Penis Büyütme Operasyonları
Yazan: admin 25 Kasım 2009 Çarşamba
Kategori: Cinsel Sağlık
->
* Normal penis boyu kaç santimdir?
Penis ereksiyon halindeyken oniki santimden büyükse normaldir. Oniki santimden az ise küçüktür.
* Nasıl büyütüyorsunuz?
Dünyada uygulandığı gibi… Vücuttan alınan yağları penis derisinin altına enjekte ediyoruz. Lokal anestezi altında yapılıyor. Bir operasyonda boydan iki-üç santim, enden ise bir-iki santim büyüyor. Bu operasyonu üç aylık aralıklarla iki-üç kez tekrarlamak mümkün.
* Penislerini büyütmeye gelen insanların psikolojilerini anlatır mısınız?
İçlerinde cinselliği hiç yaşamayanlar olduğu gibi çoluk çocuk sahibi evli insanlar da geliyor. Aslında penis küçük de olsa, görev yapıyorsa sorun yoktur.
* Yaş sınırı var mı?
Gelişimini tamamlamış, yani yirmi yaşını geçmiş olması gerekiyor. Bize genellikle orta yaş grubu insanlar geliyor.
* Sonradan büyütülen peniste his kaybı gibi bir sorun oluyor mu?
İnsanın kendi vücut yağı konduğu için bir sorun olmuyor, yalnız sınırları var. Bir kerede fazla büyütülmüyor. Şayet enjekte edilen yağ dozu aşılırsa sorun çıkabilir.
* Ameliyat sonrası hasta günlük yaşantısına devam edebiliyor mu?
Herhangi bir sargılama işlemi yok. Üç hafta süreyle seksi yasaklıyoruz. Bir günlük dinlenme yeterli olabiliyor, banyo yapabilir. Bol pantolon giyilecek. Ve enjekte edilen yağın dağılması için bir tür masaj öğretiyoruz.
Göz Kusurları Tedavileri
Yazan: admin 25 Kasım 2009 Çarşamba
Kategori: Çocuk, Diş, Göz, Kadın Sağlığı ve Sağlık Haberleri
Günümüzde, presbiyopi dışındaki kırılma kusurlarının tamamına yakını excimer lazer teknolojisi ile tedavi edilebilmektedir. PRK, bıçaklı LASIK, LASEK, wavefront, lazer bıçaklı LASIK ve Epi-LASIK adıyla anılan mevcut lazer yöntemlerinde ortak nokta, excimer lazer teknolojisinin kullanılmasıdır.
PRK: En eski yöntemdir. Günümüzde çok az tercih edilmektedir. Kornea dediğimiz gözün en ön kısmındaki şeffaf tabaka damla ile uyuşturulur. En dışındaki epitelyum zarı kazınarak atılır. Üzerine excimer lazer uygulanarak kırılma kusuru düzeltilir. 3–5 gün ağrı, batma, sulanma ve bulanık görme olmaktadır. Net görme 1–2 haftada ortaya çıkmaktadır. 6 numara üzerindeki miyoplarda, 2 numara üzerindeki hipermetroplarda ve 3 numara üzerindeki astigmatlarda etkisi çok azalmaktadır.
LASIK: Günümüzde en çok tercih edilen sistemdir. Şeffaf tabakadan (kornea) keratom denilen otomatik bıçaklı bir sistem yardımıyla çok ince bir kapak kaldırılır. Altındaki bölgeye excimer lazer uygulanarak kırılma kusuru düzeltilir. Kapak yerine yapıştırılır. Çok kısa süren ve nispeten ağrısı az olan bir işlemdir. Tedaviden hemen sonra hasta görmeye başlamakta ve ertesi gün net görme tamamen sağlanmaktadır. Göz yapısı uygun olan hastalarda LASIK yöntemi sayesinde 8–10 numaraya kadar miyop, 4–6 numaraya kadar hipermetrop ve 5 numaraya kadar astigmat başarıyla düzeltilebilmektedir.
