Kızlık Zarının Kalın Olması İlişkiyi Engeller mi ?

Yazan: admin 31 Temmuz 2009 Cuma  
Kategori: Cinsel Sağlık

Bazı durumlarda ilk cinsel birleşme birinci denemede ve sonraki birkaç denemede gerçekleşmeyebilir. Bunu en sık görülen nedeni sanıldığı gibi kızlık zarının kalın olması değildir. En sık görülen neden, genç kadının kendisini cinsel ilişkiye hazır hissetmemesidir.

Bu durumda kadın kendini gevşetmeyecek, vajinanın girişinde yer alan güçlü kaslar kasılı kalacak ve vajina giriş bölgesinde yeterince ıslanma ve kayganlaşma olmayacağından penisin vajinanın girişinde yer alan kas ve kızlık zarı engelini aşması zor olacaktır.

Pek az da olsa diğer bir neden de kızlık zarının gerçekten kalın olmasıdır. Jinekoloji kliniğine “ilk ilişkiyi başaramama” sebebiyle baş vuran kadınların bir kısmının özgeçmişinde arka arkaya yapılan ilişki girişimleri sonuçsuz kalmıştır ve muayenesinde de gerçekten de kızlık zarı kalındır. Bu durumlarda bazen cerrahi müdahale ile kızlık zarının doktor tarafından küçük bir operasyonla açılması gerekebilir.

Menopoz Nedir

Yazan: admin 31 Temmuz 2009 Cuma  
Kategori: Cinsel Sağlık

Kadın hayatının ortalama olarak üçte biri menopoz döneminde geçer. Menopoza girme yaşı tüm dünyada ve antik çağlardan beri fazla değişme göstermemiştir ve ortalama 45-55 cıvarındadır. 40 yaştan önce menopoza girmek “erken menopoz ” olarak tanımlanmaktadır. Menopoz genellikle hayatın doğal bir aşaması olarak kabul edilmektedir.

Gerçekten de menopoz, kadın hayatının yumurtlama fonksiyonlarının sonlandıktan sonraki doğal bir aşamasıdır. Ancak menopozda oluşan bazı değişiklikler kadının hayatını derinden ve öylesine olumsuz etkiler ki bu durum pek çok hastalıkların ortaya çıkmasına ve kadının yaşam kalitesinin azalmasına neden olur.Bu gün menopoz olumsuz etkileri önlenmeye ve tedavi edilmeye çalışılan bir hastalık gibi kabul edilmektedir.

Menopozun kadın hayatının doğal bir parçası olması nedeniyle hiç bir şey yapmadan izlenmesi artık eskilerde kalmıştır.Özellikle kadın yumurtalık hormonlarının laboratuar koşullarında üretilip kullanılmaya başlanmasıyla bu kavram daha da ön plana çıkmıştır. Menopozda azalan yumurtalık hormonlaının yerine konmasıyla menopoza ait tüm olumsuz değişiklikler ve hastalıklar kolaylıkla önlenebilmekte veya en aza indirgenebilmektedir.

Menopozdaki temel değişiklik kadınlık hormonu olan östrojenin yumurtlamanın durması sonucu azalmasıdır.Böylece kadında
-Ateş basma,terleme,çarpıntı
-Uykusuzluk,sinirlilik,(ruhsal çöküntü) depresyon,unutkanlık,halsizlik,çabuk sinirlenme
-Bazan cinsel istekte (libido) azalma
-Kemik erimesi(osteoporoz)
-Damar sertliği (ateroskleroz) gelişme eğilimi
-Cinsel organlarda çekilme(atrofi) ,kuruluk,ağrılı ilişki
-İdrar kaçırmaya kadar varan idrar yollarında atrofi ortaya çıkmaktadır.

Kadınlar bir sabah uyandıklarında kendilerini menopoza girmiş olarak bulmazlar.Menopoz 20 yıl süren değişikliklerin tam ortasındaki dönemdir.40 yaşından sonra kadınlarda önce yumurtlamanın azalmasına bağlı olarak düzensiz adet kanamaları,aralıklı ateş basma ve terlemeler,psikolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar.Daha sonra yakınmalar giderek artar ve adet tamamen kesilir. Bu dönemde 1 yıl adet kanamalarının olmaması menopoz tanısı için yeterlidir. 6 aydan daha fazla adet gecikmeleri araştırılıp kandaki estrojen ve yumurtlamayı uyaran hormon (FSH) seviyeleri ölçülerek kesin tanı konulur. Ancak adet düzensizlikleri veya düzensiz kanamalar “menopoza giriyorum” düşüncesiyle normal karşılanmamalı; hasta doktoruna başvurarak bu değişikliklerin gebelik ve kadın cinsel organlarının kanserlerinde de görülebileceği göz önünde tutularak bu hastalıklar dikkatle araştırılmalıdır.

MENOPOZDA KALP VE DAMAR HASTALIKLARI

Menopozda estrojen hormonunun azalması sonucu, bu hormonun koruyucu etkisi ortadan kalktığından kalp-damar sistemi hastalıklarında %60’a varan artışlar görülmektedir. Önceleri kalp-damar hastalıklarından korunmak ve ateroskleroz oluşumunu önlemek veya geciktirmek için menapozda estrojen tedavileri önerilirken, son zamanlarda tamamlanan büyük bazı araştırmaların ( WHI , One-million Women Study) sonucu bu tedavinin faydalı olmadığı hatta kalp-damar sistemini daha da olumsuz etkileyebileceğini göstermektedirler. Daha önce kalp-damar hastalığı olanlarda, bunun düzelmesi için hormon kullanımının faydasız hatta var olan hastalığın seyrini daha da kötüleştirebileceğini bildiren araştırma sonuçları vardır.

Kısaca menopozda kalp-damar hastalıklarından korunmak için kardioloji kliniklerinin önerdiği diyet, egzersiz, kolesterolu düşüren ilaçlar (statinler) kullanılmalı,menapozda hormon replasman tedavisi (estrojen ) bu amaçla kullanılmamalıdır.

MENOPOZDA KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ)

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 25 milyon kadının sorunu olan menopoz sonrası osteoporoz kabaca kemik dokusunun temel minerali olan kalsiyum’un yaşlanma ve menopozdaki östrojen eksikliği sonucu kalıcı olarak kaybedilmesidir.İlk 5-8 yılda kemik kaybı ortalama yılda %4-8 iken daha sonra kısmen azalarak kadın her yıl kemik dokusunun yaklaşık %1′ini kaybeder ve 75 yaşına geldiğinde ortalama olarak 35 yaşındaki kemik dokusunun %30′unu kaybetmiş olur.Bunun bağlı olarak menopozla beraber hızla artan kemik erimesi sonucu sessiz omurga kırıklarlarıyla bel ağrıları,boyda kısalma ve kamburluk ortaya çıkar.Menapozdan sonra bir kadında boy 65 yaşına kadar ortalama 4 cm ,75 yaşına kadar 9 cm kısalır.Omurga kemiklerindeki çökme kırıklarına bağlı olarak ortaya çıkan kamburluk ve göğüs kafesinin kemik yapısının bozulması sonucu hastada solunum sıkıntısı gelişebilir.Kadınlar menopozda çarpma düşme sonucu kalça,el bileği ve diğer kemik kırıklarına da daha kolay maruz kalabilirler.Bu kırıklardan en ciddi olanı kalça kırığıdır ve kalça kırığından sonra hastalardan %12-20’si 2 yıl içinde kaybedilmektedir.Kalça kırığı geçirmiş hastaların geriye kalanlarının bir kısmı sürekli bakıma ihtiyaç duymaktadırlar.Bu nedenle ABD’de yapılan yıllık tedavi ve rehabilitasyon harcamalarının tutarı 20 milyar doları bulmakta ve bu rakam her yıl giderek artmaktadır.Korunma bu açıdan en ekonomik,en insancıl ve en kolay yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır.Kemik erimesine zemin hazırlayan risk faktörleri,

-Çok çocuk doğurma
-Sigara,alkol kullanımı
-Beslenme bozuklukları (kalsiyumdan fakir diyet)
-Güneş banyosu alışkanlığının olmaması
-Spor yapma alışkanlığının olmaması
-Uzun süre yatağa bağlı kalmaya neden olan hastalıklar
-Bazı endokrin (hormonal ) bozukluklar (hiperparatiroidi,hipertiroidi(guatr),böbrek üstü bezinin aşırı çalışması veya steroid hormonlarının ilaç olarak uzun süreli alımı vb)
-Bağ dokusu hastalıkları(Romatoid artrit,sarkoidoz) ,siroz,böbrek hastalıkları,erken menapoz
-Genetik faktörler(ailede osteoporoz varlığı)

MENOPOZDA İDRAR YOLLARI DEĞİŞİKLİKLERİ

Östrojen hormonunun eksikliği kadınlık organlarına komşuluğu ve fizyolojik beraberliği nedeniyle idrar yolları ve mesane fonksiyonlarını da etkiler.Vajen ve idrar deliği (üretra) destek dokuları zayıflar, mesane fonksiyonları bozularak idrar kaçırma varsa artabilir veya ortaya çıkabilir.Bu dönemde mesane fıtıklaşması,atrofiye bağlı rahim(uterus) ve vajina sakmaları da idrar kaçırmanın bir nedeni olabilir.Ancak menapozda görülen idrar kaçırmanın en sık nedeni mesanenin zamansız kasılmasına bağlı olan aşırı aktivitedir(detrusor instability).Bu hastalar genellikle sıkıştıklarında yetişemeyip tuvalet kapısında idrarlarını kaçırırlar. Menapoz öncesi dönemde kadınların %10′unda görülen bu durum menapozdan sonra %20-30′unda rastlanır.Vajinal veya ağızdan uygulanan östrojen hormonu yakınmaları azaltır veya düzeltir.

