dik bir pozisyonda kucağınızı alın. Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın. Bebeğinizin, meme başını çevresindeki meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın. Böylece, bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir. Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamayacaktır.

Ağız Yaraları

Yazan: admin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: Genel sağlık

Ağız yaraları son derece rahatsız edicidir. Hemen her yaşta görülebilen ağız yaraları, ağız içinde bulunan mikropların ve mantarların dengesinin bozulmasından oluşur ve ülserleşebilir. Ağızdaki dişler ve takma dişler de ağız mukozasını tahriş ederek sorunlara sebep olurlar. Bunların dışında bazı kan hastalıkları ve kullanılan ilaçlar da yine ağızda yaraların oluşumuna sebeptir.

Ağız içinde en çok görülen, aftöz somatit ve genel tabir ile bildiğimiz uçuklar (herpes), ağız içine kenarları belirgin yuvarlak ya da oval biçimli ve bir kaç tane olabilen yaralardır. Virüs sebepli olduğundan ağız yaralarının kesin bir tedavisi yoktur. B ve C vitaminleri ile Antibiotik ve Antimikotik (Tetrasiklin, Misteklin) ve kortizon verilebilir.

Genelde bebeklerde görülen ve pamukçuk olarak tabir edilen tıp uzmanlarınca da moni-liasis ya da müge denilen ağız hastalıklarıdır. Pamukçuk ise gebelik döneminde anneden bebeğe geçen mantarlar sonucu yenidoğan ve çocuklarda görülür. Tedavi olarak; antimikotik adı verilen (Nystatin) ya da jansiyon moru (violet de gentiane), metilen mavisi (blue de methylen) ilaçları uygulanır.

Dilde gelişen yaralar ise tüberküloz, lösemi, difteri ve frengi hastalıklarında karşılaşılan yaralardır. Dildeki iltihaplanmalar ve ağrı da genellikle demir eksikliği sonucu kansızlık ve şeker hastalıklarında oluşur. dil üzerindeki beyaz ve çatlaklı oluşumlar ise kanser öncesi hastalık olarak kabul edilen lökoplaziyi işaret ediyordur. Dilin ön kısımlarında kenarlarda sert yüzeyde açılan yaralar ise dil kanserinin başlangıcı sayılabilir bu nedenle kesinlikle ihmal etmeden doktora danışmakta fayda vardır.

Sonraki sayfa »