LASEK: Şeffaf tabakası LASIK tedavisi için yeterli kalınlıkta olmayan hastalarda özellikle tercih edilmektedir. LASIK’tan farkı, korneadan kapak kaldırma işleminin yapılmamasıdır. LASEK’te kornea üzerindeki epitelyum zarı özel bir solüsyon yardımıyla soyularak kenara çekilir. Excimer lazer alttaki tabakaya uygulanarak kırılma kusuru düzeltilir ve ince zar yerine getirilir. İyileşmenin hızlanması için geçici kontakt lens uygulanır. LASEK’den sonra 3 – 5 gün hafif ağrı, sulanma, batma, ışık rahatsızlığı ve puslu görme olmaktadır. Net görme 1–2 haftada ortaya çıkmaktadır. LASEK işlemi, mitomisin denilen bir ilaç yardımıyla uygulandığında 8–10 numaraya kadar miyop düzeltmesi de yapılabilmektedir.
Epi-LASIK: LASEK tedavisine benzemektedir. Şeffaf tabakanın epitelyum zarı, keratom denilen otomatik çalışan ve ucunda sert plastik bulunan cihaz yardımıyla kaldırılır. Lazerden sonra zar yerine tekrar oturtulur. LASEK’e göre tedavi sonrası iyileşme daha hızlı, şikâyetler daha az ve sonuçları daha başarılıdır.
Intralase Femtosecond Lazer Keratom (lazer bıçağı): En son ve en gelişmiş olan teknolojidir. LASIK tedavisine benzer. Ancak burada şeffaf tabakadan kapak kaldırma işlemi otomatik bıçak yardımıyla değil, lazer ile yapılmaktadır. Böylece işlemin emniyeti en yükseğe çıkarken, tedavi sonrası görüş kalitesi daha yüksek olmaktadır. Lazer keratom sayesinde, şeffaf tabaka kalınlığı sınırda olan veya tabakanın aşırı düz olması sebebiyle LASIK işleminin uygulanamadığı hastalarda da tedavi yapabilme şansı ortaya çıkmıştır. Yüksek miyoplarda, hipermetrop veya karışık astigmatı olanlarda veya wavefront tedavisi yapılması gerekenlerde lazer keratom özellikle tercih edilmelidir.
WAVEFRONT Tedavisi: Excimer lazer tedavisinin en gelişmiş şeklidir. Standart lazer tedavisinde yalnızca göz bozukluğu düzeltilmektedir. Wavefront uygulamasında ise şeffaf tabaka, göz merceği ve gözün diğer kısımlarındaki ışık saçılma ölçümleri esas alınarak ‘’kişiye özel tedavi’’ yapılmaktadır. Aberasyon denilen bu ışık saçılmalarının azaltılması, tedavi sonrasında daha kaliteli bir görüşün ortaya çıkmasına yardımcı olmaktadır. Işık saçılmaları ve göz bebeği büyüklüğü fazla olan, gece araç kullanma zorunluluğu olan kişilerde wavefront yardımlı excimer lazer tedavisinin özellikle tercih edilmesi gereklidir. Ayrıca standart lazer tedavisi sonrasında ışık saçılma problemi devam eden hastalarda en etkili yöntem wavefront tedavisidir.
Hayri Sivrikaya Hastanesi Göz Kliniği’nde, bıçaklı LASIK tedavisi için Moria M2 tek kullanımlık keratomu, Epi-LASIK için Moria Epi-K keratomu, excimer lazer için iris tanıma sistemi bulunan ve wavefront tedavisi yapabilen VISX S4 IR cihazı, ve bıçaksız LASIK için Intralase Femtosecond Laser Keratom (FS 30) cihazları kullanılmaktadır
Gebelikte mantar hastalığı
Yazan: admin 25 Kasım 2009 Çarşamba
Kategori: Cinsel Sağlık
->
Gebelerde vajina ve vajina girişi etrafında mantar enfeksiyonu oluşması normal kadınlara göre daha fazladır(20 kat daha fazla), bunda gebede oluşan hormonal değişikliklerin etkisi vardır.