MENOPOZ TANI VE TEDAVİSİ

Menopozun olumsuz etkilerinin en aza indirgenmesinin en önemli ön koşulu tanısının en erken aşamada konulup erken tedaviye başlanmasıdır.Çünkü menopozdaki kayıplar ilk yıllarda en fazladır.Menopoz temel olarak yumurtlamanın durması (doğal) veya yumurtalıkların alınması(cerrahi) veya çalışamayacak kadar hasar görmesine bağlı olarak ortaya çıkar.40 yaşından sonra 1 yıl süreyle adet görmeyen ve yakınmaları da olan bir kadın başka araştırma yapılmaksızın menopozda kabul edilebilir.Menopoza geçiş döneminde ,gebelik ve düzensiz kanamaya neden olan kötü huylu hastalıklar ayırt edilmelidir.Bunun için seyrek adet gören ,ateş basma,çarpıntı,terleme ve psikolojik değişiklikleri olan bir kadının adetin 3. günü alınan kanında, yumurtalıkları uyaran hormon(FSH,LH) düzeyleri artmışsa tanı daha kesin ve erken konmuş olur ve tedavi de hemen başlanabilir.Düzensiz (genellikle seyrek) adet gören bir kadında FSH 40 pg/ml üzerinde ise menopoz tanısı kesinlikle konur.FSH değerinin 25-40 pg/ml arasında olması halinde menapoza giriş sürecinin başladığı ancak seyrek de olsa yumurtlama ve gebelik de olabileceği düşünülür.Ancak her durumda gebelik ve düzensiz kanamaya neden olan diğer hastalıklar gebelik testi,ultrasonografi ve endometrial biopsi (kürtaj) vb ile araştırılmalıdır.

HORMONLA TEDAVİ

Başlıca bozukluk veya eksiklik östrojen hormonun azalması olduğundan ,temel tedavi de östrojen hormonu vermektir.Tanı konur konmaz eğer hasta için sakıncaları yoksa;
-Ağızdan
-Cilte yapıştırılan bantlar veya sürülen jellerle
-Vajinal yolla
östrojeni yerine koyme tedavisine başlamak esastır.
Hormon Kullanımına Engel Oluşturan Durumlar:
-Yeni kalp krizi(miyokard enfarktüsü) geçirmiş olanlar
-Geçici iskemik atak
-Geçirilmiş inme (serebrovasküler olay),beyin damar tıkanıklıkları
-Karaciğer fonksiyonlarının bozuk olması
-Östrojen ile ilerleyen tümör varlığı(Meme ,rahim)
-Tromboemboli (damariçi pıhtılaşma ile damar tıkanıklığı)
Dikkatli ve Kontrollü Kullanılacak Durumlar:
-Kalpte iskemik hastalık(damar sertliğine bağlı beslenme bozukluğu)
-Hipertansiyon(yüksek tansiyon)
-Safra kesesi hastalıkları ve taş
-Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı)
-Hiperlipemi (kanda yağ,kolesterol, oranının yüksek olması)
-Migren tipi başağrıları
-Miyom(rahimde tümör)
Hormon tedavisine başlanmadan önce,bu ilaçların olası yan etkileri ve uzun yıllar kullanılmasına bağlı ortaya çıkabilecek durumlar hasta tarafından bilinerek ,ön hazırlıklar yapılmalıdır.Ön araştırmalar:
-Genel vücut ve jinekolojik muyene,tansiyon ,kilo,ağırlık ölçümü
-Karaciğer fonksiyonları (kandaki karaciğer enzimleri,yağlar,kolesterol ölçülür)
-Kan ve idrar tetkiki( genel kontrol)
-Servikal smear(Rahim ağzı kanserini araştırmak için alınan sürüntü)
-Mammografi (Meme kanseri taraması)
-Endometrial biopsi ve/veya vajinal ultrason ile endometrial kalınlık ölçümü(rahim kanserini tarama)
-Açlık Kan Şekeri (Şeker hastalığı araştırılması)
-Elektrokardiografi (Kalpte kriz veya beslenme bozukluğu araştırılması)
-Gerekirse kemik yoğunluğu ölçümleri(kırıkları önlemek ve diğer ilaçların gerekliliğinin araştırılması için)
Bu tetkikler hastanın durumuna göre en az 1 yıl aralıklarla tekrarlanır.

HORMONSUZ TEDAVİ

Genellikle direkt olarak menopoza karşı değil ,oluşturduğu hastalıklara (osteoporoz vb ) karşı kullanılan ilaç ve yöntemleri içerir.
-Kalsiyum desteği
-Bifosfonatlar
-D Vitamini

DİYET

-Kalsiyumdan zengin diyet esastır.Süt ,yoğurt,peynir vb diyetle kemik kaybı önlenmeye çalışılır.
Bazı yiyeceklerin kalsiyum içeriği aşağıda gösterilmiştir.

Besinler Miktar Kalsiyum (mgr)

Süt

100 ml

120

Yoğurt

100 ml

115

Yumurta (beyaz)

100 gr

11

Yumurta (sarısı)

100 gr

152

Peynir (yağlı)

100 gr

162

Peynir (yağsız)

100 gr

96

Çökelek (kuru)

100 gr

505

Gravyer (%8 tuzlu)

100 gr

1011

Kaşar Peyniri

100 gr

700

Koyun Eti

100 gr

10

Sığır Eti

100 gr

11

Tavuk Eti

100 gr

12

Kuru Fasulye

100 gr

144

Kuru Nohut

100 gr

150

Kuru Barbunya

100 gr

135

Ceviz

100 gr

99

Fındık

100 gr

208

Kara Lahana

100 gr

116

Kuru İncir

100 gr

126

Pestil

100 gr

86

Kivi

100 gr

100

Asma Yaprağı

100 gr

392

Bamya

100 gr

92

Ispanak

100 gr

93

EGZERSİZ

Her gün 30 dakikalık yürüme ve basit ağırlık kaldırma, kas güçlendiren hareketler ilaçlar kadar önemlidir. Yaz aylarında güneş ışığından (ultra viole) faydalanmak için düzenli güneşlenme yararlıdır.

OLUŞAN HASTALIKLARIN TEDAVİSİ

Amaç hastalıkların önlenmesi olmakla beraber önlenemediği zaman uygun tedaviler yapılır.

KEMİK ERİMESİ

Kırık oluşmuşsa uygun tedavi yapılır ve fizik tedavi ile rehabilitasyon sağlanır. Kırıklara bağlı ortaya çıkan kamburluk nedeniyle oluşan ağrı ve solunum sıkıntısı için fizik tedavi ve uygun aletlerle hastaya yardımcı olunmaya çalışılır. Kırıkların oluşumunun önlenmesi için ev hastaya göre yeniden düzenlenmelidir. Merdiven kenarlarına, banyo ve tuvalete tutunacak kollar yapılır. Elektrik kesintisi anında oluşabilecek çarpma ve düşmeleri önlemek için özel pilli veya jenaratörlü lambalar merdivenlere yerleştirilebilir. Yerdeki kaygan örtü malzemeleri (halı, kilim vb.) sabit hale getirilebilir.

İDRAR KAÇIRMA

Mesane boyunun sarkmasına veya mesane aktivitesinin artmış olmasına (detrusor instabilitesi) göre değişir. Mesane boyu hareketliliğinin arttığı durumlarda cerrahi; mesane kasının zamansız kasılmasına bağlı idrar kaçırmalarına ilaç, fizik tedavi ve/veya mesanenin elektrik stimulasyonuna dayalı tedaviler uygundur. Hangi tedavinin yapılacağına konunun uzmanı bir hekim tarafından yapılan muayene, laboratuar ve ürodinamik (mesanenin dolum, işeme ve kaçırma basınçlarının bilgisayarla kaydı) çalışmalarla karar verilmelidir. İyi seçilmemiş hastalarda tedavi idrar kaçırmayı düzeltmeyeceği gibi artışına neden olabilir.

PSİKOLOJİK SORUNLAR

Özellikle ilk yıllarda kadınlarda adetten kesilme, ateş basma, terleme, çocuk doğurma yeteneğini kaybetme gibi bozukluklar eksik kadınlık, izolasyon, depresyon, içe kapanma, uykusuzluk, aşırı sinirlilik, saldırganlığa neden olabilir. Bu durumda bir psikiyatrisin öneri ve tedavisine gerek vardır. Alışmaya çalışmak sorunu derinleştirebilir.