En belirgin ve en sık özelliği kaşıntıdır, kaşınma ve enfeksiyon yüzünden vajen girişi kızarır ve şişer, akıntı olmayabilir, oluyorsa beyaz , süt kesiği tarzındadır.
NOT: Her beyaz ve kaşıntılı akıntı mantar değildir, bu yanlışa düşen gebe ve gebe olmayan bir çok hastamız kendi kendilerine bir takım mantar ilaları kullanıp var olan başka bir enfeksiyonu arttırıp ciddi sıkıntıya düşmektedirler.
-Hekiminize danışmadan kesinlikle kendi başınıza ilaç kullanmayınız.
Dış kısımlarda oluşan mantarlarda dışardan cilde uygulanan krem ve pomadlar ile şikayetlerin giderilmesi yada hafifletilmesi amacıyla gebeliğin erken haftalarında kullanılabilinir. Partner tedavisi mutlaka yapılmalıdır, yoksa eşinizden tekrar bu enfeksiyonu geri alabilirsiniz.
Vajina içine konulan fitillerin vajina duvarından emilmesi çok az düzeyde olsa da vajina içine uygulanan krem veya vajinal tablet uygulamalarından gebeliğin erken dönemlerinde kaçınılmalıdır.
Gebeliğin ilk 14 haftasından sonra doktor tavsiyesi ile mantar enfeksiyonunu tedavi amaçlı uygun vajinal fitil ve kremler ile ağızdan alınan ilaçlar ile tedavi mümkündür.
Korunmak için;
- sentetik iç çamaşırı kullanmamak, pamukluları tercih etmek,
- çok dar giyecekler giymemek,
- ıslak mayo veya çamaşırla oturmamak,
- vajinanın içini çok sık ve sabunla yıkamamaya özen göstermek,
- başkasına ait iç çamaşırı ve bu gibi şeylerin giymemek,
-çok fazla diyet şekeri veya tatlandırıcı kullanmamak gerekir.
Tedavi: tedavi hekimin muayenesinden sonra verdiği ilaçların düzenli kullanımı ile olacaktır, hekiminiz ayrıca size iç çamaşırlarınızı kaynatmanızı ve de sıcak ütü ile ütülemenizi de önerebilir.
Sağlıklı Yasam ve Beslenme
Yazan: admin 25 Kasım 2009 Çarşamba
Kategori: Saglikli Yasam
Sağlıklı beslenme, vücudun büyüme, gelişme ve günlük işlevlerinin sürekliliğinin sağlanması için gerekli olan besin öğelerinin yeterli miktarlarda alınmasıdır. Gıdalar içerdikleri besin öğelerinin benzerlikleri açısından dört gruba ayrılırlar.
1) Süt, yoğurt, peynir grubu: Süt ve sütlü gıdaların oluşturduğu bu gruptaki besinler protein, hayvansal yağlar, kalsiyum, fosfor, B2 , B12, A vitaminleri açısından zengindir.
2) Et, yumurta ve kuru baklagiller grubu: Kırmızı et, tavuk, balık, yumurta, kuru fasulye, nohut, mercimek gibi gıdaların oluşturduğu bu gruptaki besinler başlıca protein kaynağıdır, ayrıca yağ, B vitaminleri, demir ve çinko da içerir.
3) Taze sebze ve meyve grubu: Bu gruptaki gıdalar vücut için kalsiyum, demir,
magnezyum ve diğer bazı minerallerin, A, B, C, E, folik asit gibi vitaminlerin kaynağıdır.
4) Tahıl grubu: İçerdikleri karbonhidratla başlıca enerji kaynağıdır, ayrıca B grubu vitaminleri içerir
Yaşam boyu geçilen bebeklik, çocukluk, ergenlik, gebelik, emzirme, menapoz, iyileşme gibi dönemler ve yapılan işlere uygun olarak bu dört ana gruptan alınması gereken miktarlar değişebilir. Ancak az ve sık yemek, güne mutlaka kahvaltı ile başlamak, öğün atlamamak, abur cubur yememek, günde en az 4 – 6 bardak su içmek, kolalı içecekler, çay, kahve, kızartma, kavurmalar, aşırı yağlı, tuzlu ya da şekerli gıdalar ve açıkta satılan yiyeceklerden kaçınmak, yağ seçiminde doymamış yağları tercih etmek, yiyecekleri hazırlarken içlerindeki besin öğelerinin korunmasına dikkat etmek ve uygun koşullarda saklamak, çiğ yenen meyve ve sebzeleri bol ve temiz suyla iyice yıkamak her yaş ve dönem için geçerli temel sağlıklı beslenme kurallarıdır.
Günümüzde beslenme ile ilgili sorunların başında, modern yaşamda günlük enerji tüketiminin azalmasına rağmen rafine gıdalardan alınan enerjinin artması sonucunda oluşan şişmanlık gelmektedir. Şişmanlık şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları başta olmak üzere pek çok hastalık açısından risk oluşturur. Bu nedenle ideal kilonun korunması sağlık risklerini azaltmak açısından özellikle önem taşır. İdeal kilo beden kitle endeksi (BKİ) olarak adlandırılan bir formülle hesaplanır. Buna göre bireyin kilogram cinsinden tartısının metre cinsinden boyunun karesine bölünmesi ile bireyin vücut kitle endeksi hesaplanır (kg/m2). BKİ 20’nin altında zayıf, 20 – 24 arası normal, 25 – 29 arası hafif şişman, 30 – 40 arası şişman ve 40’ın üzerinde ise çok şişman olarak kabul edilir.
Gıdalarla ilgili bir diğer tehlikeli durum ise bazı hazır gıdaların içerdiği katkı maddeleridir. Bu katkı maddeleri çoğunlukla gıdaların görüntüsünü, kokusunu daha çekici hale getirmek, dayanıklılığını, kıvamını ve lezzetini artırmak üzere kullanılan kimyasal maddelerdir ve bunların bir bölümünün kanser yapıcı etkisinin olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle tüketilen gıdaların bu tür maddeler içermemesine dikkat edilmelidir.
Gıdaların temini sırasında da dikkat edilmesi gereken bazı kurallar vardır. Alınanların mutlaka taze olmasına dikkat edilmelidir. Ambalajlı gıdalarda paket üzerinde yer alan son kullanma tarihlerine dikkat edilmeli, zedelenmiş ambalajlarda ya da kötü saklama koşullarında bekletilmiş mallar kesinlikle alınmamalıdır. Konserveler paslanmamış ve özellikle dışa doğru bombeleşmemiş olmalıdır. Sıcaktan etkilenecek gıdalar alışverişten eve getirilirken ya buz çantaları kullanılmalı ve/veya en kısa yoldan ulaştırılmalıdır.
Yoganın çeşitleri nelerdir?
Günümüzde birçok farklı yoga okulu bulunmaktadır. Bu okulların en fazla bilinen ve uygulananları şunlardır:
Hatha Yoga: Fiziksel hareketler ve duruşlar, nefes alma teknikleri bu çeşide girmektedir.
Raja Yoga: Aynı zamanda “Asil Yol” da denmektedir. Egzersiz ve nefes alma tekniklerini, meditasyon ile birleştirip ortaya başarılı bir insan çıkarmayı amaçlar.
Jnana Yoga: Bilgeliğe uzanan yol, en zor yol olarak kabul edilir.
Bhakti Yoga: Tanrı kavramı üzerinden yola çıkıp, ileri derecede konsantre olup kişinin kendini tamamen o işe adamasını ön gören yoga çeşididir.
Karma Yoga: Bu yoga çeşidinde bütün hareketler aklın kişisel bir tanrı kavramına uyarlanmasıyla yapılmaktadır.
Tantra Yoga: Görünmeyen bilinci belirli kelimeler, diyagramlar ve hareketlerle açıklamaya çalışır. Fiziksel ve ruhsal bedenlerin birleşimini göstermek için kullandıkları diyagramlardan biri üst üste konmuş iki üçgendir. Aşağıya bakan üçgen fiziksel alemi ve kadını, yukarı doğru bakan üçgen ise ruhsal alemi ve enerjiyi sembolize eder.