Çocukluk ve Ergenlik Çağı Kanserleri – Ergenlik Çağı

Yazan: admin 31 Temmuz 2009 Cuma  
Kategori: Cinsel Sağlık

Ülkemizde her yıl Nisan ayının ilk haftası Kanser Savaş Haftası olarak kabul edilmiştir. Bu haftada ve her zaman amaç, geniş kitlelere kanserin ne olduğunu, nedenlerini, kanserden korunma yöntemlerini, erken tanının önemi ve hastalığın tedavi yolları anlatmaktır.
Bu yazıda kanserler hakkında genel bir bilgi verildikten sonra, günümüzde çok büyük oranda tedavi edilebilen, çocukluk çağı kanserleri üzerinde durulacaktır. Kanser dünyanın en önemli sağlık sorunlarının başlarında yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada yaklaşık 25 milyon kişi kanserle yaşamakta, her yıl yaklaşık 11 milyon kişi yeni kanser tanısı almakta ve yaklaşık 6.5 milyon kişi kans erden kaybedilmektedir.

Erişkinlerde, sigara, sağlıksız diyet ve enfeksiyonlar her yıl yaklaşık 4 milyon kanser olgusunun oluşumundan sorumlu faktörlerdir. Halbuki bunların çoğu basit önlemlerle engellenebilir. Sigaradan uzak durmak akciğer, gırtlak kanserlerinin birçoğunu önleyebilir. Ultraviole ışınlarından korunmak cilt kanserlerinden korunmada etkilidir. Bol lifli gıdalar, meyve ve sebze ile sağlıklı beslenme başta barsak kanserleri olmak üzere birçok kanserin oluşmasında engelleyici rol oynar. Egzersiz ve aşırı kilo almamanın da bazı kanserlerin gelişimini önlemede rol oynadığı saptanmıştır. Erişkinlerde tarama testleri (kolon kanserine karşı tarama, kadınlarda meme taraması, kadınlarda vaginal smear, erkeklerde PSA), erken tanı ve yüksek tedavi şansını sağlamaktadır. Dünyada kanser ve tedavisi hakkındaki araştırmalar son hızla devam etmektedir. Ülkemizde de bu konuda çeşitli çalışmalar yürütülmektedir.

ÇOÇUKLUK ÇOĞU

Çocukluk çağı kanserleri tüm kanserlerin % 2-4”ünü oluşturur; yıllık insidans milyonda 120”dir. Türkiye”de her yıl yaklaşık 3.000 çocuk kanser tanısı almaktadır. Çocuklarda görülen kanserler tipleri, dağılımları, tedaviye yanıt oranları ve uzun süreli sağkalım açısından erişkin kanserlerinden farklılıklar gösterirler. Çocukluk çağı kanserleri doğumdan ergenliğe kadar her yaşta görülebilir, ancak çoğu ilk 5 yaşta görülür ve hızlı gelişir. Kemik tümörleri gibi bazı kanserler 10-15 yaşta daha sık görülür.

Kanser tanı ve tedavisinde kaydedilen önemli gelişmeler sonucunda, günümüzde çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık % 70”i tamamen iyileşebilmektedir. Ülkemizde çocukluk çağı kanserlerinin büyük bir kısmı ileri evrelerde başvurmaktadır. Erken tanı alan olgularda sağkalım oranı daha yüksektir. Bu hastaların erken tanı alabilmeleri, bu konuda eğitimin yaygınlaştırılması ile mümkündür. Bunun için bu hastalıklara ilişkin bulgu ve belirtilerin bilinmesi, hızla tanıya gidilmesi ve bu hastaların tam teşekküllü onkoloji merkezlerinde tedavisi çok önemlidir.

ÇOÇUKLUK ÇAĞI KANSERLERİ NELERDİR?

Çocukluk çağı kanserlerin %30”unu lösemiler (kan kanserleri), kalan %70”ini de solid tümörler (organ ve çeşitli dokulardan gelişen kanserler) oluşturur.
Çocukluk çağında görülen kanserlerin sıklık sırasına göre dağılımı şöyledir:

• Lösemiler %30
• Santral sinir sistemi tümörleri (Beyin tümörleri) %19
• Lenfomalar (Lenf bezesinden kaynaklanan kanserler) % 13
• Nöroblastom (İlkel sinir hücrelerinden köken alan kanserler) %8
• Yumuşak doku sarkomları (en sık çizgili kastan köken alan rabdomiyosarkom) %7
• Wilms” tümörü (Çocukluk çağında en sık rastlanan böbrek tümörü) %6
• Kemik tümörleri (Osteosarkom, Ewing sarkom) % 5
• Diğer tümörler %12 (Retinoblastom (Göz tümörü), Germ hücreli tümörler, Karaciğer kanserleri ve diğer kanserler) • Sütçocuklarında (1 yaş altı) ise nöroblastom en sık görülen habis tümördür.

RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

Kanser oluşumuna neden olan çeşitli yapısal ve çevresel risk faktörleri vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:
• Bazı kromozom bozuklukları,
• Doğumsal bazı bozukluklar ve hastalıklar,
• Bağışıklık sistemini bozan hastalıklar,
• Çeşitli virüs enfeksiyonları,
• Radyasyona maruz kalma,
• Bazı kimyasal maddelere maruz kalma ( benzen, ağır metal, tarım ilaçları, petrol ürünleri..),
• Hamilelikte kullanılan bazı ilaçlar ve alkol,
• Ailede kanser olgularının fazla olması (özellikle genç yaşta ve belli tip kanserlerin görülmesi).

Bazı kalıtsal hastalıklarda kanser riski artmıştır. Örneğin Down sendromlu bebeklerde (Mongolizm) lösemi riski artar. Ciltte yaygın sütlü kahverengi lekelerle seyreden nörofibromatosiste beyin tümörleri ve diğer bazı tümörlerin görülme riski artar. Bağışıklık sisteminin baskılandığı hastalıklarda, özellikle lenfoid dokudan köken alan kanserlerin gelişme olasılığı artmıştır. Halk arasında öpücük hastalığı olarak bilinen hastalığın etkeni Epstein Barr Virüsü, bazı lenfomaların ve nazofarenks kanserinin gelişmesinde rol oynayabilir. Hepatit B ve C virüsü, karaciğer kanserlerine yol açabilir. Tüm çocukların hepatit B aşısı olmaları çok önemlidir. Radyasyonun kanser oluşumundaki etkisini dünya acı örneklerle gözledi. İkinci Dünya Savaşında Hiroşima ve Nagazaki ‘ye atılan atom bombası sonrasında o bölgede çok sayıda kanser olguları saptanmıştır. Yine Çernobil”de nükleer kaza sonrası, yakın bölgede yaşayan çocuklarda çeşitli kanser olguları, özellikle çocuklarda çok nadir görülen tiroid kanserlerinde artış gözlenmiştir.

UYARICI BELİRTİLER NELERDİR?

Çocukluk çağında kanserin erken tanısı için, erişkinlerde kullanılan tarama testleri mevcut değildir. O nedenle çocukluk çağı kanserlerinde, en sık görülen uyarıcı bulgu ve belirtileri bilmek ve bunların varlığında hızla doktora başvurmak gerekir. En sık raslanan bulgu ve belirtiler şunlardır:

• Boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde lenf bezelerinde şişlikler,
• Vücudun herhangi bir bölgesinde şişlik
• Solukluk, halsizlik
• 4. Sık ateşlenme
• Ciltte morluklar, çürükler
• Burun, dişeti kanamaları
• Başağrısı, kusma
• Ateşşiz havale geçirme
• Dengesizlik, yürüme bozukluğu,görme bozukluğu
• Kemik, eklem ağrıları
• Enfeksiyon (İltihab) tedavisine rağmen sebat eden öksürük, nefes darlığı,
• Gelişme geriliği, aşırı tartı kaybı
• İdrarda kan, idrar ve dışkılamada zorlanma
• Göz bebeğinde parlaklık, gözde kayma

ERGENLİK ÇAĞINDA KANSER

Türkiye”de ergenlik çağı nüfusu , tüm nüfusun % 21”i gibi büyük bir kesitini içermektedir. Gelişimsel ve psikososyal yönleriyle özellik gösteren bu dönemde, kanser tanısı gerek tıbbi, gerek psikososyal yönleriyle ele alınması gereken önemli bir sorundur. Bu dönemde kanser görülme oranı 15 yaş altına göre iki kat fazladır. Ergenlik döneminde görülen kanser tipleri de erişkin dönemine göre farklılıklar gösterir.

Ergenlik döneminde en sık görülen kanserler:

• Hodgkin lenfoma ( % 16)
• Germ hücreli tümörler (% 15)
• Beyin tümörleri (% 10)
• Non Hodgkin Lenfoma (% 8)
• Tiroid kanserleri (% 7)
• Cilt tümörleri (Malign Melanom) (% 7)
• Lösemiler (%9) (Akut lenfoblastik lösemi % 5, akut myeloid lösemi % 4)
• Yumuşak doku sarkomları (%7)dır.

Ergenlerde malign melanom görülme oranın son yıllarda arttığı dikkati çekmektedir. O nedenle ultraviyole ışınlarından korunma, güneş ışınlarına aşırı maruz kalmama, koruyucu kremler sürme gibi önlemler hatırlanmalıdır.
Çocukluk çağı kanserlerinin çoğu tam teşeküllü onkoloji merkezlerinde ve belirli klinik çalışmalar dahilinde tedavi edilmekte; başarı oranı da çok yüksek olmaktadır. Halbuki dünyada ergenlerin ancak %20 sinin tam teşeküllü kanser merkezlerinde ve % 10 unun klinik çalışmalar dahilinde tedavi edildiği ve başarının çocukluk çağından düşük olduğu bildirilmektedir. Bazı kanser tiplerinde, ergenlerde, çocuklar için geliştirilen protokollerle tedavinin, erişkin protokollerine göre daha iyi sonuç verdiği saptanmıştır. Bu dönemin özellikleri göz önüne alınarak, bazı Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri”nde bazı merkezlerde pediatrik onkolog ve medikal onkologların birlikte çalıştıkları “ergenlik dönemi onkoloji üniteleri” kurulmuştur. Bu şekilde başarının artacağına inanılmaktadır. Ülkemizde de benzer çalışmalar kısıtlı sayıda kurumda yürütülmektedir.

KANSERLERİN TEDAVİ ŞEKLİ NEDİR?

Kanser tedavisi bir ekip işidir. Kanser tedavisinde üç ana tedavi şekli vardır:
• Cerrahi
• İlaç tedavisi (Kemoterapi)
• Işın tedavisi (Radyoterapi)

Bu tedavi şekilleri kanser tipine göre çeşitli kombinasyonlarda kullanılırlar. Son yıllarda, bazı tümör türlerinde biyolojik tedaviler, hedeflenmiş tedaviler de kullanılmaktadır. Cerrahi ve radyoterapiye, kemoterapinin eklenmesiyle çoğu çocukluk çağı kanserlerinde sağkalım (Şifa şansı) önemli ölçüde artmıştır. Günümüzde kansere yakalanan çocukların % 70”i tamamen iyileşebilmektedir. İstatistiklere göre günümüzde gelişmiş ülkelerde her 900 erişkinden biri çocukluk çağı kanser sağkalanıdır. Bu çocukların toplumun sağlıklı birer bireyi olarak uzun bir hayat yaşıyabilmeleri için hem etkin tedaviyle çocukları kanserden iyileştirmek, hem de tedaviyi geç yan etkilerin en az olacağı şekilde planlamak gereklidir. Kanser tedavisi uzun ve zorlu bir süreçtir. Bu süreçte çocukların psikolojik ve sosyal yönden de desteklenmeleri gerekir.

KANSERDER KORUNMA YOLLARI NELERDİR?

Erişkinlerde sigara ve diğer tütün ürünlerini kullanmıyarak akciğer kanserlerinden korunma, bol lif içeren meyve ve sebzeden zengin gıda alımı ile kalın barsak kanserinden korunma önemlidir.
Çocukluk çağı kanserlerinde kesin korunma yolları yoktur. Ancak iyi beslenme ve enfeksiyonlardan korunarak bağışıklık sisteminin güçlenmesi, kimyasal karsinojenlerden (kansere neden olan kimyasal maddeler) ve radyasyondan korunma, anne adaylarının doğumsal bozukluklar, kullandıkları ilaçlar ve alkol açısından kontrol altında olmaları riski azaltabilir. Hepatit B aşılaması ile hepatit B virusunun yol açabileceği habis bazı karaciğer tümörlerinden korunma sağlanabilir.

KANSER BULAŞICI BİR HASTALIK MIDIR?

Kanser bulaşıcı bir hastalık değildir. Kanser tanısı almış bir hastanın kanseri bulaştırma riski yoktur, ancak gerek hastalığı, gerekse de tedavisi nedeniyle bağışıklık sistemi baskılanmış olduğundan, başkalarından kolaylıkla enfeksiyon geçebilir ve ağır ateşli hastalık geçirebilirler. O nedenle kanserli hastaları enfeksiyon hastalığı olan, aksıran, öksüren kişilerden, kalabalık, kirli ortamlardan uzak tutmalıyız.

Sonuç olarak, çocukluk çağı kanserlerinin tedavi şansları çok yüksektir. Tüm çocukların, gerek büyüme gelişmelerinin takibi, gerekse genel muayeneleri açısından düzenli doktor kontrolune gitmeleri önemlidir. Çocukluk çağı kanserlerine ilişkin bulgu ve belirtiler gözlendiğinde ise , derhal hekime ve kanser şüphesi varsa tam teşeküllü sağlık kurumlarına başvurmak gerekir. Unutulmamalıdır ki, erken tanı ile başarı daha da artmaktadır.

HASTAYKEN ÇOCUĞUNUZU OKULA GÖNDERMELİ MİSİNİZ?

Okul çocukları her yıl yaklaşık 5-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanırlar. İlkokul öncesi kreşe giden çocuklarda da enfeksiyonlara sık rastlanır. Ayrıca okul çocuklarının evdeki kardeşleri de dolaylı olarak hastalanmaktadırlar. Yani kısacası bütün çocuklar hastalanır. Önemli olan bu hastalıkları en aza indirmek için neler yapılacağı ve hastalık durumunda nasıl davranılacağının bilinmesidir. Aşılarının düzenli yapılması ve belirgin olarak hasta kişilerden uzak tutmaya çalışmak alınabilecek temel önlemlerdir. Sık el yıkamak ve bu konuda çocuklara örnek olmak ve teşvik etmek önemli korunma yollarındandır. Çocuğunuzun sağlıklı beslenmesini sağlamak, sigara içilen ortamlardan uzak tutmak da yararlı olacaktır. Ancak tüm önlemlere rağmen çocuğunuzun hastalanabileceğini unutmamalı ve hastalık durumlarında suçluluk hissetmemelisiniz.
Hasta çocukların okula gitmesi ile ilgili keskin kurallar olmamakla birlikte dikkat edilmesi gereken durumlar şunlardır;

HASTALIK HALEN BULAŞICI MI?

Bu cevaplanması kolay olmayan bir sorudur. Mikroplar hastalıklar sırasında idrar, dışkı, ağız burun salgıları ile hastalık belirtileri başlamadan bulaşabilirler. Bu nedenle hastalık başladıktan sonra çocuğu okula göndermemekle önceden karşılaştığı çocuklaroın hastalanmasını önleyemeyiz. Hasta çocuklar tedaviye başladıktan sonra en az 24 saat kadar okula gönderilmemeli izole edilmelidirler. Su çiçeği gibi döküntülü hastalıklarda döküntüler belirdikten sonra en az 7 gün okula gönderilmemelidirler. Rotavirüs enfeksiyonu gibi viral ishallerde ishal düzeldikten sonra yaklaşık 3-5 gün kadar bulaştırıcılık devam edeceğinden iyileşme sonrasında çocuk bu süre içinde okula gitmemelidir. Hasta çocuğunuzu okula gönderip göndermeme konusunda karasızsanız doktorunuza danışmalısınız.

EVDE İSTİRAHATE İHTİYACI VAR MI?

Tedaviye başlandıktan sonra bulaştırıcılık kalmasa bile halsizlik, iştahsızlık, ateş takibi, ilaçlarının saatinde verilmesi gerekliliği gibi nedenlerle çocuğun okula gönderilmeyip evde izlenmesi gerekebilir.

Birden fazla çocuğunuz varsa bütün ilginizi iyileşmekte olan çocuğunuza yöneltip farkında olmadan diğer çocuklarınızı ihmal edebilirsiniz. Hasta çocuğunuz iyileşmeye başladığında, diğer çocuklarınıza da gereken ilgiyi göstermeli ve bunu hissettirmelisiniz.

Cinsel Birleşmede Sorun Yaşayan Hastalar Kime Başvurmalıdır?

Yazan: admin 30 Temmuz 2009 Perşembe  
Kategori: Cinsel Sağlık

Cinsel ilişki ve birl eşmede sorun yaşayan hastalar ilk olarak bir jinekoloğa başvurmalı ve basit bir jinekolojik muayeneden geçirilmelidirler.

Her ne kadar vajinismus %99 oranında psikolojik kökenli bir rahatsızlık olsa da %1 gibi bir oranda anatomik problemlere bağlı olarak da gelişebilmektedir. Böyle bir durumun olup olmadığı da basit bir jinekolojik değerlendirme ile ortaya çıkarıldıktan sonra tedaviye geçilmelidir.

Vajinanın atrofik (normalden oldukça küçük) olması, vajina içindeki septumlar (dikey ve yatay perdeler), vajinanın kör bir şekilde sonlanması (Rokitansky Kustner Hauser sendromu) gibi anatomik problemlerde de cinsel ilişki mümkün olmayacaktır.

Vajinismus Tedavisini Kimler Yapar ?

Yazan: admin 30 Temmuz 2009 Perşembe  
Kategori: Cinsel Sağlık

Vajinismus tedavis i bu konuda “özel eğitim almış” jinekolog, psikolog veya psikiyatrist hekimler tarafından yapılabilmektedir. Burada önemli olan tedaviyi verecek olan kişinin bilgisi ve tecrübesidir.

Ülkemizde “seksolog” gibi bir uzmanlık dalı olmadığı için bu konu ile özel olarak çalışan kişiler kendi tecrübeleri doğrultusunda çalışmaktadırlar.

Doğru merkezde doğru tedaviye başlamak tedavideki süreci ve başarı şansını etkileyen en önemli faktörlerdir. Nitekim kliniğimizde bu problem nedeni ile yalnızca son üç yıl içinde başvuran hastalarımızın sayısı 200”lerde olup tedavi başarı oranımız %100”dür.