Kashmir Shavizm: Bu yoga öğretisine göre evrendeki her şeyin hem kadınsal hem de erkeksel özellikleri vardır. Bu öğretiye göre kadınsal ve erkeksel prensipler birbiriyle iç içe geçmiş eşit bir ortaklık oluştururlar ve bu yüzden birbirinden ayrılmaları mümkün değildir. Aralarındaki çekim zıtlığın mutlak birleşimini doğurur ve bu birleşim tadına doyamadığımız bir karmaşıklığı bize sunar. Diğer öğretilerin aksine Kashmir Shavizm akla değil duyguya dayalıdır. Entelektüel anlayışın Yoga öğreniminde hiçbir zaman tek başına yeterli olmayacağını iddia eder.
KİSTİK HASTALIK(Memenin fibrokistik hastalığı- MFKH):
Yazan: admin 24 Kasım 2009 Salı
Kategori: Genel sağlık
Özellikle gençlerde en sık gördüğümüz memede ağrı sebebidir.Memeyi göğüs kafesini saran kaslara bağlayan ince lifcikler üzerinde gelişen toplu iğne başı büyüklüğünde yüzlerce kist oluşmasıyla ortaya çıkar.Kistler seyrek olarak 1-2 cm ebatlara ulaşabilir.Genellikle küçük ve yüzlercedir.Sebebi konusunda net bir bilgi olmamakla birlikte kafein içeren gıdaların ağrıyı artırdığı yönünde bulgular vardır.
BULGULAR:
AĞRI( mastodini – mastalji ):Ensık rastlanan bulgudur,hastaların tamamında değişik düzeylerde tarif edilen ağrı vardır.Ağrının şiddeti adet dönemleriyle çok değişir.
DOKUNMAKLA HASSASİYET:Dokununca ciddi ağrı tanımlanır.
OMUZA VE KOLA VURAN AĞRI:Memedeki ağrı göğüs,omuz ve kola yayılır.
YANMA ve KAŞINTI:Özellikle adet dönemlerinde yanma ve kaşıntı olur.
TEŞHİS:
En önemli bulgu hastanın tanımladığı ağrı tarzıdır,muayenede meme dokusunda kabalaşma ve memede hassasiyet vardır.
USG:Meme dokusundaki değişiklikler ve kistler görüntülenebilir.
KAN TAHLİLLERİ:Hastalığın teşhisinde yeri olmamakla birlikte kanser konusunda şüpheleri kaldırmak için istenebilir.
TEDAVİ:
CERRAHİ TEDAVİ:Çok seyrek olarak kistlerin elle tesbit edecek kadar büyümesi halinde tedavi ve mikroskobik olarak incelemek üzere çıkarılır.Ameliyatta üzüm salkımı şeklinde çok sayıda kistin oluşturduğu yumak görünür.
İLAÇLA TEDAVİ:Memenin fibrokistik hastalığının tedavisi ilaçladır. Tedavide temel amaç hastanın şikayetlerinin kaldırılmasıdır kistlerin tedavi şansı oldukça azdır.İlk etapta ağrı kesici ve memeyi rahatlatıcı ilaçlar verilir ve hasta takibe alınır 1 aylık takip sonunda düzelme varsa tedaviye devam edilir.Düzelme yoksa memedeki süt bezlerini baskılayan hormon ilaçları verilir ve genellikle olumlu sonuç alınır.
İlaç tedavisinin yanında
Dar sütyen kullanılmalı ve gece gündüz takılmalı
Çay kahve gibi kafein içeren gıdalar azaltılmalı
O taraf kolla ağır ve yoğun çalışma yapılmamalı
Meme fazla dinlenmemeli
RİSK:Tedaviden bağımsız bir şekilde fibrokistik hastalık zemininde meme kanseri gelişme riski normalden biraz daha fazladır.Normal erişkin kadın toplumda % 11 civarındayken fibrokistik hastalıkta % 12 civarıdır.Oran yüksek olmakla birlikte fibrokistik hastalığı olanlar memeleri konusunda daha hassas oldukları için erken teşhis ihtimali daha yüksektir.