Cinsel İlişkiden Tiksinme

Yazan: admin 30 Temmuz 2009 Perşembe  
Kategori: Cinsel Sağlık

Cinsel yaşamın ayıp ve günah olduğu öğretilen bir toplumda yaşıyoruz. Evlenmemiş kızlarımızın bakire olmalarının zorunlu tutuldukları, aksi durumlarda kan dökülen bu toplum; ?kadının görevi evlenmek, çocuk doğurmak ve anne olmaktır” derken, cinsel yaşama karşı ilgi göstermeyen genç kızlara iyi gözle, cinsellik konuşan kızlara ise kötü gözle bakmış, fakat bu ruhsal baskının altında ne kadar çok insanımızın ezildiğini ise göz ardı etmiştir. İşte kökeni bu ikircilik olan bir cinsel işlev bozukluğu:Cinsel tiksinti bozukluğu. Genellikle cinsel ilişkiden tümüyle uzak durma ve cinsel ilişkide bulunmaktan aşırı tiksinti duyma ile karakterize bir cinsel işlev bozukluğudur.

Cinsel isteğin şiddetli bir derecede azaldığı veya hatta ortadan kalktığı cinsel isteksizliğin daha ileri bir aşamasıdır. Cinsel tiksinti bozukluğu olan insanlar cinsel aktivitelerden kaçınırlar. Hatta cinsellik konularının konuşulmasından bile rahatsız olurlar. Tahmin edileceği gibi evli olanlarda bu durum belirgin bir sıkıntıya ve çiftler arasında ilişkilerde bozulmalara neden olur. Nedenleri *Çocukluk veya genç ergenlikte cinsel saldırıya veya tecavüze uğrama, *Cinsel yaşam ile ilgili bilinçaltı suçluluk duygusunun olması, *Cinselliğe yönelik çok güçlü utanç ve günah duygusu taşıma, *Toplumsal önyargı veya kaygılar, *Cinsel ilişki sırasında sürekli ağrı duyma,

*Baskıcı bir aile ortamında yetişme, *Yatılı okullarda eğitim görme, *Cinsel yaşamla ilgili bilgiden yoksun evlenme, *Aynı zamanda idrar yapma veya dışkı organları olarak da görev yapan cinsel organların pis olduğu düşüncesi, Cinsel tiksinti bozukluğu olan kişilere cinsel yönden yaklaşıldığında iğrenme, korku, kaygı yada utanç gibi duyguları ifade edebilecekleri gibi daha şiddetli durumlarda panik atağa varan sorunlar yaşanabilir. Tedavi *Cinsel terapi ERKEKLERDE GEÇ BOŞALMA Erkek cinsel işlev bozuklukları içinde en nadir görülen bozukluklardan biridir. 1970?lerde Masters ve Johnson tarafından erken boşalmanın karşıtı olarak, ejakulatuar refleksin özel bir engellenmesi sonucunda erkeğin vajina içinde boşalamaması şeklinde tanımlandı.

LoPiccolo ise ejakulatuar yetersizlik terimini eşinin uyarısıyla orgazma ulaşamayan erkekler için kullandı. DSM-IV?de ise erkekte orgazm bozukluğu sınıflamasında yer alır ve yoğunluğu ve süresi yeterli bir cinsel etkinlik sırasında, olağan bir cinsel uyarılma evresi sonrası, sürekli ya da yineleyici bir biçimde orgazmın gecikmesi ya da olmaması şeklinde tanımlanmıştır. Erkeğin cinsel ilişki sırasında geç boşalması veya hiç boşalamaması durumudur. Ketlenmiş boşalma da denir. Bazen bu duruma ejakülatuar yetmezlik yani ejaculatory incompetence adı da verilir. Birleşme sırasında orgazma ulaşılamaz. Birleşmenin uzatılmasına karşın boşalma gerçekleşmez ancak ilişki sırasında ya da sonrasında yapılan mastürbasyonla boşalma sağlanabilir.

Genellikle eşli cinsel etkinliklerde ortaya çıkmakla beraber gençlerde masturbasyon sırasında da görülebilir. Hatta bu hastalarda uyku sırasında gece boşalmaları da görülür. Bu sorun bir hastalığa veya bir ilaca bağlı olmadığı sürece masturbasyon esnasında ortaya çıkmaz, cinsel ilişki sırasında görülür. Yani mastürbasyonla normal sürede boşalma olur.

Geç Boşalmanın Nedenleri *Performans anksiyetesi, *Çok sık masturbasyon yapma, *Masturbasyona alışma, *Eşe duyulan kızgınlık veya tek taraflı doğum kontrol kararı gibi öğrenilmiş bir davranış, Geç Boşalmanın Tedavisi Bedensel bir anormallik yoksa, sorun sadece psikolojik kaynaklı ve cinsel eşin varlığında ortaya çıkıyor ise tedavide, cinsel terapi ve cinsel terapi içinde düzenli bir cinsel yaşamın mümkün olduğu bir eş zorunlu olmaktadır. Cinsel terapinin süresi geç boşalmanın şiddetine göre 3 hafta ile 3 ay arasında değişmektedir. Cinsel terapinin başarısı diğer cinsel sorunlar kadar yüksek değildir.

Geç Boşalma Hakkında Bilinmeyenler *Hiçbir zaman boşalma olmuyorsa bedensel bir nedenden kaynaklanma olasılığı çok yüksektir ve bir üroloji uzmanı tarafından incelenmesi gereklidir. *Geç boşalan erkeklerde cinsel organların yapısı ve işlevi normaldir. *Geç boşalan erkeklerde bedensel gelişimde gecikme söz konusu değildir.

Sigara kalbi yaşlandırıyor

Yazan: admin 29 Temmuz 2009 Çarşamba  
Kategori: Genel sağlık

Sigara çok önemli bir risk faktörüdür. Sadece kalp damar hastalıklarına neden olmaz, birçok hastalığın da birincil nedenleri arasında yer alır. Sigara kalp damar hastalıklarını gelişme riskini artıran 4 büyük faktörden biridir.
Diğerleri kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı ve tansiyon yüksekliğidir. Sigara içen ve başka risk faktörleri bakımından eşit durumda olan bir şahısta, sigara içmeyene göre kalple ilgili önem­li olaylarını (yani kalp krizi geçirme, kalp krizi nedeniyle ölme, hastaneye yatma) ortaya çıkma ihtimali yüzde 120 artar. Yani diğer tüm risk fak­törleri eşit eşit olan bir şahısta bu risk 1 ise gün­de bir paket içende aynı risk 2.2. olur. Başka bir deyişle kalp damarlarının ya da genel anlamda kalbin yaşlanma hızı iki katından daha fazla ar­tar. Sigara yalnızca kalp damarlarını değil, tüm organların damarlarında benzer değişikliklere neden olur. Felç, böbrek yetersizliği, bacak da­marlarında tıkanmalar meydana gelme riski si­gara ile artar. Birçok kanser türünün ortaya çık­ma riskini 20-30 kata varacak dereceler artırır. Ampfizem, kronik bronşit gibi ağır akciğer has­talıklarını er ya da geç mutlaka ortaya çıkacak­tır.

Sigarayı bıraktıktan sonra kalp hastalığı riski devam eder mi?
Kalp damar hastalığında sigaraya bağlı hızlan­manın ortadan kalkması sigarayı bıraktıktan bir yıl sonra azalır, tamamen kaybolması 2-3 yıl içinde gelişir. Ancak yeni bozuklukların ortaya çıkmasında bir rol oynamaktan çıkması, daha önce meydana getirmiş olduğu zararların kay­bolmasını sağlamaz. Sigarayı bırakmak için kalp damar hastalığının belirti vermesini beklemek, yangına bacayı sardıktan sonra müdaheye et­meye karar vermek gibidir. Çünkü koroner kalp hastalığında damarlar genellikle yüzde 70′e ka­dar daralmadıkça belirti vermezler.

Sigarayı bırakmak istenlerin aşırı kilo alması sonucu kalp krizi vakaları var. Sigarayı bırakmak kalp krizi nedeni mi?
Sigarayı bırakmanın hissettirdiği boşluk duy­gusu ve tatmin eksikliğini gidermek için bir şey­ler yemek bir kötü alışkanlığın yerine başka bir kötü alışkanlığın gelmesidir. Bunun yerine dü­zenli egzersiz yapılması son derece uygun bir çö­züm olur.

Çünkü yeterli miktar ve sürede egzersiz hem sigara ya da yemek yemenin sağladığı tatmin benzer bir tatmin duygusu, psikolojik rahatlık verir hem de sigaradan sonra kilo artışının kont­rolünde yardımcı olur. Ayrıca metabolizma, da­marlar, kalp üzerine de başka olumlu etkilen de olur. Sigarayı bırakırken bunun bir yandan egzer­siz programlarıyla birleştirilmesi hem farklı bir anlayışa, yaşam biçimine girmeyi sağlar hem de kişinin sağlığı açısından çok yararlı olur.

Yoganın yararları

Yazan: admin 29 Temmuz 2009 Çarşamba  
Kategori: Yoga

nsanlar yüz binlerce yıldan beri Yoga yapmaktadır, çünkü Yoga onlara çeşitli yararlar sağlamaktadır. Bu bölümde Orijinal Yoga Sistemi’nin sağladığı yararların kısa bir özetini vereceğiz. Yoga sistemini uygulamaya başladığınızda bu yararlara ulaşabileceksiniz. Burada anlatacaklarımız Orijinal Yoga Sistemi sayesinde elde edeceğiniz faydalardır. Günümüzde yaygın olan “yoga” türleri veya ekolleri bu yararları sağlayamaz.

Yama olarak bilinen prensipler icra edilince olumlu eğilimler güçlenir, pozitif enerji ve motivasyon artar ve insan kendini evrenin bir parçası olarak hisseder.

Niyama olarak anılan prensipler hayata geçirildiğinde olumsuz eğilimler giderilir, kötü alışkanlıklar yenilir, negatif enerji atılır ve insan kendisinin evrenin tüm canlı varlıklarıyla bir aile olduğunun farkına varır.

Asana olarak adlandırılan duruşlar omurgayı çeşitli biçimlerde çalıştırarak esnetir, yumuşatır ve sağlıklı hale getirir. Merkezi sinir sistemi oksijenli kanla beslenir ve güçlenir. Vücut çalışmaları eklemleri esnetir, kasları güçlendirir ve uzatır, iç organları uyarır ve canlandırır. Bloke olmuş enerjiyi serbest bırakır, beden enerjik ve canlı olur. Tüm beden, organlar ve kaslar besleyici maddeler, oksijenli kan ve biyoenerjiyle yıkanır. Her bir hücre arınır, yenilenir ve canlanır. Solunum, sinir, kardiyovasküler, dolaşım, sindirim ve boşaltım sistemleri daha sağlıklı olur ve verimli çalışır. Beyinsel fonksiyonlar düzene girer, zihin keskinleşir, stres atılır ve yorgunluk giderilir.

Yoga duruşları kan ve lenf dolaşımını geliştirmekte ve daha iyi bir hale getirmektedir. Baş aşağı duruşlar beyne ve akciğerlere daha fazla kan gitmesini sağlar. Neticede bu organlar oksijenli kanla yıkanarak canlanır ve arınır, beyin hücrelerinde birikmiş toksinler atılır ve beyin fonksiyonları gelişir. Bacaklar birikmiş kirli kandan kurtulur ve dinlenir. Yerçekiminin etkisi tersine çevrildiği için kalp beyine kan pompalama görevinden özgür kalarak rahatlar. Sempatik sinir sistemi uyarıldığı için beden gevşer ve uyku kalitesi yükselir. Ruh hali ve yaşama bakış açısı olumlu bir şekilde değişir.

Bükülme hareketlerini içeren duruşlar bedene doğal bir masaj yaparak kasları ve iç organları canlandırır, kan dolaşımını artırır, besin maddelerinin taşınmasını hızlandırır ve toksinlerin dışarı atılmasını sağlar. Omurga, bel, kalça ve kasıkla ilgili sorunlar giderilir. Toksinler atılır ve vücut temizlenir.

Öne doğru eğilme hareketlerini içeren duruşlar karın bölgesindeki iç organlara baskı uygular, hareketlendirir ve arındırır. Sindirim ve boşaltım sistemleri uyarılır ve daha verimli çalışmaya başlar. Vücudun arka kasları ve eklemleri esneklik kazanır. Böbrekler ve böbreküstü bezleri rahatlar, yorgunluk atılır, idrar sistemi daha verimli çalışarak enerji tazelenir. Zihin dinginleşir ve farkındalık artar. İnsan kendi içine yönelince, duygular yatışarak heyecan ve endişe azalır.

Arkaya doğru eğilme hareketlerini içeren duruşlar akciğerleri genişletir, kalbi güçlendirir, akciğerlere alınan hava miktarını artırır ve dolaşımı hızlandırır. Omurga, vücudun ön kasları ve eklemleri esner. Böbreklere ve böbreküstü bezlerine baskı uygulanır, bu organlar uyarılır ve sağlık kazanır. İnsan dışa yönelir, zindeleşip neşelenir, üzüntü ve keder gibi içte saklanan duygular serbest bırakılır.

Belirli duruşlar kalp ve damar sağlığına çok yararlıdır. Yoga duruşları kalbi aerobik, pedal çevirme ya da koşma gibi yormaz. Kalp uyumlu bir şekilde uyarılır, canlanır ve yenilenir.

Yoga duruşları yerçekiminin etkisini azaltarak kasların ve organların yaşlanmasını ve sarkmasını frenlemektedir. Yoga felsefesine göre: “Esnek omurga genç beden demektir.” Yoga duruşları sayesinde omurga esnek, güçlü ve sağlıklı kalmaktadır. Bedensel denge ve koordinasyon gelişmekte, beden duruşu düzelmekte ve bedensel hareketlerin farkındalığı artmaktadır.

Duruşların doğru ve düzenli uygulanması sayesinde kaslar esneklik kazanır, güçlenir ve daha kolay uyum sağlar. Solunum ve dolaşım sistemi daha verimli çalışır, kemikler kuvvetlenir, insülin duyarlılığı ve boşaltım işlevi düzene girer, bağışıklık sistemi ve stresle olumlu şekilde başa çıkma yeteneği gelişir, sağlıklı lipit ve kolesterol metabolizması oluşur ve mevcut kronik rahatsızlıklar giderilir.
yoga
Yoga duruşları forma girmek ve formda kalmak için etkili bir araçtır. Eklemler esnekleşir, uzun ve yağ içermeyen kaslar gelişir. Kas gücü, esneklik, eklemlerin hareket alanı, dayanma yetisi ve dayanıklılık artar. Beden yeni hareket biçimleri öğrenir.

Belirli Yoga duruşları erkeklerin prostat sorununun çözülmesine yardımcı olur. Prostat ve lenf bezleri sağlık kazanır, lenf sistemi gelişir, lenf sıvısının dolaşımı ve atık maddelerin dışarı atılımı artar. Sert ve sıkışık kaslar gevşer, uzar ve esnek hale gelir.

Belirli duruşlar kadınlarda adet öncesi, menopoz öncesi ve menopoz dönemi belirtilerini ortadan kaldırmaktadır. Üreme organları sağlık kazanır ve rahatsızlıklar giderilir. Karın bölgesindeki gerginlik ve şişkinlik, sırt ağrıları, yorgunluk, kramp ve aşırı kanama giderilir.

Menopoz öncesi ve menopoz dönemi yaşanan yorgunluk, uykusuzluk, değişken ruh hali, sıcak basması, beden yağlarının düzensiz dağılımı ve düzensiz adet görme azalır.

Asana teknikleri günlük yaşamdaki bedensel duruşu düzeltici tesirler taşır. Birey vücut duruşunun daha fazla farkına varır ve günlük yaşamında duruşunu düzeltir. Daha iyi bir fiziksel denge ve duruşa kavuşur. Doğru bedensel duruş birçok rahatsızlıkları önler ve ortadan kaldırır.

Yanlış duruş alışkanlığı boyun, baş ve omuz ağrılarına neden olmaktadır, çünkü boynun doğal kavisi bozulmuştur. Yuvarlak omuzlar ve çökük göğüs kafesi akciğerlerin tam çalışmasını engellemektedir. Yetersiz solunum moral bozukluğuna, keyifsizliğe ve bıkkınlığa neden olmaktadır. Çökmüş bel, öne doğru yatan leğen kemiği ve sırtın alt kısmındaki kısaltmış ve gergin kaslar sırt ağrılarına yol açmaktadır. Asana teknikleri sayesinde kazanılan doğru bedensel duruş tüm bu rahatsızlıkları gidermektedir.

Doğru bedensel duruş sayesinde iskeletteki bütün kemikler baştan ayaklara kadar düzgün bir şekilde sıralanmaktadır. Uyluk kemikleri leğene doğru biçimde oturduğunda iki kalça aynı hizada durmakta, dengeli bir kuyruksokumu kemiği oluşmakta ve omurga düzgün bir pozisyon almaktadır. Kuyruksokumunun, omurgayı destekleme görevi nedeniyle dengeli olması omurganın sağlığı açısından yaşamsal önem taşımaktadır.

Bozuk bedensel duruş, kuyruksokumunun işlevsel bozukluğuna sebep olmakta ve kronik sırt ağrılarıyla sonuçlanmaktadır. Yoga duruşları sayesinde kuyruksokumu ve leğen omurgaya gerekli desteği sağlar, dengeli bir omurga oluşur, gövde gerekli desteğe sahip olur ve her yönde rahatlıkla eğilebilir. Kemikler yerli yerine oturur, eklemler kemiklere doğru biçimde bağlanır, kaslar dengeli çalışarak koordinasyonu sağlar ve organlar doğru yerde bulunduğu için görevlerini en iyi şekilde yaparlar.

Yoga duruşları aracılığıyla gelişen doğru ve dengeli bir bedensel duruş fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal dengeyi de sağlar. Baş, boyun, sırt ve bel ağrıları ve bu yüzden çekilen konsantrasyon ve düşünme güçlüğü, sinirlilik, gerginlik ve öfke yatıştırılır.

Çeşitli bilimsel araştırmalara göre Yoga duruşlarının doğru ve düzenli uygulanması kemik yoğunluğunu korumakta ve artırmakta, osteoporozu ve kemiklerin kolayca kırılmasını engellemektedir.

Yoga duruşları bedeni canlandırmakta, uyarmakta, güçlendirmekte ve kan dolaşımını geliştirmektedir. Pelvis bölgesindeki organlar güçlenmekte, cinsel organları destekleyen kaslar, perine kasları ve pelvis tabanı esneklik kazanmaktadır. Bu organlar ve kaslar taze kan, oksijen ve besin maddeleriyle dolmaktadır. Böylece tensel duyarlılık, uyumluluk ve cinsel yaşam kalitesi artmaktadır.