YOGA FELSEFESİ
Yoga binlerce yıl önce, Hindistan’da ortaya çıkmış bir sistemdir. Bu sistemi her isteyen uygulayabilir; özel giysilere, aletlere ihtiyacınız yoktur. Sadece yere serebileceğiniz seccade büyüklüğünde bir örtüye (yüzümüzü bazı pozlarda yere koyacağımızdan yere örtü koymak daha hijyeniktir.) ve özdisipline ihtiyaç vardır.
Yoga yapan kişilere yogi adı verilir. (Bayanlara yogini denir.) Eski zamanlardaki büyük yogi’ler insanın çevresiyle uyumlu yaşayabilmesi için, öncelikle kendisiyle uyumlu yaşaması gerektiğini bu nedenle de insan doğasının tam olarak anlaşılabilmesinin önemli olduğunu söylemişlerdir. Büyük yogiler insanı farklı bedenlerde incelemektedir.
Yoga kelime anlamıyla birleşmek demektir. Yoga’da amaç, fiziksel, ruhsal ve zihinsel bedenlerimizin birleşmesiyle “Tanrı Bilinci”‘ne erişmektir. İşte bu Tanrı Bilincine ermek, meditasyon çalışmalarının son aşaması olan Samadhi’dir.
Peki, Yoga yolunda olan herkesin amacı Samadhi’ye ermek mi olmalıdır? Elbette ki hayır.
Bhagavat Gita, Yoga yapan dört öğrenci tipinden bahseder;
Acı çeken kişi; dinmeyen bir acıyı dindirmeyi amaçlayan öğrencilerdir. Bu acı fiziksel bedenin bir yerinde incinme, ağrı olabileceği gibi, zihinsel de olabilir.
Dünya nimetlerini arayan kişi; sağlık ve başarı için bir strateji geliştirmeyi hedefleyen öğrencilerdir. Burada amaç, bir strateji bularak dünya nimetlerinden azami fayda sağlamaktır.
Bilgi arayan kişi; bütünlüğe ulaşma arzusu duyan öğrencilerdir.
Bilge adam; büyük Yogilerdir.
Siz, bu öğrenci tiplerinden herhangi birine uyuyor olabilirsiniz. Niye ben diğer öğrenci tipi değilim diye düşünerek kuruntuya kapılmanın gereği yoktur. Herkesin hayattaki hedefi farklıdır ama ne olursa olsun tüm hedefler eşit derecede mükemmeldir. Bilmenizi isterim ki, Yoga yolu herkese açıktır. Yogayı dileyen herkes dilediği nedenlerden ötürü yapmaya başlayabilir ve istediği anda yapmaktan vazgeçebilir. Yoga kimsenin ya da hiç bir kuruluşun tekelinde değildir.
SAĞLIKLI YAŞAM
Yazan: admin 24 Kasım 2009 Salı
Kategori: Saglikli Yasam
Sağlıklı olmak, insan mutluluğunun öncelik taşıyan bir öğesidir. Sağlık genellikle kendiliğinden var olan bir durum olarak algılanır. Oysa sağlıklı olma uğrunda çaba gösterilmesi gerekir. Hatta bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Doğal olarak bu aşamada yapılması gerekenler, anne ve babalara düşmektedir. Olaya nesillerin sağlığı olarak bakıldığında, sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği görülür. Anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.
Sağlıklı bir yaşam için alınması gereken önlemlerin pek çoğu günlük yaşamımızda uygulamamız gereken küçük ve kolay çabalardan oluşur. Nerede olursa olsun günlük yaşamı düzenleyen bazı temel kuralların bilinerek uygulanması, sağlığın korunmasını ve diğer bireylerle paylaştığımız yaşamı kolaylaştırır. Bu kurallardan en önemli bazıları temizlik, sağlıklı beslenme, bedensel ve zihinsel çalışma, düzenli yaşam, sigara, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden uzak durma, kazalardan korunma, sorunlarla başa çıkmada doğru ve uygun yöntemler kullanmadır.
Çoğunlukla günlük çabalarda hedefin mutluluk olduğu varsayılır. Oysa altta yatan asıl neden güvenlik duygusudur. Çünkü hayatta kalmayı sağlayan en ilkel dürtü korkudur ve güvenlik duygusu korkunun yatıştırılmasıyla ortaya çıkar. Kendimizi güvende hissedebilmemizin ilk koşulu ise bilmektir. Ancak bildiğimiz şeyi, bildiğimiz kadarı ile kontrol edebiliriz. İkinci basamaksa bilginin eyleme dökülmesidir. Bilgimizi davranışımıza yansıtamıyorsak bu bilgi bizim için huzursuzluk kaynağı olmaktan öteye geçemez. Bir sonraki aşama ise paylaşarak çoğaltma, yandaş oluşturmadır. Bunun için bilgimize dayanan doğru bulduğumuz davranışı kurallaştırmaya çalışırız. Toplum içindeki pek çok kural bu yolla oluşmuştur. Zaman içinde altta yatan bilgi evrimleştikçe kurallar da değişecektir.
Truscreen ve Rahim Ağzı Kanseri
Yazan: admin 24 Kasım 2009 Salı
Kategori: Çocuk, Diş, Göz, Kadın Sağlığı ve Sağlık Haberleri
Tıp Doktorları taramlar konusundaki en son gelişmeleri takip etmeli ve kadın hastaları bilgilendirerek tarama konusunda en doğru kararı vermelerine yardımcı olmalıdırlar.ABD’de 2000 yılında yapılan ulusal çaptaki bir sağlık anketine göre,yakın dönemde servikal tarama testi yaptırmamış olan kadınların yarısına yakını (% 48) bu ihmale spesifik bir gerekçe göstermemiş ve ana sebep olarak en fazla doktorun testin gerekliliğini açıkça belirtmediğini söylenmişlerdir.
Wellensiek ve ark.nın yaptıkları çalışmada da serviks kanseri ve servikal tarama hakkında bilgi sahibi olanlarda tarama testi yaptırma oranının arttığı bildirilmiştir.
Aygül ve ark.GATA ‘da yaptıkları araştırmada da daha önce servikal tarama testini duyan kadınlar ile hiç duymamış olanlar arasında servikal tarama yaptırma açısından anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur.Kadınların dörtte birinin daha önce servikal tarama testini hiç duymadığını belirttiği halde ismini bilmedikleri testi yaptırmış olmaları çalışmada saptanan önemli bir bulgudur.
Bu sonuç, kadınların büyük bir bölümünün bilinçli olarak değil, jinekolojik muayene sırasında sağlık personelinin konuya hassasiyeti sonucu servikal taramadan geçirilebildiklerini düşündürmektedir.Kadınların servikal tarama ile ilgili bilgi düzeylerine göre yaptırma durumları incelendiğinde; testin kimler tarafından,hangi hastalığın tanısı için ve ne sıklıkta yaptırılması gerektiğini bilmeyenlerin daha düşük oranda yaptırdığı ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur.
TruScreen serviks dokusundaki kanser ve prekanseröz değişiklikleri saptamada kullanılan ve anında sonuç veren yeni bir servikal kanser tarama cihazıdır.
TruScreen, tek kullanımlık başlıklar (SUS –Single Use Sensor) ile yazıcının da dahil olduğu içinde mikro bilgisayar bulunan özel küçük bir konsol ve bu konsola bağlı el probdan oluşmaktadır.
Avustralya’ya ait devrim niteliğinde yeni bir teknoloji olan Truscreen, sitolojiye dayalı testlerde ve anında sonuç vermeyen tüm testlerde yaşanan sorunlara köklü çözümler sunmaktadır.
TruScreen klasik smear testlerinin farklı bir versiyonu veya geliştirilmiş bir hali değildir.
TruScreen, gelişmiş optik ve elektriksel biosensörleri, anında değerlendirme yapabilen bilgisayar işlemcisi ile yalnızca yüzeysel hücre örneklerini değil, servikal dokuyu yerinde inceleme imkânı sağlar.