Yoga teknikleri sayesinde astım, artrit, kalp rahatsızlığı, obezite, osteoporoz, madde bağımlılığı, depresyon, migren, sinüs sorunları gibi kronik rahatsızlıklar hafiflemekte ve zaman içinde geçmektedir. Kanser hastalığına çok iyi gelmektedir. Hastalığın yol açtığı stres ve uygulanan tıbbi tedavinin yan etkileriyle baş etmede yardımcı rol almaktadır. Multipl skleroz hastalığının tedavisinde de son derece yararlı sonuçlar vermektedir.

Pranayama olarak adlandırılan solunum teknikleri, nefes alışverişlerini düzene sokar, solunum rahatsızlıklarını giderir ve zihnin kontrol edilmesini sağlar. Bu teknikler beden-zihin sistemini bir bütün olarak yeniler ve enerjik kılar. Solunum sistemi canlanır ve güçlenir. Sinir sistemi sakinleşir ve yatışır. Kanda oksijen oranı artar ve dolaşım hızlanır. Vücudun bütün hücreleri arınır, beslenir ve yaşam gücü kazanır. Doğru ve düzenli olarak yapılan Pranayama teknikleri çok çeşitli iyileştirici etkilere sahiptir. Yorgunluk atılır, bedendeki enerji akımları güçlenir, yaşam enerjisi dengelenir, organlar yenilenir, duygular yatışır ve zihin dinginliğe kavuşur.
yoga
Hızlı ve yüzeysel nefes endişe ve korkuları tetiklemektedir. Solunum teknikleri sayesinde nefes derinleşmekte ve yavaşlamakta, sinir sistemi gevşemekte ve duygular yatışmaktadır. Kalp atışları düzene girmekte ve kardiyovasküler sistemin çalışma ritmi sağlıklı bir ritme göre ayarlanmaktadır. Kalp rahatlamakta ve güçlenmektedir.

Orijinal Yoga Sistemi’nin bu basamağında biyoenerji teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler sayesinde bedenin biyoenerji alanı güçlenmekte, genişlemekte, enerjetik blokajlar çözülmekte, beden daha enerjik ve sağlıklı olmaktadır.

Pratyahara olarak bilinen teknikler bilinçli gevşeme yeteneğinin gelişmesini sağlar. Bunlar, içe dönme, içsel arayış ve gelişim için olağanüstü tekniklerdir. Bilinçli gevşeme teknikleri, organizmayı sistematik olarak derin bir gevşeme durumuna getirmektedir. Beden gevşeyince zihin susmakta, sinirler boşalmakta ve kas gerginliği atılmaktadır. Beden derin gevşeme haline geçince nefes alışveriş hızı azalmaktadır, akciğerler rahatlamakta ve solunum sistemi dinlenmektedir.

Nefes alışveriş hızı düşünce kalp atışları da yavaşlamaktadır. Böylelikle kalp dinlenir ve yıpranmaz. Dolaşım sistemi olumlu şekilde etkilenir ve düzene girer. Tetikte olan sempatik sinir sistemi gevşemeye başlar. Sonra da parasempatik sinir sistemi gevşer. Daha sonra endokrin sistemi gevşemeye başlar. Stres yüzünden devamlı adrenalin salgılayan ve aşırı çalışan böbreküstü bezleri dinlenir. Endokrin sisteminin dinlenmesi fiziksel ve duygusal sağlığı da olumlu yönde etkilemektedir.

Bilinçli derin gevşeme ile organizmanın bütün sistemleri olumlu bir şekilde etkilenir, yorgunluk ve uykusuzluk giderilir, birikmiş gerginlik atılır, enerji blokajları çözülür ve bol bol enerji depolanır.

Orijinal Yoga Sistemi’nin bu basamağında Çakra (vücuttaki enerji merkezleri) teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler sayesinde bedende bulunan enerji merkezleri uyandırılmakta, aktifleştirilmek-te ve sağlıklı çalışmaktadır. Bedendeki enerji akımları güçlenmekte, beden enerjik hale ulaşmakta, beynin çalışma kapasitesi artmakta, doğaüstü yetenekler gelişmekte ve bilinç arınmaktadır.

Orijinal Yoga Sistemi’nin Pratyahara basamağında Kundalini (vücuttaki evrim enerjisi) teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler, enerji merkezlerinin daha verimli çalışmasına, beyin kapasitesinin artmasına, enerji blokajlarının çözülmesine, duyguların güçlenmesine, bilincin yükselmesi ve tüm organizmanın yenilenmesine katkıda bulunmaktadır

Dharana olarak bilinen konsantrasyon tekniklerinin, zihin fonksiyonları üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Zihin yavaşlamakta, olumsuz düşüncelerden ve enerjiden kurtulmakta, imgeleme yeteneği ve odaklanma gücü gelişmektedir.

Konsantrasyon sırasında zihinden geçenler ilgisiz bir gözlemci gibi uzaktan izlenilir. Düşüncelerin, onlara tutunmadan, akıp gitmesine ve zihnin boşalmasına izin verilir. Zihin dalgalanmaları bağımsızca gözlemlenir ve yaşanan anın değeri anlaşılır. Bireyin geçmiş ve gelecekle ilgili düşünceleri atılınca bu zaman birimleriyle ilgili olayların yükü üzerinden kalkar ve gereksiz endişeler yok olur. Birey kendisine odaklanmayı öğrenir ve günlük kaygılardan uzaklaşır.

Böylece zihin sakinleşir, yaşamın temposu yavaşlar ve zorluklarla daha kolay başa çıkılır. Bakış açısı değişir, olumsuzluk içeren olayların sonuçları büyütülmez. Olumsuz düşünceler kontrol altına alınır, düşünce akışı olumlu yöne yönlendirilir ve duygusal tutarsızlık yok olur. Yeni olumlu evrensel düşünce biçimleri ortaya çıkar.

Birey, zihin olarak bilinen şeyin sadece kafanın içinde olmadığını, bir zihinsel enerji alanı oluşturduğunu algılar. Bu zihinsel enerji alanı arınır, güçlenir, pozitifleşir, genişler, blokajlardan kurtulur ve yenilenir.
yoga
Dhyana olarak tanımlanan meditasyon teknikleri yaşamın anlamını kavramak ve içsel bilgeliği geliştirmek için etkili araçlardır. Bu teknikler sayesinde zihinsel gerginlik ve duygusal huzursuzluk ortadan kalkar, gerçek benlik algılanarak içsel gerçeklikle bağ kurulur. Doğuştan gelen içsel anlayış ve farkındalık uyanır. Spiritüel varoluş biçimleri ortaya çıkar.
Meditasyon sırasında, vücudun bütün hücrelerinin içine işlemiş bilinç enerjisi bir noktada toplanmaktadır. Beden-bilinç sistemi birleşmekte ve insan birlik bilincini yaşamaktadır. Bütün canlılarla bir ve aynı olduğunun bilincine varmaktadır. Diğer varlıklarla ve gerçek içsel benlikle yabancılaşma sona ermektedir. Birey boşluk ve kaygı duygularıyla boğuşmaktan kurtulmaktadır. Maneviyat yeni bir anlam kazanmakta, birey içsel doyuma ulaşmakta ve içindeki boşluğu doldurmaktadır.

Samadhi olarak bilinen süperkonsantrasyon teknikleri gerçek ruhi benliğin gerçekleşmesi ve yaşanmasına olanak sağlamaktadır. Bireysel ruh ile Evrensel Ruh arasındaki bağlantı net bir şekilde algılanmaktadır. Bireysel ruh Evrensel Ruh ile bütünleşmekte ve ölümsüz, bilgi ve mutlulukla dolu olan doğasını algılamaktadır. Birey Evrensel Ruh’un bir parçası olduğunun farkına varmakta ve onunla iletişim kurmaktadır.

Yoga sayesinde vücutla ilgili olumlu imge, özgüven ve pozitif özsaygı gelişmektedir. Birey kendisine ilişkin daha gerçekçi, olumlu ve rahat bir görüş kazanmaktadır. Beden daha çevik, esnek ve güçlü, zihin berrak, duygular dengeli hal aldığı için fiziksel, zihinsel ve duygusal istikrar ve güven oluşmaktadır. Beden-zihin diyalogunun gelişmesi neticesinde birey bedenin ihtiyaçlarına kulak vermeye başlamaktadır. İçsel ses uyanmakta, birey içinden gelen sesi duymakta ve iç sesini dinlemeyi öğrenmektedir. İç dünyasını dinleyerek uygun içsel iletilere doğru bir şekilde karşılık vermektedir.

Duygusal denge gelişince birey duygularını daha iyi anlamaya başlar. Duygusal kontrol sayesinde birey aşırı yemek yeme alışkanlığından kurtulur. Açlık hissi rahatsız etmez, öfkeye ve diğer olumsuz hislere neden olmaz, açlığa dayanıklılık artar ve açlık korkusu yok olur. Birey yalnızca gerçekten acıktığı zaman insan doğasına uygun, besin değeri yüksek, sağlıklı ve doğal yiyecekler tüketmeye başlar. Böylece doğru beslenme sağlığa bir bütün olarak olumlu katkıda bulunur.

Beslenme konusunda, “Yoga kilo verdirir mi?” sorusuyla devamlı olarak karşılaşmaktayız. Bu soruya bilimsel araştırmalara dayanarak kesin bir cevap veriyoruz. Evet, Yoga kesinlikle dengeli, sağlıklı ve kalıcı bir zayıflamaya yardımcı oluyor. Sadece hareketler değil, uygulanan tüm teknikler ve geliştirilen tavır da zayıflamaya katkı sağlayan unsurlardır. Doğru solunum, dengeli sinir sistemi, gevşeme, mide fonksiyonlarının düzene girmesi, sindirim sisteminin doğru çalışması, duygusal rahatlama, yaşamdan gerçekten zevk alma sayesinde birey doğal ve kendi kendini düzenleyen bir beslenme alışkanlığına kavuşur.

Günümüzün stresli yaşamı kemik yoğunluğu üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta ve osteoporoza neden olmaktadır. Sık sık adrenalin salgılanması kemiklerdeki kalsiyumu tüketmekte ve hormon dengesini bozmaktadır. Yoga teknikleri stresin etkisini azaltmakta, gerekli dengeleri kurmakta ve kemik yoğunluğunu artırmaktadır.

Yoga sayesinde beden imgesi ve özgüven artmaktadır. Neticede cinsel yaşam güçlenip gelişmektedir. Cinsel ilişki sırasında fiziksel görünüm ve performansla ilgili çekingenlik, yargı ve kaygılar yok olmaktadır. Birey bedeni konusunda kendini rahat hissetmekte ve yakınlık içeren bu tür ilişkilerde endişelerden özgür olmaktadır. Birey gevşek, sabırlı ve enerjik olduğu için daha iyi duygusal bağ kurabilmektedir. Yatakta rahat, kaygısız ve beklentisiz olduğu için cinsel yaşamın kalitesi artmaktadır.

Yoga

Yazan: admin 29 Temmuz 2009 Çarşamba  
Kategori: Yoga

Eğer kararlıysanız ve yaşlanma saatini geri çevirecekseniz, yogayı deneyin. Yoga, genel sağlığınızı cildinizin sağlığını bozan stres hormonlarının seviyesini düşürmeye yarar. Yararları sonsuzdur. Nefes alma teknikleriyle (pranayama) ve fiziksel duruşlarla (asanas) yoga, dolaşımı hızlandırarak, cildin yenilenmesini sağlayan besin ve oksijen akışını düzenler. Sinir sisteminizi rahatlatmasının hem fiziksel hem de zihinsel artıları vardır. Yüzdeki kırışıklıkları yumuşatır, kan dolaşımını ve lenf akışını düzenler, sindirimi kolaylaştırır, hormonla sistemi ve eklemleri güçlendirir. Duruşların bir kısmı aynı zamanda iç organlarınıza yapılan birer masaj gibidir,onların toksinlerden arınmasına yardımcı olur. Siz lenfatik sisteminizi uyardığınızda, toksinlerden kurtulmanız daha kolay olur ve bu da daha temiz bir cilt demektir. Yoga aynı zamanda daha rahat uyumanızı da sağlar.

Güzelliğe diğer bir artısı ise çeşitli yoga duruşlarının, saçlarınızın beyazlamasına neden olan foliküllere giden kan akışını artırmasıdır. Bu foliküllerin daha fazla beslenmesi, daha güçlü ve sağlıklı saçlara sahip olmanızı sağlar. Farklı yoga duruşlarıyla boynun esnetilmesi, kan damarları ve boyun sinirleriniz üzerindeki basıncın kalkmasını ve böylelikle cildinize gelen kan desteğinin artmasını sağlar.

Yoga yalnızca mükemmel bir rahatlama şekli değildir, aynı zamanda harika bir egzersizdir. Yoganın pek çok farklı çeşidi vardır. Hatha gibileri çok rahatlatıcıyken, Ashtanga, lyengar ve Bikram gibileri daha serttir. Yüzünüzden yılların izini alıp o yılları ömrünüze eklemenin anahtarı, hem eğleneceğiniz hem de kopmayacağınız bir yoga türü bulmaktır. Eğer yoga size göre değilse, sinir sisteminizi rahatlatmak ve yaşlanma sürecini yavaşlatmak için Tai Chi ve Qi Gong’u da deneyebilirsiniz.

Rahat uyuyun
Hindistan Dehli’deki Psikoloji ve Ortak Bilimler Savunma Enstitüsü’nde yapılan bir çalışma, üç ay boyunca iki kez 1′er saat yapılan Hatha yoga seansı melatonin üretimini arttırarak uykusuzluğun düzelmesine yardımcı olur.

Üç Yoga Duruşu (asanas)
Bu üç duruş, yumuşak ve etkilidir, ancak ilk başlarda tek başınıza yapmayın. Daha önce yoga yapmadıysanız, birkaç derse katılın ve hocanıza gerçekten de bu işi doğru yapıp yapamadığınızı sorun.

Çocuk duruşu (balasana)
Çocuk duruşu, stresi ve yorgunluğu atmak için idealdir. Beyni rahatlattığı, kalçaları ve baldırları sıkılaştırdığı bilinmektedir.

Yerdeki bir şiltenin üzerinde diz çökün. Ayaklarınızı birleştiriri; baş parmaklarınızın birbirine değdiğinden emin olun ve topuklarınızın üzerine oturun. Sonra dizlerinizi kalçalarınız genişliğinde açın. Nefesinizi verin ve vücudunuzu (tarso) öne yatırın.

Ardından kollarınızı vücudunuzun iki yanına uzatın. Avuç içleriniz yukarıya baksın ve omuzlarınızı yere doğru düşürün. Omuzlarınızın ağırlığının kürek kemiklerinizi her iki yana doğru nasıl açtığını hissedeceksiniz.

Çocuk duruşu bir dinlenme duruşudur, o nedenle herhangi bir yerde bu şekilde 30 saniyeden birkaç dakikaya kadar durabilirsiniz.

Kedi duruşu (bidalasana)
Bu duruş, omurgayı esnetmek için mükemmeldir. Kedi Duruşu’nun omurilik sıvısını ve sindirim sistemini harekete geçirdiğine inanılır.

Her dörtlüye sırtınız dümdüz, elleriniz omuz hizasında ve dizleriniz de tam kalçanızın hizasında olacak şekilde başlayın. Elleriniz tamamen açık olsun ve orta parmaklarınız karşıya baksın. Nefes alırken kaburganızı içinize çekin ve omurganız yay şeklini alsın. Nefesinizi verirken ise kuyruk sokumunuzu kızgın bir kedi gibi hafifçe yukarı kaldırın. Yavaşça 5 defa tekrar edin.

Yüzü Yere Dönük Köpek (Adho Mukha Svanasana)
Yüzü Yere Dönük Köpek, yüz bölgenizdeki cilde kan akışını artırmaya yardımcı olur. Stresi atmak ve beyni rahatlatmak için de iyidir. Bu duruş, omuzlan, baldırları ve diz arkası kirişlerini esnetir; sindirime yardımcı olur ve vücuda enerji verir.

Şiltenin üzerinde ellerinizin ve dizlerinizin üzerinde durarak başlayın. Elleriniz dizlerinizin önünde dursun ve parmaklarınızı açın. Yavaşça geriye doğru adımlar alın -her seferinde bir adım. Ayaklarınız kalça genişliğinde geri gittiği zaman, nefes alın ve kalçanızı kaldırın. Kafanızı yere doğru eğin, boynunuzu esnetin ve omuzlarınızı kaldırın. Göğsünüzü omuzlardan kurtarın ve topuklarınızla yere tam basın. Derin nefes alın.

Yüzü Yere Dönük Köpek, geleneksel Güneş Selamlama seansının parçası olan bir duruştur. Buna tek başına yoga asana (duruş) da denir. Bu pozisyonda, istediğiniz yerde üç dakika kadar durabilirsiniz. Derin nefes almayı unutmayın. Pozisyondan dizlerinizi yavaşça yere koyarak ve ardından da Çocuk Duruşu’na geçerek çıkın.

NOT: Bütün yoga duruşları yüzünüze olan kan akışını artırır.

İnternetin En Popüler Siteleri – 2

Yazan: admin 28 Temmuz 2009 Salı  
Kategori: Tanıtımlar

Sizlere internette keyif duyduğumuz site filtremize takılan kaliteli siteleri paylaşmaya devam ediyoruz. Türkiye’nin önde gelen sitelerinide barındıran Nette oyun alanında çeşitli ödüllerde kazanmış Oyunlife.com un yapımcısıdır Bu sitede varmısın yokmusun oyunu, sue oyunları ve çocuk oyunları sayfaları günde onbinlerce kişiye ulaşmaktadır. Sevgilinize özel günlerde ona en güzel sözler le ulaşabilmek için mesajlar.net, sabah kalktığımızda aklınıza ilk rüyanızı yorumlamak için rüya tabirleri ulaşacağınız ilk site de ruyatabirci.com ihtiyacınızı fazlası ile görecektir. En yeni projesi olan rejimde.com da diyet alanında, kilo almak içinde :) yemek tarifleri sitesi yemektarifci.com alanında en popüler site olmaya adaydır.

Sonraki sayfa »