Pap Smear için sıralanan dezavantajları TruScreen çok büyük oranda avantaja çevirmektedir.
Bu sistem Pap testi veya diğer testlerin yetersiz yapıldığı ya da yapılamadığı,eğitimli eleman eksikliğinin yaşandığı,gerekli altyapının olmadığı, gelişmemiş ve gelişmekte olan sağlık sistemlerinde kaliteli servikal tarama programlarının hayata geçirilebilmesi için üretildi.
Servikal tarama alanında zincirleri kıran TruSceen, farklı etnik ve coğrafi bölgelerden 5.000’den fazla kadın üzerinde denedi.
Anında Sonuç
TruScreen in vivo analizlerde tarama sonuçlarını anında çıktı olarak verir. Zaman konusunda klinik denetim avantajı sağlar. Klinisyen hem rapor sonucu negatif çıkan hastanın kaygılarını giderebilir, hem de tarama sonucu pozitif çıkan hastanın tedavisini yönlendirme ve düzenleme olanağı bulur.
TruScreen’de sonuçları objektif ve kendi kendini denetleyen dijital bir sistemden alındığından, Pap testinin hücresel tanı için gerektirdiği sübjektif insan kararlarına ihtiyaç duyulmaz. TruScreen servikal kanser öncüllerinin tanısında minimal medikal ya da paramedikal eğitimle, herhangi bir altyapıya veya kaynağa ihtiyaç duyulmadan kullanabilmek üzere tasarlanmıştır.
Doktorların en büyük şikâyetlerinden biri olan, test için alınan örneğin transportu esnasında yaşanan sorunlar da sonucun anında verilmesiyle ortadan kalkar.
Erkeklerde Sertleşme Problemi
Yazan: admin 24 Kasım 2009 Salı
Kategori: Cinsel Sağlık
Erkelerde cinsel problem denildiği zaman akla ilk gelen gelen iktidarsızlık ya da diğer bir adıyla sertleşme problemidir.
Erkeklerde sertleşme sorunu, bireyin cinsel açıdan istekli olduğu halde, penisinin cinsel ilişkiye girecek yeterli sertliğe ulaşamama durumudur.
Bu sorunun temeli genellikle psikolojiktir ve yeterli cinsel ilişki performansı için gerekli penis sertleşmesi sağlanamaz.
Özellikle gençler ilk deneyimleri sırasında bulunduğu ortamın şartları nedeniyle cinsel organında, sertleşmemeyi sağlayamamışsa bu sorunun ömür boyu devam
edeceğini ve kendisinin cinsel ilişki açıdan sorunlu olduğunu düşünerek bu olayın ruh halini bozmasına sebep olmakta Gençlerde yaşanan bu ilk deneyim şoku toplum yapımızı
düşündüğümüzde ömür boyu sürecek bir sorun olarak tezahur edebiliyor. Cinsel problemlerini uzmanlara danışarak tabu yapmaktan çıkaran hastalar kısa sürede tedavi olabiliyorlar.
Sertleşme sorunu her ne kadar psikolojik temeli olsa da yüksek tansiyon, şeker hastalığı, prostat kanseri, yüksek kolesterol, damar sertliği, sigara kullanımı, omurilik hasarı, hormonal bozukluklar, aşırı alkol veya uyuşturucu kullanımı erkeklerin sertleşme problemi yaşamasına neden olabilir. Erkekler için cinsel ilişki performansını etkileyen önemli düşüncelerden biri de penis boyutudur.
Penisinin cinsel ilişki performansı için yeterli olmadığı düşünen kişiler doktor onayından geçmiş bitkisel temelli penis büyütücü haplarla bu durumdan kurtulabilir. Yurtdışında uzun bir süredir kullanılan penis büyütücü haplar, erkeğin cinsel organına pompalanan kan miktarını arttırarak penis büyütmeyi amaçlamaktadır. Bitkisel esaslı ürünleri kullanan kişiler, yaşadıkları cinsel ilişkilerden daha fazla haz almakta ve kendilerini sürekli dinç hissetmektedirler.

